Oyun arkadaşı / Misafir oyuncu yazdı

0
165

Oyun oynayan çocukları uzaktan  izlemek pek tuhaf bir deneyimdir ; Bir zamanlar kendinin de yaptığı şeyleri arada şeffaf bir duvardan izler , hüzünle karışık hayranlık içinde bakarsın başka bir aleme . Çocuk oyun oynarken bu dünyada değildir , Newton fiziğinin hüküm sürmediği bir yerlerde , lazaman – lamekan bir boyuttadır…bambaşka kurallar vardır onun tarafında,her şey mümkündür , imkansız yoktur , yanlış dediğin nedir  , elmalar düştükleri dala geri çıkar mesela ,  peluş hayvanlar konuşur  , bir dal parçası füze olur , karton kutu zaman makinası , o an elinin altında ne varsa artık senin hayalgücünün hükmündedir…ne olmak istiyorsan osundur , tek kimlikle kısıtlı kalmak niye , prova bile etmeden bir şapkayı takar öbürünü çıkarırsın ,  bir bakmışsın bir kuş olmuşsun , hayır hayır bir uçak , o da değil , Süpermensin şimdi  , emprovize ,  öyle , geldiği gibi…kurgular izleyene  göre mantık hatalarıyla doludur , diyaloglar absürddür , final hep karmakarışıktır ama oyun devam ettiği sürece gayet tatminkar ve tutarlıdır oynayanın  gözünde …mizansen içinde açılıveren yepyeni  mizansenler , başı sonu olmayan bir macera ve bütün varlığıyla sonuna kadar tam konsantrasyon…Farkındalık deyip duruyoruz ya biz yetişkinler , işte öyle sonsuz imanla ana teslim olma deneyimi…öncesi sonrası olmadan anın içinde , anla bir ve bütün , akışla bir akma hali…yanında top patlasa gamsız  , en fazla kafanı kaldırıp bakma ve asli meselene geri dönme durumu…beden , zihin , ruh , hepsi o anda orada…zor yok , zorlama yok , kendiliğinden her şey…Sen yetişkin olarak katılsan da hiçbir zaman bir çocuk kadar giremezsin o oyunun içine , kaptırıp  kendini bırakamazsın ,oynar gibi yaparsın en fazla  çünkü çocukluğunla arana ördüğün o camdan duvar  , öğrenmişliklerin , önyargıların , koşullanmışlıkların , geri tutar seni , o zamansız mekansız  sınırsız  boyuttan…

Yetişkin yetişkin izleye izleye  , sonunda unuttuğun bir şarkı çalmaya başlar kulağında yeniden  , dürter  , çağırır seni…Sonra bir gün , o halini çok özlediğinden  , ya da yaşadığını hissetmek için yeniden , kendi odanda kimselere göstermeden oyun oynamaya başlarsın , yetişkinliği  ve bütün gereklerini fırlatıp bir kenara…De ki ,  Affan Dede’ye para saydın , sattı sana çocukluğunu…Artık ne yaşın vardır , ne adın , bilmiyorsundur kim olduğunu…. çok bilmişliklerinin ağırlığından sıyrılıp baştan öğrenmek istersin her şeyi  en baştan…o saflıkla görmek istersin her şeyi yeniden , hiç görmemişsin gibi önceden…akmak istersin akışla bir , içinden nasıl geliyorsa , yargısız  , hür , gürül gürül  … kendi içine dökülmekten de yorulursun bir an gelir , kendi kendine konuşmaktan ve tek başına oynamaktan canın sıkılır artık , birini göndermesini dilersin İlahi Oyun Kurucu’nun  sana  , bir oyun arkadaşı , o ki hiçbirşey sormaz senden , haberi yoktur olan bitenden , sırf oyununa iştirak eder , uçurtmanın ipinin peşinden koşar seninle…Aynı hesapsız , aynı kuralsız , aynı sonsuz  evreni paylaşır seninle , dünyanın kıyısında , bir an var ve seninle tümüyle  , sonrasında yok bile…bir zemberek boşalır birken iki olunca , oyun  kendiliğinden akar , seni de aşar onu da , kendiliğinden dönen bir çarka dönüşür…

İnsan en çok oyun oynarken öğrenir  , hayatı , kendini , ötekini…Oyun arkadaşlığı  ise bu dünyanın adı konmuş tüm ilişkilerinin üstündedir , masumiyeti yüzünden , her türlü tanımlamadan münezzeh , mecburiyetten uzak , yargılamadan ari…iki insan aynı niyetle , tüm ciddiyetiyle  oyun oynamak için bir araya gelebiliyorsa başka cennet aramaya gerek yoktur… benim de özlediğim cennet  budur..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here