Pia / Attila İlhan

ne olur kim olduğunu bilsem pia’nın
ellerini bir tutsam ölsem
böyle uzak uzak seslenmese
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
otelleri bomboş bulmasam
içlenip buzlu bir kadeh gibi
buğulanıp buğulanıp durmasam
ne olur sabaha karşı rıhtımda
çocuklar pia’yı görseler
bana haber salsalar bilsem
içimi büsbütün yıldız basar
bir hançer gibi çıkıp giderdim

ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
singapur yolunda demeseler
bana bunu yapmasalar yorgunum
üstelik parasızım pasaportsuzum
ne olur sabaha karşı rıhtımda
seslendiğini duysam pia’nın
sırtında yoksul bir yağmurluk
çocuk gözleri büyük büyük
üşümüş ürpermiş soluk
ellerini tutabilsem pia’nın
ölsem eksiksiz ölürdüm

Bana kara diyen dilber, Karacaoğlan

Bana kara diyen dilber
Kaşların kara değil mi
Yüzümü güldüren gelin
Gözlerin kara değil mi

Güzel ben seni isterim
Seni koynumda beslerim
Yüzünü güzel göreyim
Zülüfün kara değil mi

Boyun uzun belin ince
Yanakların olmuş gonca
Salıversin kulunca
Beliğin kara değil mi

Utanırsın akar terin
Güzellikde yok benzerin
En sevgili makbul yerin
Saçların kara değil mi

Beni kara diye yerme
Mevlam yaratmış hor görme
Ela göze siyah sürme
Çekilir kara değil mi

Hint’den Yemen’den çekilir
İner Bağdat’a dökülür
Türlü taama ekilir
Biber de kara değil mi

Göllerde kuğular olur
Göğsü ak kara benlidir
Mısır’da çok zengin vardır
Kölesi kara değil mi

Pınara konan kuğunun
Kanadı beyaz çoğunun
Çöldeki Arap Beyinin
Çadırı kara değil mi

Her yoldan gelir geçerler
Aktan karayı seçerler
Ağalar beyler içerler
Kahve de kara değil mi

Evlerinde sular akar
Güzelleri göze bakar
Hublar yanağına sokar
Sümbül de kara değil mi

Karac’oğlan der maşallah
Birgün görünür inşallah
Kara donludur Beytullah
Örtüsü kara değil mi

Hayatta ben en çok babamı sevdim, Can Yücel

Hayatta ben en çok babamı sevdim.
Karaçalılar gibi yardanbitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla -ha düştü, ha düşecek-
Nasıl koşarsa ardından bir devin,
O çapkın babamı ben öyle sevdim.

Bilmezdi ki oturduğumuz semti,
Geldi mi de gidici-hep, hepp acele işi!-
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.
Atlastan bakardım nereye gitti,
Öyle öyle ezber ettim gurbeti.

Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
40’ı geçerse ateş, çağ’rırlar İstanbul’a,
Bi helallaşmak ister elbet, diğ’mi, oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oy’nunu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu.

En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim.
Hayatta ben en çok babamı sevdim.

Birhan Keskin / Arka Bahçe

Birbirine dolanan hayaller yumağıdır hayatımız
kim karar verebilir birbirine dokunan taş ve su
hakkında, kimin kimi ayakta tuttuğuna, ve günün
aslında kumdan, tuzdan ve ışıktan oluşmadığına?
boşlukları doldurduğumuzda belirecek hayatın
anlamı, taşı ve suyu doğru yorumladığımızda, bir
yarı öbür yarıyı anlayacak: olgunluk bize yaban
meyvesi gibidir; gevşek ağızlarımıza dokunan zehir!
kim sana verdiklerimi, senden aldıklarımı çözebilir?
birbirine dolanan hayaller yumağıdır hayatımız,
hayalleri dik tutmak gerekir.

ben yumuşak tuşlarına basacağım hayatın
sen çatıyı kur.
sırları soracağım ben,
sen hayatın anlamını ara.
yazın yönünü değiştireceğim ben
sen yolculuğa çık.
ben arka bahçeyi özleyeceğim
sen inat et…

Arnavutların atasözleri de pek güzeldir..

Atasözleri, insanoğlunun geçmişten günümüze yaşam deneyimlerini yansıttıkları, kısa ve özlü öğütler içeren, dilden dile yayılan kalıplaşmış sözlerdir. Bir deneyimin sonucunda ortak benimsenen tavır ve görüşleri yansıtır.

Bu tür deneyimler ve sözler Arnavutlar için de çok çok önemlidir. İşte size en dikkat çeken atasözleri..

Arnavut Atasözleri “Fjalë të urta Shqiptare”

1-Ai që gënjen e gënjen vetën
Aldatan, kendine aldatır.

2-Mos e ngofsh Nanen e ngoen njerkën.
Anneni dinlemezsen, üvey anneni dinlersin.

3-Vetem nene dhe babe nuk ka ne pazar !
Pazarda sadece anne ve baba yok!

