Hayatın karmaşasında herkesi anlamaya çalışmak, zihnimiz üzerinde zamanla onarılamaz bir tahribata yol açabiliyor. Eskiden sadece ailemizin ve yakın çevremizin fikirleriyle sınırlı olan dünyamız, günümüzde akıllı cihazlar ve kesintisiz internet sayesinde tüm insanlığın dertlerini, sevinçlerini ve beklentilerini anbean omuzlarımıza yüklüyor. Bu durum, bilgiye ve birbirimize ulaşmamızı kolaylaştırsa da beraberinde ciddi bir duygusal yıkım getiriyor.

​Bu ağır yükten sıyrılmak için hayatımıza bir diyet uygulamamız şart; fakat bu sadece bir teknoloji ya da sosyal medya diyeti değil, asıl olarak dış dünyanın gürültüsüne ve bitmek bilmeyen beklentilerine karşı bir duruş geliştirme sürecidir. İhtiyacımız olan kadar insanlarla iletişimde kalıp, sosyal alanın bize dayattığı tüm o anlamsız haberleri, fikirleri ve algıları bir kenara itebilmeliyiz. Dışarıdan gelen gürültünün sadece özetine bakıp, olup bitenin kendi iç dünyamızdaki yansımalarına odaklandığımızda, o yıpratıcı tahribatı minimuma indirmemiz mümkün hale gelir.

​Ayrıca bizi kuşatan beklenti ağından da kurtulmanın zamanı geldi. Çevremizdeki herkesin bitmek bilmeyen taleplerini karşılamak için can hıraş bir çaba harcarken, bir de tüm dünyanın ahlaki, etik veya nefsî beklentilerini üstlenmek zorunda değiliz. Yaşadığımız şu kısa ömrün merkezinde, başkalarının ne istediği değil; kendi huzurumuz, pragmatik yaklaşımımız ve duygusal zekamız yer almalı. Bize insan olduğumuzu hatırlatacak, merhameti, paylaşmayı ve yardımlaşmayı ön plana çıkaracak faydalı bir ilme ve kültürel birikime sarılmak, bizi bu anlamsız karmaşadan koruyacak en sağlam limandır.

Tavsiye Edilen Yazılar