Gücün Gölgesinde İlişkiler: Maskeler, Dengeler ve Zehirli Dinamikler.

Bu ülke yıllarca kadın-erkek ilişkilerini farklı pencerelerden dinledi. Psikolog Tuna Tüner’in sözleri, bizim kadınımızın güçlü erkek tanımını ve ilişkilerdeki güç savaşlarını sorgulamama sebep oldu.

​Kadınlar evet, güçlü erkeklerin yanında olmak istiyor ancak bu gücün kendi egolarını kısıtlamasını ve sorumluluk yüklemesini kabul edemiyorlar.

​Burada sınırı koyacak olan yine erkektir. Güçlü bir erkek her isteğe evet demeden, makul bir şekilde en büyük gücün kendisinde olduğunu gösteren ama karısına da psikolojik baskı yapmayan profile uymalıdır.

​Dürüstçe konuşmak gerekirse, zengin veya güçlü bir erkeğin karşısındaki kadının neye geldiğini anlamak her zaman kolay olmuyor. İnsanlar bazen kendi çıkarları uğruna bir maske takıp seni aynalayabilir.

​Ayrıca, aradaki denklik unsuru da çok önemlidir. Eğer adam çok zengin ve güçlü olsa da kadın onun kadar denk değilse, daha aşağıdaysa, bu durum erkeğin her zaman tehlikede olduğunu gösterir. Fakat kadın da adam da kendi alanlarında gerçekten başarılıysa ve güce sahipse, bu bir denklik oluşturur ve kadının adamın gücünü sömürme ihtimalini düşürmüş olur.

​Son olarak, gaylerin kadınlarla olan dostluğunu, zararsız ve huylarına giden erkek tipinin canlı bir örneği olarak değerlendiriyorum. Onları erkek olarak değil, kadın gibi görüyorlar. Bu noktada iki kadın arasındaki husumet veya çekişme de geylerden aldıkları enerjide yoktur, çünkü geyler diğer kadına karşı herhangi bir kadınsal rekabet içine girmezler.

​Sonuç olarak, güç her zaman zehirlemeye, zehirlenmeye yol açabilir. Gerek gücün sahibini gerekse ona yaklaşanı zehirleyebilir.

Tahtarevalli mantığıyla Empati..

Empati denilen şeyi ben bir tahtarevalliye benzetiyorum. İki çocuk karşılıklı oturuyor. Sonra her ikiisi de aynı keyfi, hep yükseldiklerinde alabiliyorlar. Fakat bu oyunda mühim olan şey, çocukların kilolarının birbirine denk olması. Eğer çocuklardan biri kilo olarak diğerine göre fazlaysa aynı hazı alamıyor. Bu durumda ne zayıf çocuk ne de sişman olan birbirlerinin hislerini anlayamıyor. Yani sonuç olarak, empati dediğimiz yerine geçme olayı, yalnıca birbirine denk olan kuvvetlerde mümkün olabiliyor. Sınıf,ekonomi ve kültür bakımından denk ya da denkliğe yakın bireyler ya da grupların empatiye yatkın olmalarıda bu teoremden kaynaklanıyor. Zenginin fakiri, eğitimlinin cahile karşı uzak olmasını yadırgamak gayet insani fakat bir o kadar da anlamsız bir bir düşüncedir. Bunun mümkün olma ihtimali bu kadar düşükken, taraflardan birbirlerini anlamasıda beklenemez. Kendini başkasının yerine koyması için benzer deneyim yaşanmışlıklarının az da olsa bulunması gerekiyor. Doğuştan zengin bir ailede yetişen bir çoçuğun, yokluk denilen sıkıntıyı bilmememesi, büyüdüğü zaman yardım ve merhametten uzak bir hayat sürmesi çok normal bir davranış biçimidir. Fakat bu hâl, yardım ve merhamete yakın olmayan insanın, yokluk çeken insana üzülmeyeceği anlamına da gelmez. Üzülmek başlı başına doğuştan gelen bir duygudur. Fakat empati kurmak için yeterli değidir. Zorluk çeken insanlarla geçirilecek zamanlar yaratılırsa empati belli bir zaman içinde kendine bir yer açabilir insan algısında. İnsana saygı duyma eğitiminin temeli çocuklukta verilebilirse, birey ileride bu duyguyu otomatik olarak sahiplenir.