4-Hiq inatin gjej rehatin.
Çıkar inadı yaşa hayatı.

5-Njiherë të vie nafaka kah dera.
Yeter ki nafaka kapıya kadar gelsin.

6-Asnjë shtëpi nuk të kënaq si e jotja.
Hiçbir ev kendi evin kadar seni mutlu etmez.

7-Nata është e huaj !
Gece yabancıdır!

8-Hip ketu e shih Stambollin!
Çık şu dirseğime de İstanbul`u gör !

9-Budallait hapi rrugen.
Budalaya (aptala) yol ver.

10-Kush vjen pa ftuar, e gjën pa shtruar.
Davetsiz gelen hazırlıksız bulur.

11-Në kurdhën e nxehtë, s’rrihet me çekan druri.
Tahta bir çekiç ile sıcak demir dövülmez

12-Me mire nje veze sot, sesa nje pule mot.
Bugünün yumurtası, önümüzdeki senenin tavuğundan iyidir.

13-I hyra detit ne kembe !
Denize yaya girdim !

14-Nuk mbahet shtëpia me/në një shtyllë.
Ev, tek bir direkle durmaz

15-Nuk mund të dalë punë e madhe nga ai që nuk do të voglën.
Küçük işi istemeyenden büyük iş çıkmaz.

16-Miku i mire ne dite te veshtir.
İyi bir dost zor günler içindir.

17-Bylbyli njihet në këngë, njeriu në punë.
Bülbül şarkısından, usta yaptığı işinden tanınır

18-Borxhi i harruar, vjen në ditë të shtërnguar
Unutulan borç, zor zamanda karşına gelir.

19-As hasmin mos e pafsh pa punë
Düşmanımı bile işsiz görmeyeyim

20-Një ujë që nuk ecën s’pihet.
Akmayan su içilmez.

21-Bota është helm e mjaltë e përzier.
Dünya, zehir ve bal karışımıdır.

22-Ai që premton shumë, bën pak.
Çok söz söyleyen az iş yapar.

23-Ai që bëhet i urtë si delja, e hanë ujqët.
Koyun gibi uslu olanı, kurtlar yer.

24-Babanë e mirë nderojë, babanë e keq duroje.
İyi baba ile onurlan kötü babaya da sabret-dayan.

25-Pula që këndon në mbrëmje nuk bën vezë në mëngjes.
Akşam öten tavuk sabah yumurta yapmaz.

26-Duro sa mund, gëzohu pa fund.
Eliden geldiğince sabret, sonra sonsuz kadar sevin.

27-Mbill me një dorë, korr me të dyja.
Bir elinle ek, iki elinle topla-biç.

28-Armiku i vjetër kurrë stë bëhet mik i mirë
Eski düşmandan hiçbir zaman iyi dost olmaz.

29-Goja kapak ,trupi rahat.
Ağza kapak, vücuda rahat.

30-Ai që thotë “unë jam unë”, ai hup gjithkun.
Daima “benim, ben” diyen (övünen) her yerde kaybeder.

31-Ai që don me u ba zengin, niset më së pari me vjedhë.
Zengin olmak isteyen biri, ilk başta çalmayı başlasın-öğrensin.

32-Ai që s’punon si burrë, rrin e qan si grua.
Erkek gibi çalışmayan kadın gibi ağlar durur

33-Kush kërkon gjen.
Arayan bulur.

34-Cka s’ka në det.
Denizde ne yok ki!

35-Kur mungon Luani, edhe Majmuni behet mbret.
Aslan ortada yokken maymun bile kral olur

36-Ai që ecet krye përpjet bie në gropë.
Havaya bakarak yürüyen çukura düşer.

37-Ç’ke në xhep të marin hop, ç’ke në tru s’ta marrin dot.
Cebinde olanı hop diye alabilirler ama aklında olanı alamazlar.

38-Ara e zezë por buka e bardhë.
Siyah tarla, beyaz ekmek.

39-Bima e keqe rritet kudo.
Kötü ot her yerde büyür-yetişir.

40-Prishja e shtëpisë vjen nga mend.
Evin bozulması akıldan gelir.

41-Po më mashtrove një herë, e ke fajin ti,po më mashtrove për herë të
dytë, e kam fajin vet.

Bir kere kandırırsan bu senin suçun, ama ikinci kere kandırırsan bu benim suçum.

42-Po nuk e pate të ligën brënda, s’të vjen nga jashtë.
İçinde kötülük yoksa, dışarıdan sana gelmez-bulaşmaz.

43-Tosk e Gegë, Pemë nga një degë!
Toska ve Gega bir ağacın dalları!

Arnavutlar, Toska ve Gega olmak üzere iki ayrı gruba ayrılırlar. Arnavut bayrağında yer alan iki farklı tarafa bakan kartal bunu simgeler. Bu iki grup da Arnavuttur, sadece dil ve yaşayış anlamında bölgesel farklılıkları vardır. Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi; Karadeniz Bölgesinde yaşayan Türk ile Ege Bölgesinde yaşayan Türk gibi farklıdır.

