Doğan hocamızı güzel karşılayın sevgili dostum

0
55

 

Sevgili Lev Nikolayeviç. Sevgili dostum umarım yattığın yerde keyfin yerindedir. Sizin alemde durumlar nasıl bilmiyorum ama bu dünyada zaman normalden daha hızlı akmaya başladı sanki. Bir telaşla tüketip duruyoruz vademizi..

Sizin âleme çok değerli insanlar uğurlamaya da devam ediyoruz.

Evvelki gün çok değerli psikolog Doğan Cüceloğlunu kaybettik. Sen Elbette ki tanımıyorsun onu. Ama seni temin ederim ki en az senin kadar sevgiye ve insanlığın gelişimine katkı sağlayan bir insandı. Ve Cüceloğlu gibi bir bilgenin bizim milletimizden bizim içimizden çıkması ayrı bir gururdu. Türkiye’de psikoloji biliminin tanınmasında hem sempatikliği hem de çok temiz bir insancıllıkla en büyük katkıyı sağlayan bir akademisyendi o.

Her ne kadar uzun sayılacak bir ömür yaşasaydı da. Yine de her ölüm erkendir. Ki Doğan Cüceloğlu bu yaşına ve yorgunluğuna rağmen sosyal medyadan topluma mesajlarını her gün düzenli olarak vermeye devam ediyordu.

Doğan hoca son dönemde özellikle çocuklar ile ilgili harika eğitimler veriyordu. Sevginin dili, merhamet, anlama ve anlaşılma üzerineydi ağırlıklı mesajları. Belki bu çocuklara bu kadar önem vermesinin ardında kendi çocukluğunun etkisi vardı. Vefatının ardından onun hayatının kesitlerinden oluşan röportajları da bunu işaret ediyordu. 11 çocuklu bir ailenin en ufak ferdi olması. O zorluklarla yokluklarla geçen ömrünün hayatı boyunca silinmemiş izlerini röportajlarında ya yutkunarak ya da gözyaşları ile anlatıyordu. Herkesin hayatında illa ki bir çok zor ve buhranlı dönemler olmuştur. Ama bu dönemler sizi daha ufacık bir çocukken yakalamışsa bunun üstünden kolayca gelmeniz hiç mümkün değildir. 

Aile kavramı böylesine kalabalık bir aile de en derin şekilde öğrenilir. Dayanışma, acı, birlik ve yokluk herkeste aynı duyguları yaşatır. 

İşte beni de en etkileyen röportajlarından biri olan yeni şafakta hazırlanan videosuydu. O videonun bir bölümünde Doğan hocanın annesinin ölümü üzerine hissettiklerini anlatışı içimi yaktı desem yeridir. 

Annesinin öldüğü günü aynı o günü sanki aynı o günün sıcaklığı ile anlatıyordu Cüceloğlu. Annesinin ölümünü kelime olarak anladığını. Fakat idrak edişinin bir hafta sonra olduğunu anlatırken. O an içinde şu kurulmuş kalbinde. “Annen yok kimsen yok” yalnızsın ve kimse artık sana yakın olmayacak. Tek başınasın.

Öksüz ya da yetim bir çocuk olarak büyümek, hayatın tüm çetin zorluklarına kendi başına mücadele etmek nedir, ancak yaşayan bilir elbet. Biz ancak duyumsamaya çalışabiliriz.

Belki annesi Cüceloğlu çocukken vefat etmesi onu Doğan hoca yaptı. O eksik büyüme, yalnızlık ve mücadele mesleğini psikolog olarak seçmesine neden olacaktı. 

Ben Doğan hocayla çalıştığım bir kurumsal sirketin düzenlediği bir eğitim seminerine davet etmesiyle tanışma fırsatı bulmuştum. O kadar naif ve kibar bir insandı ki.. Sakin ve yumuşak üslubu onu tam bir saat boyunca hiç sıkılmadan ve keyifle dinlememi sağlamıştı. Hatta o gün aynı karede bir fotoğraf karesinin içine girmeyi de başarmıştım. 

Fakat bence Doğan Hoca ülkemde görmesi gereken değerin çok altında bir ilgi gördü. Onu tanıyanlar ve sevenler elbette ki hiçte az değil. Ancak Doğan hoca Avrupa’da bir psikolog olsaydı bizdekinin en az on katı bir saygı görürdü. Sonuçta bir ülkede hem kariyeri hem de yaşam tarzıyla çok düzgün bir psikolog her zaman yetişmiyor.

Umarım bundan sonra en az Doğan hoca kadar değerli psikologlar yetiştiren bir ülke oluruz. Tabi bu dileğim sosyologlarımız içinde geçerli..

Ve işte artık Doğan hocada sizin yurdunuza yerleşti. Gördüğünde mutlaka selamımızı ilet sevgili dostum Lev Nikolayeviç. 

Bir sonraki mektupta görüşmek üzere. Umarım keyfin iyidir sevgili dostum. Hoşçakal..