Avrupa kendi yaptığı sözleşmeyi beğenmiyor ki biz beğenelim!

0
127

Hemen hemen hiç bir konuda ,gerekli araştırmayı yapmadan, olaya sadece siyasi yönlendirmeler ile ahkâm kesmeye alışık milletim, Devletin İstanbul sözleşmesinden çekilmesi ile ortadan ikiye bölünüverdi yine. Bu arada hemen yeri gelmişken söyleyeyim bu ” İstanbul sozlesmesi diye bildiğimiz sözleşmenin asıl adı “Avrupa sözleşmesi” . Bu sözleşmeye kim İstanbul adını verdi ve kabul gördü kimse bilmiyor. Belki bu ismi verenler yerel bir sahiplenme duygusu oluşturması için İstanbul’u kullanmışlardır bilemiyorum…

Neyse efendim. Bu meşhur İstanbul sözleşmesi kağıt üzerinde kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetle mücadele amacıyla 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzalandı. Sonrasında suistimaller sebebiyle sık sık gündeme gelip durdu. İstanbul Sözleşmesi doğrultusunda çıkarılan 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’a göre devlet, şiddetten şikâyetçi olan kadına, dilerse çocuklarıyla birlikte barınma imkânı veriyor. Süreç sona erene kadar maddi yardım sağlıyor. İş ve hatta kimlik değişikliği yapmak isterse yardımcı oluyor. Şiddet uygulayan hakkında en az bir ay süreyle uzaklaştırma kararı alınabiliyordu. Tabi ilk başta çok mantıklı bir kural gibi geliyor akıllara. Fakat bu maddenin bir de muaallakta kalan ve sıkıntılar doğuran bir yanı var. Sözleşmenin getirdiği 6284 Sayılı Kanun’da  şiddet görme ihtimalini hissettiren her şey fiziksel şiddet ile eşdeğer tutuluyor. Bu da şiddet görülmediği takdirde şiddet uygulandığı söylenerek yetkililerle irtibata geçip baba, eş, abiyi polis eşliğinde evinden aldırtabiliyor. Bu da her hangi bir fiziksel şiddetin veya tehdidin söz konusu olmadığı durumlarda, aile arasındaki en küçük anlaşmazlık adli bir vakaya dönüştürülüyor. Devlet doğrudan evin erkeğini suçlu buluyor. Bunun da pek sağlıklı sonuçlar doğurmadığı medya yansıyan haberlerden görülüyor.

Fakat bana göre devletin asıl sıkıntılı gördüğü yer. Toplumsal cinsiyet eşitliği adı altında LGBT ve eşcinsellik propagandası yapmaya çalışması gizliden. Ben şahsen kimin ne halt yediğine bakmam. Kişilerin özel hayatıdır. İsteyen homoseksüel olur isteyen lezbiyen, isteyende trans. Fakat ahlaken ve din anlamında doğru bulunmayan bu yaşam biçimleri yasal olarak meşrulaştırmak istenirse buna karşı çıkarım. Hele ki bizim toplumumuzda eşcinsel evlilikler ve çocuk evlat edinme hakları toplumun köklerini dinamitleyen çok tehlikeli haklar!

Femi-faşist zihniyetle” hazırlanan ve eşcinsel evliliklere yasallık getirmeyi hedefleyen sözleşmenin iptal edilmesi bence yerinde bir karar. Sözleşmede yer verilen “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” kavramı bugün Türkiye’de LGBT lobilerinin nasıl rahatça çalıştığını gözler önüne sermek için yeterli değil mi?

Ben küçük bir araştırma yaptım Google’da. Bu Avrupa sözleşmesi mart 2019 itibarıyla toplam 46 devlet ve Avrupa Birliği tarafından imzalandı. Türkiye ise 12 Mart 2012’de sözleşmeyi onaylayan ilk ülke oldu.Bu ilk olma özelliği sanırım Türkiye’nin o tarihte Avrupa birliğine girme gayretlerinin heyecanıyla hiç düşünülmeden ve bugün görülen tehlikelerin o gün, anlaşılmasından kaynaklandı.