44-Pleqëria vjen me shokë.
Yaşlılık arkadaşlar ile gelir.

Sadece sen yaşlanmazsın.

45-Kush punon ne te ri, nuk vuan ne pleqeri.
Gençken çalışırsan yaşlılıkta acı çekmezsin.

46-Dashuria është kripa e jetës, jeta pa dashuri s’ka asnjë shije.
Aşk hayatın tuzudur, sevgiden yoksun bir hayat tadı yoktur.

47-Nje pike ne çati, prish nje shtepi.
Çatıda bir damla bile bir evi bozar.

48-Mësimi më i madh në këtë botë është vështërsia ; s’ka sukses ai që nuk has në vështërsi.

Bu dünyada öğrenmenin en büyüğü hayatta yaşanılan zorluklardır; hiç bir başarı yoktur ki, zorluk ve acı çekmeden olsun.

49-Te gjithe dalin trima pasi kalon rreziku.
Tehlike kalmadığında herkes kahraman olur.

50-Çakallit lëshoi ujkun.
Çakala karşı kurtu serbest bırak!

51-Ai që bëhet i urtë si delja, e hanë ujqët.
Koyun gibi uslu olanı kurtlar yer.

52-Njeriu ka nevojë për arsim ashtu si bima për ujë.
Bir otun suya ihtiyacı gibi insanın da eğitime ihtiyacı vardır.

53-Ai që di të vjedhë, di edhe të fshijë gjurmët.
Çalmayı bilen izleri silip atmayı da bilir.

54-Ruhu nga miqte se nga armiqte te ruan Zoti.
Arkadaş ve yakınlarından korun, düşmanlarından Allah korur.

55-Shakaja është gjysma e të vërtetës.
Şaka gerçeğin yarısıdır

56-Ai që pëlqen veten e tij, nuk pëlqehet nga askush.
Kendini beğenen hiç kimseyi beğenmez.

57-E vërteta rri si vaji mbi ujë
Gerçek, suyun üstüne çıkan yağ gibidir.

58-Ai që i mbështetet pemës së madhe, gjen hijë gjithmonë
Büyük ağaca yaslanan, her zaman gölge bulur.

59-Ai që ka frikë edhe kur ka të drejtë, nuk fiton.
Korkusu olanın doğruları bile kazanamaz

60-Mëngjesi është më i mençëm se nata.
Sabah, akşamdan daha akıllıdır.

61-Njeriut iu bëj njeri, qenit bëniu qen.
Bir insana insan gibi davran, köpege köpek gibi davran.

62-I madh është edhe plepi, por e fëlliqin sorrat.
Kavak büyüktür ama onu da kargalar kirletir.

63-Ai që ngutet, çdoherë vonohet.
Acele eden hep geç kalır

64-Ujët që rri në një vend kelbet.
Bir yerde duran (akmayan) su kokar-bozulur

65-Shqiptari kur jep fjalën, ther djalën.
Arnavut sözü için çocuğunu bile keser.

Tabii ki mecaz anlamında kullanılmıştır. Arnavutlar için söz çocuğu kadar değerlidir.

66-Uji rrjedh pikë-pikë e ha gurin.
Damla damla akan su, taşı bile yer.

67-Ku din qeni t’u marrë erë luleve.
Köpek, çiçeklerin kokusunu almayı nerden bilsin.

“Eşek hoşaftan ne anlar” gibi bir anlamı var.

68-Armikut mos ia trego të vërtetën.
Düşmana doğruyu-gerçeği söyleme.

69-Liria është thelbi i shpirtit dhe i mendjes, aty ku s’ka liri, mendja dhe shpirti thahen si bima pa ujë.

Özgürlük; ruhun ve zihnin özüdür, özgürlüğün olmadığı yerde zihin ve ruh, susuz kalan ve kuruyan ot gibidir.

70-Rruga e shkurter te del me e gjate !
Kısa yol daha uzun çıkar !

71-Burri eshte koka, kurse gruaja eshte qafa.
Erkek kafa ise kadın onu tutan boyundur.

72-Pi rakine, mos pi mente.
Rakıyı iç, beynini değil.

73-Kur te vjen e keqja hapi deren !
Kötülük geldiğinde kapıyı aç !

74-Sa jeton aq meson
Ne kadar yaşarsan o kadar öğrenirsin.

75-Fytyra e qeshur është kripa e bukurisë.
Gülen yüz ekmeğin tuzu gibidir.

76-Paraja nuk i zgjedh njerëzit.
Para insanları seçmez.

77-Dashuria është e ëmbël, por përfundimi është shumë i hidhur.
Aşk tatlıdır ama sonu çok acıdır

78-Mos prit të të kërkojë e mira, po kërkoje.
İyi şeylerin seni araması bekleme, sen onları ara.

79-Durimi është më e madhja trimëri.
Sabır en büyük cesarettir.

80-Mos rri si nusja në dasëm.
Düğündeki gelin gibi durma.

