Çünkü Avrupalı tilkidir,biz Aslanız. / Cemil Meriç

Avrupa’nın bize göre üstünlüğü de fikre, ilme verdiği değerden ileri gelmektedir. Avrupalı neden bahsettiğini biliyor, nasıl bahsettiğini biliyor, bizi nasıl istismar edeceğini biliyor. İnsanları tanıyor ve tarihi tanıyor. Bütün samimiyetiyle tanımıyor tabiî. Çünkü Avrupalı tilkidir, biz aslanız. Tilki aslanı tanımaz. Tarihimiz boyunca bu tezadı yaşadık. Aynı cinsten insanlar birbirlerini tanır. Biz vefayı, feragati, kahramanlığı temsil ettik. O hileyi, soğuk düşünceyi, soğuk kanlı düşünceyi tanıdı. Onun iştigal sahası, onun bildiği şeyler bizi esir etmek için kâfidir. Fakat bizim de esir olmamamız için mutlaka aynı bilgilerle mücehhez olmamız gerekir. Bu itibarla onların yaptığını, kendi ölçülerimiz içersinde biz de yapmak mecburiyetindeyiz.

Cemil Meriç – Türk Edebiyatı Vakfı – Çarşamba Sohbetleri

Bir sevgi ve bir hayranlık / Cemil Meriç

BİR SEVGİ VE BİR HAYRANLIK

Hayır, severek evlenmedim. Hayatımı bir zebani ile birleştirecek kadar yalnızdım. Yalnız ve yabancı. Bir kadın ilk defa olarak adımı taşımaya razı oluyordu. Bir kurtuluştu bu, paryalıktan kurtuluş, cehennemden kurtuluş. Ve bilmediğimiz ülkelere yelken açan bir gemiye atlar gibi elele hayata atladık. Ben seni tanıd xtan sonra yaşamaya başladım. Korkuyorum. Bunları söylemekten korkuyorum. Yirmi iki sene gelişen, kökleşen bir sevgi bu. Bir sevgi ve bir hayranlık. Hayat, hayatımız daima güzel miydi? Hayır. Ama mevsimleri vardı, mevsimleri var. Vatanımsın benim. Kokladığım havasını, içtiğim su. Ben şımarık ve yaramaz bir çocuk oldum zaman zaman. Sen hep aynı kalmasını bildin.

Cemil Meriç’in Bu ülkesinden..

Hayatı anlamadan geçip gidiyoruz. Olgunlaşmak kalbin daha hassas, kanın daha sıcak, zekanın daha işlek, ruhun daha huzurlu olması demek. İçlerinde böyle bir canlılık,böyle bir hayat coşkunluğu duyanlar dünyanın biricik hakimleridir..

CEMİL MERİÇ – BU ÜLKE

Meçhul dost’a.. / Cemil Meriç ,Jurnal

Ölmek istiyorum, dekorsuz, poz almadan. Batan bir güneş gibi ihtişamla değil, kaderin bileklerime taktığı prangalardan kurtulmak için ölmek. Mütevazi bir odadan süslü bir salona geçer gibi, realiteden tarihe geçmek umurumda değil. Ah inanabilseydim. Istırap gayyasında aylarca kaldım, orada yalnız sükut vardı. Neredesin, yanan alnımı müşfik avuçlarında dinlendirecek Meçhul Dost?

Cemil Meriç – Jurnal

Sevmek Yaşamaktır / Cemil Meriç

Sevmek yaşamaktır. Böceklerden kehkeşanlara kadar uzayan bir sevgi… Bütün kainatı ve kainattan daha büyük bir yaratıcıyı sevmek, hem de ruhun ölmezliğine inanarak. Yani ebediyet ölçüsünde bir sevgi. Dinsizlerin ölümü, insanı tahammül edilmez bir yalnızlığa sürüklemekten başka neye yarar?

Cemil Meriç – Jurnal

Obskürantizm.. Yani bizde ki karşılığı Taassup / Cemil Meriç

Dilimizde ifadesi bulunmayan mefhumlardan biri de: obskürantizm. Tarihin bütün cinayetlerini yüklenebilecek kadar habis ve lânetli bir kelime. Sokrat’ı zehirleyenler, Aristo’yu ülke dışına kovanlar, Galile’yi mahkûm edenler bu illete yakalanmışlardı. Obskürantizm nura düşmanlıktır. Hakikatin her tecellisini yadırgamak, her inancı susturmak ayırıcı vasıflarıdır bu habasetin. İslâm’ın tanımadığı bir illet diye seviniyordum. Ama kuşkulandım birdenbire. Hallac’ı taşlayan, İhvan-ı Safa risalelerini toplatan, İmam-ı Azâm’ı zindana atan kafayla, bir engizitör keşişinin kafası birbirinden çok mu farklıydı? Demek ki obskürantizm denilen belâ ne bir kavmin inhisarındaydı, ne bir çağın. Binbir biçime bürünen bu hastalık daha çok ayak takımından kimseler arasında yayılıyordu. Her ülkede başka bir adı, başka bir gerekçesi vardı. İslâmiyette tek kelimeyle karşılanabilirdi: Taassup.

