İsteme araçları “rica ve istirham” üzerine..

0
34

İstemek..

Her insanının her daim bitmeyecek olan ihtiyaçlarını karşılamak için çevresinden olan beklentilerinin sonucunda ortaya çıkan bir davranış biçimi.

Kimi zaman içten, kimi zamanda sözlü ya da yazılı olarak arzu ve isteklerimiz. Yani istemek aslında ihtiyaç + arzu= istemek formülüze edilebilir. 

Şu hayatta herkesten herşeyi isteyebilecek tek canlı var o da elbette yalnızca “insan”

En başta Yaratıcısından. Sonra da yakın çevresinden sürekli isteyen ve istemekten bıkmayan insan, neden bu kadar ister? Nedir onu bu süreçte giderek hep daha fazlasına iten sebep?

Sahip olma güdüsü mü? 

Egoistliği mi? 

Yoksa tatminsiz bedeninin maymun iştahına dönüşmüş evrimi mi midir dur durak bilmeyen istemleri mi? 

Buraya kadar hep bedensel nedenlere dayandırdım sebepleri. Farketmişsinizdir. Oysa Aşk diye bir istem de var. Her ne kadar bazı bilim insanları, aşkı da sonunda şehvete bağlasa da. Çoğu aşka düşenin bedensel arzulardan sıyrılarak başka bir ruha sahip olduğuna şahit olmuşluğumuzda vardır. 

Peki ya Allah aşkı? Bu aşkı nasıl açıklayabiliriz? Dünyevi tüm isteklerinden sıyrılan, nefsine boyun eğmekten azad olmuş bir insanın istemini nasıl bir kategoriye koyabiliriz? 

Yani istekler bizi gerçekte biz yapan, kim olduğumuzu, ne olduğumuzu hatta ne olacağımızı bile belirleyen kaderin ta kendisi değil mi? 

Buraya kadar istemenin ne olduğunu kendi idrakımla dillendirdim. Şimdi bir de nasıl istiyoruz konusuna gireyim istiyorum. Daha doğrusu kimden neyi nasıl talep ediyoruz orayı kastediyorum. İstemek iyi güzel de, adabınca ve usulünce isteyebiliyor muyuz? 

İstediğimiz her ne ise, onu isteyeceğimizden doğru şekilde isteyebiliyor muyuz? İhtiyacımızın giderilmesinin karşı taraf için ne anlama gelmesi gerektiği yönünde ki çabamız ne? 

İstemek bence bir sanat. Tabi bunu derken emr-i vaki istekleri kastedmiyorum. Rica ve İstirham yönüyle irdeliyorum. Kime ricaen kime istirhamla yaklaşıp istiyoruz bunu bilmekte şart. Çoğu zaman yaptığımız hatalardan biri bu. Yani hangisini nerede kime karşı dillendirmeliyiz. 

Meselâ sizden yaşça ve makamca büyük olanlardan bir şeyi yapmasınını rica edemezsiniz. Ancak istirham edebilirsiniz..

Yaşça ve makamca büyük olanlar. Alttakilere bir şeyi yapmasını rica eder kİ. Bu bir emir olarakta değerlendirilebilir. Eğer ortada yaşça bilgice ve makamca bir denklik varsa. Bu istemin adı hatır olur. Bu bir adabı muaşeret kuralıdır aynı zamanda. 

Bu yüzyılın en büyük kaybı kesinlikle adabı muaşeret dediğimiz saygıya dayalı kuralların hayatımızdan silinmesi oldu. Bu yüzyıl öyle bir yüzyıl ki ahlak, edep ve doğru kavramı bile herkesin akıl süzgecinden geçerken çok ciddi evrimler geçirmeye başladı. Bunun sebebi de tabiki toplumun özgürlük kavramını sınırsızca genişletme çabası oldu. Hakkaniyet, adalet ve merhamet sahibi olmak için gerekli tüm eğitimler önce ailede sonrada okul müfredatlarından çıktı. 

Haydi buraya kadar tamam. Bir şekilde anlayabiliyorum. Peki insanın Allah’tan beklentilerine ne demeli? Dünyevi lüzumsuz bir sürü şeye sahip olmak için el açan milyonlarca insanın hem istedikleri boş hem de Allah’tan isteme biçimi sıkıntılı. Allah’tan sanki bir arkadaşından birşey istermiş gibi dua edenler acaba kendini Allah’ın karşısında nasıl konumluyor? Kendi acziyetinin Yaratıcısının da herşeyin sahibi olduğunun ne kadar farkında? Ayrıca Allah’ın onun her isteğine ok demesini beklemesi de tam bir komedi değil mi? 

Halbuki irade ve karakter konusundaki gelişimin temelinde de isteme konusu yatar. Allah’tan değil ama insanlardan ne kadar az beklenti ve istek olursa o kadar yükselir insan. Kafka da öyle demez mi hatırlayın lütfen. “Az eşya az insan” erdemli insan mertebesinin temelini oluşturur. 

Ez cümle istirham ve rica haklarımızı sınırsız görmeyi bırakıp, doğru zamanda ve doğru mercilerden talep etmek gerekli diye düşünmenizi hem rica hem istirham ediyorum 🙂