Arnavut gelinleri ilk zamanlarda genellikle saygı gereği (biraz asalet, dik ve gururlu) hareketsiz bir şekilde dururlar. Bunun için “gelin gibi durma, rahat ol” manasında kullanılır

81-Shqiptari kryet e pren dhe besën s’e then.
Arnavut, kendi kafasını keser de verdiği sözü bozmaz.

82-Mendo sot të kesh për nesër.
Bugün için düşün yarın için gül.

83-As në parajsë mos rri vetëm.
Cennette bile yalnız kalma.

84-Edhe moti ndihmon atë që punon.
Çalışana hava bile yardım eder.

85-Fjala e mire i qel dyert e hekurit.
iyi söz demir kapıları bile açar.

86-Ai që s’ka gojë, vdes pa ardh dita.
Ağzı olmayanın, ecel günü gelmeden ölür.

87-Besa asht ma e fortë se vdekja.
Söz, ölümden daha güçlüdür.

88-Kush nuk di ç’është lodhja, ai nuk di ç’është çlodhja.
Yorulmayı bilmeyen rahatlamayı da bilmez.

89-Gjarpëri ecën dhe fshin gjurmët me bisht.
Gezen yılan, kuyruğuyla izlerini de siler

90-Me mikun ha e pi, por tregeti mos bej.
Dostunla ye iç ama ticaret yapma

91-Trimi e ka me vete fatin.
Cesur, şansı ile birliktedir. (yanındadır)

92-A rrohet me zemër të lepurit?
Bir tavşanın yüreği  ile yaşayabilir misin ?

93-Dembeli është nëna e të gjithë veseve.
Tembellik, bütün kötü alışkanlıkların anasıdır.

94-I riu ka fuqi, plaku mëncuri.
Gencin gücü var, yaşlının ise aklı

95-Ai që përton sot, pendohet mot.
Bugün tembel olan seneye tövbe eder.

96-Bukuria dhe pasuria s’janë përgjithminë
Güzellik ve servet geçicidir. Her zaman seninle birlikte değildir.

97-Kur te vjen e keqja hapi deren !
Kötülük geldiğinde kapıyı aç !

98-Trimin vraje, po mos e shaj.
Cesuru vur, ama küfür etme.

99-S’e lenë hunda me pa larg.
Burnu büyük olan uzağı göremez.

Büyüklük taslamak!

100-Nga armiku ruhem vete nga miku me ruajte Zoti.
Düşmandan kendim korunurum, dostumdan Allah korusun

101-Burri pa arme si gruaja pa breke !
Silahsız adam donsuz kadın gibidir !

Arnavutlarda silah (eski zamanlarda) çok çok önemlidir.

102-Burri i mirë flet një herë.
Adamın iyisi bir kere konuşur.

103-Atë që merr me një dorë, kthehe me të dyja.
Bir elinle aldığın şeyi, iki elinle geri ver.

104-Difton fmija, ç’ka shtëpia.
Evde ne varsa, çocuk anlatır.

105-Nga del fjala del edhe shpirti.
Söz nereden çıkarsa can oradan çıkar.

106-Kush ka turp, vdes për bukë.
Utangaç olan açlıktan ölür.

107-Burri në shtëpi, si dreqi në xhami.
Evdeki bir adam camideki şeytan gibidir. (çalışmayan erkekler için söylenir)

108-Njeriut shihi punen jo gunen !
Bir insanin işine bak elbisesine değil !

109-I mjeri ai që s’mendon për pleqëri.
İhtiyarlığını düşünmeyenin vay haline.

110-Me mire te te rrahe i yti, se te te puthe i huaji.
Yabancı birini öpmektense, senin olanı dövmek daha iyidir.

111-Arnaut, he arnaut, në vend të bukës po blen barut.
Ah Arnavut ah, ekmek yerine barut alan Arnavut!

Arnavutların silahlara olan düşkünlüğünü eleştiren bir söz.

112-Besa e burrit, pesha e gurit.
Bir adamın sözü taşın ağırlığı gibidir.

113-Më mirë te vdesësh më këmbë, sesa të jetosh më gjunjë.
Dizlerinin üstünde eğik yaşamaktansa, ayakta ölmek daha iyidir.

114-Malli i prishur nuk shitet pa gënjyer.
Bozuk mal yalansız satılamaz.

115-Çelësi që punon, nuk ndryshket.
Çalışan anahtar paslanmaz.

116-Cdo njeri është mbret në shtëpinë e tij.
Her insan kendi evinde kraldır.

117-Budallen mos e vet se te kallxon vet.
Budalaya sorma, zaten kendi anlatır.

118-Ku është besa aty është dhe shpresa.
Söz neredeyse umut da oradadır.

119-Dita pa punë nata pa gjumë.
İşsiz gün uykusuz gece

120-Kur të jesh në dhe të huaj, dita të bëhet një muaj.
Yabancı bir yerde kaldığınızda 1 gün bir ay olur.

121-Gruaja që nuk do të gatuajë, shosh gjithë ditën.
Bir kadın yemek yapmak istemiyorsa, bu yemeği yapmak için bütün gün uğraşır.

122-Shqiptari vetin e jep e shokun s’e jep.
Bir Arnavut gerekirse kendini verir ama dostunu vermez.

123-Fjala në vend të huej, bahet gur.
Yabancı bir yerde söylenen kötü bir söz taş olur.

124-Detit i ka hije vala, burrit i ka hije fjala
Deti njihet në valë, burri njihet në fjalë.

Denize dalga yakışır, adama söz.
Deniz dalgayla tanınır, adam sözüyle.

125-Mos ki frikë nga hasmi, po nga miku i rremë.
Düşmanlarından çok, yanlış arkadaşlarından kork.

126-Më mirë “punë e mbarë”, se “mirë se të gjej”.
“Hoş buldum” demektense “Hayırlı işler ” demek daha iyidir.

127-Rrallë vritet burri që ka shumë armiq.
Düşmanı çok olan erkek nadiren vurulur.

128-Mikun duaje, armikun druaje.
Dostunu sev, düşmanından kork.

129-Duket zogu që në ve.
Kuş daha yumurtadayken bellidir ne olup olmadığı.

130-Ai që e ka trupin e drejtë, nuk ka frikë se i del hija e shtrembër.
Düzgün ve doğru olan bir insanın, gölgesi eğri görünecek gibi bir korkusu yoktur

131-Dy te mencur nuk zihen kurre!
İki akıllı asla kavga etmez!

İki şey geri gelmez; biri can diğeri de söz!

Kaynak: Arnavut.com

Humma-yı Aşk, Rıza Tevfik Bölükbaşı

Hastayım, yalnızın, seni yanımda 
Sanıp da bahtiyâr ölmek isterim. 
Mahmûr ı hulyâyım; câm ı lebinden 
Kanıp da bahtiyâr ölmek isterim.

Bir olmaz emelin düştüm peşine 
Vuruldum hüsnünün şen güneşine 
Elâ gözlerinin aşk ateşine 
Yanıp da bahtiyâr ölmek isterim.

Tâliin kahrı var her hevesimde, 
Boğulmuş figanlar titrer sesimde, 
O nazlı ismini son nefesimde 
Anıp da bahtiyâr ölmek isterim.

“Hiçbir zaman hiçbir şey” kitabının tanıtım yazısı

Yanlış bir şeyler var. Bu yanlışa yokmuş gibi yapmaya devam edersek yanlışın bir parçası olacağız. Doğruyu söylemeden, doğruca eylemeden sadece yanlış var diye bağırırsak vicdanımızı sahte bir teselliyle avutacağız. *Birileri artık bu yanlışları düzeltmeli* deyip kenara çekilirsek yükü omuzlamanın külfetinden eleştirmenin kolaycılığına kaçmış olacağız. *Kendimi düzeltirsem yeryüzü hiç olmazsa bir yanlıştan kurtulacak* şuuru içinde ‘emrolunduğumuz gibi’ dosdoğru olmak derdiyle yaşayabilirsek, işte o zaman gerçekten bir şey yapmış olacağız.

*İnsan olamadıktan sonra ne olsam ne olur* ve *insan olduktan sonra ne olmasam ne olur* idraki içinde duvarları yıkmak için aşkla yola revân olan divanelere duvarın şeş cihetinden Bizim Yunusça selam olsun.

*Cümleler doğrudur sen doğru isen
Doğruluk bulunmaz sen eğri isen*

Yolda, Jack Kerouac

Durum giderek kötüleşiyordu. Yağmur gürüldüyordu. Evde önceden Lee Ann tek başına yaşıyormuş. Buna dayanarak Remi’ye, eşyalarını toplayıp defol, dedi, kendimi yağmurlu kulübede bu şirret kadınla yalnız kalmış olarak gözümün önüne getirdim. Araya girmeye çalıştım, Remi Lee Ann’i itti, Lee Ann silaha doğru bir hamle yaptı. Remi silahı kapıp bana verdi ve saklamamı söyledi. Sekiz kovanlık bir şarjör vardı tabancamn içinde. Lee Ann feryat etmeye başladı ve sonunda yağmurluğunu giyip çamurun içinde polis aramaya gitti. Umarız Alcatrazlı yaşlı dostumuzu bulmazdı. Şans eseri evde yokmuş bizimki. Sırılsıklam geri döndü. Kafam dizlerimin arasında, köşeme çekildim. Tanrım, evimden üçbin mil uzakta ne yapıyordum? Neden gelmiştim buraya? Çin’e gidecek sakin teknem nerdeydi?

“Tamam,” dedi Remi sessizce. “Hiçbir itirazım yok. Güllük gülistanlık bir ilişki hayal etmemiştim zaten. Şimdi de şaşırmadım. Senin için birşeyler yapmaya çalıştım. İkiniz için de birşeyler yapmaya çalıştım, elimden geleni esirgemedim, ama ikiniz de kırdınız beni, ikiniz de müthiş, müthiş hayal kırıklığına uğrattınız.” Ve büyük bir içtenlikle devam etti: “Üçümüz birşeyler yapabiliriz sandım, hoş ve kalıcı şeyler, uğraştım, Hollywood’a gittim, Sal’a iş buldum, sana güzel elbiseler aldım ve San Francisco’nun en nezih insanlarının kapılarım açtım. Oysa sen, siz, benim en küçük isteklerimi bile geri çevirdiniz. Şimdi son bir ricam var, bir daha da bir şey istemeyeceğim. Önümüzdeki cumartesi akşamı üvey babam geliyor. İstediğim, yanımda olmanız ve her şey ona mektupta yazdığım gibiymiş gibi davranmanız. Yani, Lee Ann, sen sevgilimsin, Sal, sen de arkadaşım. Birinden yüz dolar borç alacağım. Babamın iyi vakit geçirdiğini ve buradan içi rahat ayrıldığım görmek istiyorum.”

Ağzım açık kaldı. Remi’nin üvey babası Viyana’da, Paris’te, Londra’da bulunmuş seçkin bir doktordu. “Üvey baban için yüz dolar harcayacaksın, öyle mi?” dedim. “Senin hayatta sahip olamayacağın kadar çok parası var adamın! Gırtlağına kadar borca batacaksın! “

“Önemli değil,” dedi Remi sakin sakin. Sesinde yenilgi vardı. “Son bir şey istiyorum sizden: hiç olmazsa her şeyin normal gözükmesini sağlamaya çalışın, iyi bir izlenim bırakmaya çalışın. Üvey babamı sever ve sayarım. Genç karısıyla beraber geliyor. Saygıda kusur etmemeliyiz.”

Remi’nin gerçekten de dünyanın en ince ruhlu insanı haline geldiği zamanlar oluyordu. Lee Ann çok etkilenmişti, üvey babayla tamşacağı anı dört gözle bekliyordu. Adam iyi bir av olabilirdi, oğlu olmasa da…

Herkesi bağışladım, kendimi bıraktım, sarhoş oldum.

Böylece bir gün daha kaldım. Pazardı. Birazdan müthiş bir sıcak çökecekti, harika bir gündü, saat üçte güneş kızardı. Dağa tırmanmaya başladım ve dörtte zirveye vardım. O tatlı California okaliptüsleri ve pamuk ağaççıkları sarmıştı her yanı. Zirveye yakın yerlerde ağaç yoktu, sadece kayalar ve çimenler vardı. Kıyının yüksek yerlerinde sığırlar otluyordu, pasifik oradaydı, birkaç tepe ötede, Frisco sisinin doğduğu o masal gibi patates tarlası lekelerinden başlayan büyük beyazlık duvarıyla, uçsuz bucaksız, mavi Pasifik. Bir saat daha geçsin, Golden Gate’i aşıp şu romantik şehri örtecekti beyazlık. Sonra genç bir adam, cebinde bir şişe Tokay, sevgilisiyle elele tutuşup uzun beyaz kaldırımlarda yürümeye başlayacaktı. Frisco buydu işte: beyaz kapı önlerinde erkeklerini bekleyen güzel kadınlar, Coit Kulesi, Embarcadero, Market Caddesi ve onbir bereketli tepe.

İşte o anda tuhaf bir hisse kapıldım: bir şey unutmuştum. Dean’le karşılaşmadan önce vermek üzere olduğum bir karar vardı, aklımdan çıkmıştı ve o anda geri geliverecek gibiydi. Parmaklarımı çıtırdatıp hatırlamaya çalıştım. Ondan birilerine bahsetmiştim hatta. Ama şimdi gerçek bir karar mı, yoksa bir düşünce mi olduğunu bile söyleyemezdim. Beni yakalamış, şaşırtmış ve kederlendirmişti.

Kefenli Gezgin’le ilgiliydi. Carlo Marx’la karşılıklı iki iskemleye oturmuştuk, diz dize, ona bir rüyamı anlatmıştım, çölde garip bir Arap beni takip ediyordu, kaçmaya çalışıyordum, ama Koruyucu Şehre ulaşamadan beni yakalıyordu. “Kim o?” demişti Carlo. Birlikte kafa yormuştuk. Ben, benim, diyordum. Ama değildi. Bir şey, birisi, bir ruh, hayat çölünden geçen herkesi izliyordu, cennete ulaşmadan yakalayacaktı bizi. Düşündüm, ölümden başka bir şey değildi o: ölüm cennetten önce bizi ele geçirecek. Yaşarken özlem, acı ve ıstırap çekmemize neden olan, her çeşit bulantıya katlanmamızı sağlayan şey, muhtemelen ana rahminde yaşadığımız ve kabul etmeye yanaşmasak da ancak ölümde tekrarlanabilecek olan birtakım kayıp mutlulukların hatırlanmasıdır

Kuşlu Gazel , Metin Altıok

Koyup zarfın içine, üstünü acıyla pulladım
Sana bir sevinçlik menevişli kuş yolladım

Son kuşlarımdı bunlar, dedim telef olmasın
Geçti artık göğsümde kuş barınmaz anladım

Esti rüzgâr bozuk bozuk, örselendi yüreğim
Eksik gedik nem varsa ezberden tamamladım

Bende sönen şavkıması sürsün diye yaşamın
Bu kuşları senin için gözlerimde sakladım

Kim sürmüş Altıok Metin dünyanın sefasını
Kirletilmiş bir zamanı yürürken adım adım

Gereğinden fazla olanlar bile eksiktir. / Yusuf Atılgan

“Eve gelirken on paket sigarayla bir deste kibrit aldı. Odasının ışığını yaktı. Elindekileri karyolanın altına, boş bavula koydu. Çevresine bakındı. yoktu. Oturma odasını da aradı, orada da yoktu. Bunca lüzumsuz eşya vardı da, neden en gereken, bir sigara küllüğü yoktu. Kadınlar da böyleydi. Dünyada gereğinden çok kadın vardı ama yalnız bir teki yoktu.”

-Yusuf Atılgan

 

Ölüm Güzel Şey, Necip Fazıl Kısakürek

Ölüm Güzel Şey

Ölüm güzel şey,budur perde ardından haber… 
Hiç güzel olmasaydı ölürmüydü peygamber?… 
Öleceğiz müjdeler olsun,müjdeler olsun ! 
Ölümüde öldüren Rabbe secdeler olsun! 

Kapı kapı, yolun son kapısı ölümse; 
Her kapıda ağlayıp o kapıda gülümse! 
O demdeki,perdeler kalkar,perdeler iner, 
Azraile hoşgeldin,diyebilmekte hüner… 

O dem çocuklar gibi sevinçten zıplar mısın? 
Toprağın altındaki saklambaçta varmısın? 
Ölüm ölene bayram,bayrama sevinmek var; 
Oh ne güzel,bayramda tahta ata binmek var.!… 

Ufka bakarlar;ölüm uzaktamı uzakta… 
Ve tabut bekler,suya inmek için kızakta….. 
Sultan olmak dilersen,tacı,sorgucu,unut ! 
Zafer araban senin,gıcırtılı bir tabut! 

-Necip Fazıl Kısakürek

Kaos, kurtarma ve bağlama, Nevzat Tarhan

“Fil hergün aynı yoldan geçen canlıdır. Fil avcıları yola tuzak kurarak onu çukura düşürürler. Siyah elbise ile gelip düştüğü çukurda onu iyice döverler. Bir iki gün sonra beyaz elbise gelip kurtarırlar. Fil artık onları kurtarıcı gibi görür. Bir başka psikolojik savaş yöntemi budur. Toplumu bunalıma sok‚ sonra kurtar ve kendine bağla.”

Nabi’den beyitler..

Kimdir bizi men eyleyecek bağ-ı cinandan,
Mevrus-i pederdir gireriz hane bizimdir.”

(Cennet bahçelerinden bizi men edebilecek olan da kimmiş.!? O ev bize Adem atamzıdan mirastır, elbette gireriz.)

“Kalem kec-dil, mürekkeb rû-siyeh, kağıt dü-rû bilmem,
Kimi etsem o şûha arz-ı hâlim yazmada mahrem. ” (Nabi)

(Kalem eğri dilli, mürekkep siyah , kâğıt iki yüzlü! Şimdi sevgiliye arzu halimi yazmaya kimi mahrem kılayım?)

Miskin Adem Oğlanı, Yunus Emre

Miskîn âdem oglanı nefse zebûn olmışdur
Hayvân cânâvâr gibi otlamaga kalmışdur

Hergiz ölümin sanmaz ölesi günin anmaz
Bu dünyâdan usanmaz gaflet ögin almışdur

Oglanlar ögüt almaz yigitler tevbe kılmaz
Kocalar tâ‘at kılmaz sarp rûzigâr olmışdur

Begler azdı yolından bilmez yoksul hâlinden
Çıkdı rahmet gölinden nefs göline talmışdur

Yûnus sözi ‘âlimden zinhâr olman zâlimden
Korka durun ölümden cümle togan ölmişdür

Yunus Emre

Çevirisi..

Miskin Adem oğlanı nefse esir olmuştur,
Hayvan canavar gibi otlamağa kalmıştır.

Asla ölürüm sanmaz, mahşer gününü anmaz,
Bu dünyadan usanmaz, gaflet aklın almıştır.

Oğlanlar öğüt almaz, yiğitler tövbe etmez,
Kocalar namaz kılmaz, zaman kötü olmuştur.

Beyler azdı yolundan, bilmez yoksul halinden,
Çıktı rahmet gölünden, nefs gölüne dalmıştır.

Yunus sözü alimden, asla korkman zalimden,
Korka durun ölümden, cümle doğan ölmüştür.

Yunus Emre

Düzenleme ve yorum: Zeki Çalar

Rıza Tevfik Bölükbaşı’nın pişmanlık şiiridir..