Cemil Meriç / Küfürden İrfana

Haziran Gidenleri..

Haziran..

Takvimin ortanca aylarından biridir. Hatta tam ortancasıdır. Çöl sıcaklarının bu coğrafyaya habercisidir. Haziran da aynı diğer aynı aylar gibi bir zamanı, kayıt almak için kullandığımız bir sürenin tanımıdır.

Haziran, dünyanın en başından beri, içinde milyarlarca insan için çeşitli ölçeklerle değer atfeden olayları kapsar. Bu olaylar kimisi için bireysel anlamda anlamlar taşır. Biri okulu kazanmıştır meselâ. Birisinin çoçuğu olmuştur. Kimisi de hasta olmuştur. Kimisi aşk acısı çekmiştir. Kimisi vatan hasreti çekmiştir.

Bir de bu bireysel yaşanmışlıkların dışında, toplumların toplu olarak önemsedikleri, içselleştirdikleri olaylar vardır. Bunlar, eşzamanlı çoğulun önemsediği anları kapsar.

Meselâ savaşlar, doğa olayları, devrimler, bayramlardır. Ya da ulusal bir spor organizasyonunda bir sporcunun ya da bir takımın altın madalya,kupa kazanmasıdır.

Yıllar, aylar, günler ve hatta saatler bile, bu olayların en büyük şahitleridir. Bu şahitlerin cümle içinde en çok kullanılanı da aylardır. Mesela bizim toplumda Nisan denilince akla gelen 23 Nisan çocuk bayramıdır.

Kasım da, 10 kasımı Mustafa Kemal Atatürk’ü anarız. Ağustos, 17 si Marmara depremi gelir hatrımıza. Temmuzsa, ayın 15 dir. Hain ellerin kalkışmasına gösterdiğimiz dirençtir. Eylüller sonbaharın adıdır.

Yine aylar, İnsanlık adına hayırlı işler yapan değerli isimleri yani, devlet adamlarını, yazarları, sanatçıları, sporcuları hatırlatır bizlere..

Bu ayların içindeki bazı aylar, bu değerli isimleri daha çok çağrıştırır. İşte ilk haftasında bulunduğumuz Haziran ayı, bu tür aylardandır. Bir çok değer atfedişleri sebebiyle çok sayıda isim Haziranda vefat etmiştir. Kimler yoktur ki tarihin haziranları içinde uğurladığımız ve de hayırla yad ettiğimiz..

Cahit Zarifoğlu, Cemil Meriç, Peyami Safa, Orhan Kemal, Ahmet Haşim, Nazım Hikmet Ran, Abdürrahim Karakoç, Ayşe Şasa, Muhammed Ali Clay, Fuat Sezgin, Michael Jackson, Victor Hugo, Ahmet Arif, Franz Kafka, Robert Kennedy, Cengiz Aytmatov, Jorge Lois Borges, Hakkı Devrim, Sümer Tilmaç, Ayhan Işık, Cahit Kulebi, İbni Sina, Kazım Koyuncu, Fuad Köprülü..

İşte Haziran, tüm değerli isimleri içinde toplamış bir ay olarak duruyor karşımızda..

Başta bizim toplumumuzda sonra da dünya da ismi saygıyla anılan, topluma bir aydınlık ve ışık tutan onlarca isim..

Elbette ki bu isimlerin herkeste farklı bir değeri vardır. Fakat ben bu listeye baktığımda kendi adıma belli isimleri en tepeye koyarım.

Bunların içinde bir Cemil Meriç, bir Muhammed Ali, bir İbn-i Sina, bir Michael Jackson, bir Zarifoğlu bir Abdurrahim Karakoç, Peyami Safa, Cengiz Aytmatov  yeri başkadır. Bu başkalıkların elbette birbirinden farklı zenginlikleri vardır.

Meselâ Meriç’in engeline rağmen bilgiye ve akla duyduğu açlıktan, dünya toplumlarının biriktirdiği tüm kültür birikimini yalayıp yutması vardır. Kendi toplumunun aydınlığı için bir kültür hizmetçiliği yapması benim kendisine hayran olma sebebimdir.

