
Otobüs durakları, insanoğlunun günlük rutin içindeki küçük sabır taşlarıdır; aynı zamanda vaktin akışına direnen sessiz iskeleler ve yabancıların kaderlerinin birkaç dakikalığına kesiştiği geçici adacıklardır.
Bu beton sığınaklar, şehir hayatının koşturmacasında durup soluklanmayı zorunlu kılan, herkesin kendi iç dünyasına çekildiği ama aynı zamanda ortak bir beklentide birleştiği birer terbiye sahası gibidir. Bazen bir hatayı bekler gibi, bazen de bir mucizenin gelmesini umar gibi dikiliriz orada; durak, hayatın hızından kopup, kendi zamanımızı yeniden keşfettiğimiz o küçük zaman boşluklarıdır