SULTAN ABDÜLHAMİD HAN’IN RUHANİYETİNDEN İSTİMDAT

Nerdesin şevketlim, Sultan hamid han?
Feryâdım varır mı bârigâhına?
Ölüm uykusundan bir lâhza uyan,
Şu nankör milletin bak günâhına.

Tahkire yeltenen tac-ü tahtını,
Denedi bu millet kara bahtını;
Sınad-ı sillenin nerm ve sahtını,
Rahmet et sultanım suz-i âhına.

Târihler ismini andığı zaman,
Sana hak verecek, ey koca sultan;
Bizdik utanmadan iftira atan,
Asrın en siyâsî padişâhına.

“Pâdişah hem zâlim, hem deli’ dedik,
İhtilâle kıyam etmeli dedik;
Şeytan ne dediyse, biz ‘belî’ dedik;
Çalıştık fitnenin intibahına.

Dîvâne sen değil, meğer bizmişiz,
Bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz.
Sade deli değil, edepsizmişiz.
Tükürdük atalar kıblegâhına.

Sonra cinsi bozuk, ahlâkı fena,
Bir sürü türedi, girdi meydana.
Nerden çıktı bunca veled-i zinâ?
Yuh olsun bunların ham ervâhına!

Bunlar halkı didik didik ettiler,
Katliâma kadar sürüp gittiler.
Saçak öpmeyenler, secde ettiler.
Bir asi zabitin pis külâhına.

Bugün varsa yoksa …………..,
Şöhretinde herkes fuzuli dellal;
Âlem-i mânâ’dan bak da ibret al,
Uğursuz taliin şu gümrâhına.

Haddi yok, açlıkla derde girenin,
Sehpâ-yı kazâya boyun verenin.
Lânetle anılan cebâbirenin
Bu, rahmet okuttu en küstâhına.

Çok kişiye şimdi vatan mezardır,
Herkesin belâdan nasîbi vardır,
Selâmetle eren pek bahtiyardır,
Bu şeb-i yeldânın şen sabahına.

Milliyet dâvâsı fıska büründü,
Ridâ-yı diyânet yerde süründü,
Türkün ruhu zorla âsi göründü,
Hem peygamberine, hem Allâh’ına.

Sen hafiyelerle dem sürdün ancak,
Bunlar her tarafa kurdu salıncak;
Eli,yüzü kanlı bir sürü alçak,
Kemend attı dehrin mihr-u mahına.

Bu itler nedense bana salmadı,
Bahalıydı başım kimse almadı,
Seyrandan başkaca iş de kalmadı;
Gurbet ellerinin bu seyyahına.

Hoş oldu cilvesi Cumhuriyetin,
Tadı kalmamıştı Meşrutiyetin,
Deccal’a dil çalan böyle milletin,
Bundan başka çare yok ıslahına.

Lâkin sen sultânım gavs-ı ekbersin
Âhiretten bile himmet eylersin,
Çok çekti şu millet murada ersin
Şefâat kıl şâhım mededhâhına.

Schopenhauer’un Giyotin hikayesi

GERÇEKÇİ OLMAK…
Üç kişi giyotinle idama mahkûm olur. Bunlardan biri papaz, biri hâkim, biri de fizikçi…
*İdam sehpasına ilk papaz çıkarılır. Başını giyotinin altına yerleştirir ve sorarlar:
– Son sözün nedir?
Der ki:
– Ben Allah’a inanıyorum, O beni kurtaracaktır. Allah… Allah… Allah…
Giyotini indirdiklerinde boynuna birkaç santim kala giyotin durur. Halk şaşırır ve hep bir ağızdan bağırır:
– Onu serbest bırakın; Allah sözünü söylemiş ve onu korumuştur.
Böylece papaz idam edilmekten kurtulur… *Sıra hâkime gelir, ona da sorarlar:
– Demek istediğin en son söz nedir?
Der ki:
– Ben papaz gibi Allah’a inanmıyorum. Ama adalete güveniyorum. Adalet… Adalet… Adalet…
Giyotini indirirler, giyotin hâkimin de boynuna birkaç santim kala durur…
Bunun üzerine insanlar tekrar şaşırır ve bağırırlar:
– Adalet sözünü söyledi, onu serbest bırakın.
Böylece hâkim de boynunun kesilmesinden kurtulur…
Sıra fizikçiye gelir. Ona da
– Son sözünü söyle derler
Der ki:
– Ben ne Allah’a inanan bir papazım, ne de adalete güvenen bir hâkim.. Bildiğim tek şey şudur: Giyotinin ipinde bir düğüm var ve o düğüm giyotinin tam inmesine engel oluyor.
Görevliler giyotini kontrol edince gerçekten de bir düğüm olduğunu görürler. Düğümü açıp tekrar bırakırlar, böylece fizikçinin başı bedeninden kopar..

Toplumdaki “düğümler” ve sorunlara işaret edip gerçekleri söylemenin acı sonuçları olabilir!..
Gerçeğe talip olanlar, bedel ödemeyi göze almalıdır..

ARTHUR SCHOPENHAUER