Muhammed Ali’yi, İslamla çok sonradan tanışmasına rağmen, dünyada ki belki milyonlarca mirasyedi müslümandan daha fazla imanlı oluşu sebebiyle severim. Bir iş yapıyorsan, o işte en iyisi olmak zorundasın dediği için severim. Rengi yüzünden, ırk’ı yüzünden dışlanan her toplumun sesi olduğu için severim. Amerikaya ve de Avrupaya, hakiki bir müslümanın nasıl olurmuş gösterdiği için severim. Cesareti ve iddiasıyla milyonlaca mazluma umut oluşu sebebiyle severim.

İbn-i Sina’yı bilim ve ilmi muazzam bir biçimde harmanlayıp, bu harmanı bir müslüman etiketiyle dünyaya sunması sebebiyle severim. Dünyaya, us ( akıl ) hocası olduğu için severim. İnsanın dünyada ki her eşyaya hakkını vererek dokunduğunda, eşyanın insanın dünyada ki en büyük hizmet vasıtası olduğunu ispatlaması sebebiyle severim.

Zarifoğlu’nu, içinde ki saf çocuğu hiç öldürmeden, edebiyata kattığı masumane şiirlerler, fikirler ve mütevaziliği için severim. Allah’a olan bağlılığı, günahı kapısından içeri sokmamak için verdiği mücade için severim.

 

Aytmatov’u Türkiye dışındaki bir Türk devleti vatandaşı olarak edebiyatta dünyaca tanınmış bir yazar olduğu için severim. Selvi boylum al yazmalımda, insanı, sevdayı,emeği, umudu,sabrı ve vefa gibi erdem gerektiren duyguları içimizde yeşertmiş olduğu için severim.

Peyami Sefa’yı sürekli içinde olduğumuz ruh hallerinin, psikolojik açıdan anlamlanmasına katkı da bulunduğu, Hezeyanların, depresyonların, karakter ve duygu çelişkilerinin birbiriyle olan karmaşık ilişkilerinin roman denilen yazına tüm şeffalığıyla yedirmesinden dolayı severim.

Jackson’u gereksiz bir şekilde beyazlara benzemeye çalışmasına rağmen severim. Allah vergisi dans yeteneği sayesinde dünyaya, insan vücudunun ne kadar mükemmel olduğunu göstermesi sebebiyle severim. Dünyaca tanınmış ve milyonlar kazanmış bir star olmasına rağmen, sade ve efendi bir adam olarak yaşadığı için  severim. Burcu Başak diye severim 🙂 Ama herseyden önemlisi Evangelistlere, İllimünatiye, ve dünyayı tek tip dine yönlendirip köle yapmayı hedefleyen paralı tarikat örgütlerine boyun eğmediği için severim.

Karakoç’u sıradanlığı, anadoluluğu, ve mihriban’ı için severim. Milliyetçiliğini islamla süslediği için severim. Fahri bir halk terapistliği yapar gibi yaşamasını severim. Eğriyi doğruya çevirmek için verdiği gayret için severim.

İşte bu nedenler sebebiyle de Haziran’ı ayırırım diğer aylardan ilmi olarak..

Allah, bu ay sebebiyle andığım tüm değerli insanların mekanı cennet etsin. Günahlarını affetsin. Nurlar içinde yatsınlar. ( Michael Jackson içinde geçerlidir bu duam 🙂

 

 

Cemil Meriç’in Bu ülke’si..

Yaşayanları yöneten ölülerdir. Demek ki öldürülmesi gereken ölüler de var.

Hoca öğretmez, yetiştirir, aydınlatır, yaratır.

Edebiyatımızda yunanperestlik Yahya Kemal ve Yakup Kadri ile başlar. İran’dan Yunan’a geçen iki dost bu yolculuktan altın meyvelerle dönerler. Ama anlarlar ki gurbet tehlikelerle dolu. Bakileri Galibleri, Hamidleri yetiştiren bir şiiri Yunanı kadime bağlamak, ummanı ırmağa bağlamaktır.

Taç yüz karasını pırıltılarla gizlediği için kutsal.

Bir kucak odun küçük bir ateşi söndürür, büyük bir ateşi daha da canlandırır.

Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını yaşanmazlaştıranlardır.

Ve Yehova “Bunların hepsi tek bir kavim, konuştukları dil aynı, giriştikleri işi yarıda bırakacağa benzemiyorlar. Gelin de toprağa inelim, dillerini ayıralım şunların, birbirlerini anlayamaz hale gelsinler. Ve ademoğulları kentlerini kurtaramadılar. Oraya Babil dendi, Babil yani karışıklık. (Tevrat)

Kitaplar bileziklerin onda biri kadar para etse beyefendilerimizle hanımefendilerimiz orada bir okumak hevesine kapılırdı belki de. Birçokları kitabı ucuz olduğu için almaz.

İnanmayanların inananlara sataşması kıskançlıktan, müminlerin saadetini gölgeleyen tek ızdırap inanmayanlara karşı duyulan merhamet olmalı.