Sonrasında yani Türkiye’nin ardından 2013-2015 yılları arasında 18 ülke (Andorra, Arnavutluk, Avusturya, Bosna-Hersek, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İspanya, İsveç, İtalya, Karadağ, Malta, Monako, Polonya, Portekiz, Sırbistan, Slovenya) daha sözleşmeyi tanıdı. Özellikle Türkiye’de birçok tartışamanın kapısını aralatan İstanbul Sözleşme 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girdi.

Fakat gelin görün ki Avrupa kendi hazırladığı sözleşmeyi sonradan kendisi beğenmedi ya da kusurlu buldu.

İngiltere sözleşmeyi imzalamasına rağmen onaylamadı. Fransa, İsveç ve İsviçre gibi bazı ülkeler çekince koydu. Bazı Avrupa ülkeleri sözleşmelerin maddelere itiraz etti. Sözleşmeye gözlemci statüsünde katılan ABD, Japonya, Kanada, Meksika ve Vatikan sözleşmeyi imzalamadı. Polonya da çekileceğini duyurdu.
İngiltere, Ukrayna, Çek Cumhuriyeti, Bulgaristan, Moldova, Macaristan, Ermenistan, Letonya, Lihtenştayn, Litvanya ve Slovakya sözleşmeyi imzalamasına rağmen onaylamadı. Sözleşmeyi imzalayan veya onaylayan ülkelerden Almanya, Andora, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Ermenistan, Finlandiya, Fransa, Gürcistan, Hırvatistan, İrlanda, İspanya, İsveç, İsviçre, İtalya, İzlanda, Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Letonya, Makedonya, Malta, Monako, Polonya, Romanya, Sırbistan, Slovenya, Yunanistan çekince koydu. Avusturya, Finlandiya, Hollanda, İsveç, İsviçre, Norveç sözleşmenin bazı maddelerine itiraz etti.

Hırvatistan, İspanya, Letonya, Litvanya ve Letonya ise şerh koyan ülkeler arasına girdi. Rusya ve Azerbaycan ile sözleşmeye gözlemci ülke statüsünde katılan ABD, Japonya, Kanada, Meksika ve Vatikan sözleşmeyi imzalamadı. Polonya da 2019 da “geleneksel aile yapısını zarara uğratacağı”, “eşcinsel evliliklerin yolunu açacağı” ve “eşcinselliği normalleştireceği” gibi sebeplerle sözleşmeden çekileceğini açıkladı.

Yani durum böyle. Sanki kadınlarımızın öldürülmesine ve şiddet görmesine tek mani olacak sözleşme buymuş algısındaki bazı değerli gazeteci, yorumcu ve sanatçı kesimi, sözleşmeden ayrılan devlete ağzına geleni söylemeye başladı. Bir ülkenin kendi kadınını erkegini, ve evlatlarını koruması tek bir sözleşmeye bağlı olamaz! Her ülke kendi sağduyusu ve alacağı tedbirlerle hazırlayacağı kanunlarla bu şiddeti %100 bitiremese de, ciddi ölçüde bir azalma sağlayabilir.

Zaten devlet de bu sözleşmeden çekilme gerekçesini 7 madde altında gayet net ifade etmiş. Ne diyor Resmi gazete de beraber bakalım :

  • Türkiye’nin, ‘İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin temel sebepleri yedi başlık altında sıralanıyor:

1- İstanbul Sözleşmesi, LGBT ideolojisi savunuculuğuna indirgendi. LGBT’nin bazı kesimler tarafından meşru evrensel hukuk normu şeklinde dayatılmasının önüne geçilecek.
2- Milli ve manevi değerler ile Türk aile yapısında LGBT propagandasının oluşturduğu rahatsızlık giderilecek.
3- LGBT ideolojisi üzerinden inşa edilmek istenilen diplomatik ve siyasi baskı engellenecek.
4- