Skip to content

İsteme araçları “rica ve istirham” üzerine..

İstemek…

​Her insanın, her daim bitmeyecek olan ihtiyaçlarını karşılamak için çevresinden olan beklentilerinin sonucunda ortaya çıkan bir davranış biçimi. Kimi zaman içten, kimi zaman da sözlü ya da yazılı olarak belirttiğimiz arzu ve isteklerimiz… Yani “istemek” aslında ihtiyaç + arzu = istemek şeklinde formüle edilebilir.

​Şu hayatta herkesten her şeyi isteyebilecek tek canlı var; o da elbette yalnızca “insan”. En başta Yaratıcısından, sonra da yakın çevresinden sürekli isteyen ve istemekten bıkmayan insan, neden bu kadar ister? Nedir onu bu süreçte giderek hep daha fazlasına iten sebep? Sahip olma güdüsü mü? Egoistliği mi? Yoksa tatminsiz bedeninin, maymun iştahına dönüşmüş evrimi mi? Dur durak bilmeyen bu istekler nedir?

​Buraya kadar sebepleri hep bedensel nedenlere dayandırdım. Fark etmişsinizdir; oysa “aşk” diye bir istem de var. Her ne kadar bazı bilim insanları aşkı da sonunda şehvete bağlasa da, aşka düşen çoğu kişinin bedensel arzulardan sıyrılarak başka bir ruha sahip olduğuna şahit olmuşluğumuz da vardır. Peki ya Allah aşkı? Bu aşkı nasıl açıklayabiliriz? Dünyevi tüm isteklerinden sıyrılan, nefsine boyun eğmekten azat olmuş bir insanın istemini nasıl bir kategoriye koyabiliriz?

​Yani istekler bizi gerçekte biz yapan, kim olduğumuzu, ne olduğumuzu hatta ne olacağımızı bile belirleyen kaderin ta kendisi değil mi?

​Buraya kadar istemenin ne olduğunu kendi idrakımla dillendirdim. Şimdi bir de “nasıl istiyoruz” konusuna gireyim istiyorum. Daha doğrusu kimden neyi nasıl talep ediyoruz, orayı kastediyorum. İstemek iyi, güzel de; adabınca ve usulünce isteyebiliyor muyuz? İstediğimiz her ne ise, onu isteyeceğimiz kişiden doğru şekilde talep edebiliyor muyuz? İhtiyacımızın giderilmesinin karşı taraf için ne anlama gelmesi gerektiği yönündeki çabamız ne?

​İstemek bence bir sanat. Tabii bunu derken “emrivaki” istekleri kastetmiyorum; rica ve istirham yönüyle irdeliyorum. Kime ricaen, kime istirhamla yaklaşıp istediğimizi bilmek şart. Çoğu zaman yaptığımız hatalardan biri bu; yani hangisini nerede, kime karşı dillendirmeliyiz?

​Meselâ, sizden yaşça ve makamca büyük olanlardan bir şeyi yapmasını “rica” edemezsiniz; ancak “istirham” edebilirsiniz. Yaşça ve makamca büyük olanlar ise alttakilere bir şeyi yapmasını “rica” eder ki bu bir emir olarak da değerlendirilebilir. Eğer ortada yaşça, bilgice ve makamca bir denklik varsa, bu istemin adı “hatır” olur. Bu, bir âdâbımuâşeret kuralıdır aynı zamanda.

​Bu yüzyılın en büyük kaybı; kesinlikle âdâbımuâşeret dediğimiz, saygıya dayalı kuralların hayatımızdan silinmesi oldu. Bu yüzyıl öyle bir yüzyıl ki; ahlak, edep ve doğru kavramı bile herkesin akıl süzgecinden geçerken çok ciddi evrimler geçirmeye başladı. Bunun sebebi de tabii ki toplumun “özgürlük” kavramını sınırsızca genişletme çabası oldu. Hakkaniyet, adalet ve merhamet sahibi olmak için gerekli tüm eğitimler önce ailede, sonra da okul müfredatlarından çıktı.

​Haydi, buraya kadar tamam, bir şekilde anlayabiliyorum. Peki, insanın Allah’tan beklentilerine ne demeli? Dünyevi lüzumsuz bir sürü şeye sahip olmak için el açan milyonlarca insanın hem istedikleri boş hem de Allah’tan isteme biçimi sıkıntılı. Allah’tan sanki bir arkadaşından bir şey istermiş gibi dua edenler, acaba kendini Allah’ın karşısında nasıl konumluyor? Kendi acziyetinin ve Yaratıcısının her şeyin sahibi olduğunun ne kadar farkında? Ayrıca Allah’ın onun her isteğine “ok” demesini beklemesi de tam bir komedi değil mi?

​Halbuki irade ve karakter konusundaki gelişimin temelinde de isteme konusu yatar. Allah’tan değil ama insanlardan ne kadar az beklenti ve istek olursa, o kadar yükselir insan. Kafka da öyle demez mi, hatırlayın lütfen: “Az eşya, az insan” erdemli insan mertebesinin temelini oluşturur.

​Ezcümle; istirham ve rica haklarımızı sınırsız görmeyi bırakıp, doğru zamanda ve doğru mercilerden talep etmek gerekli diye düşünmenizi hem rica hem istirham ediyorum. 🙂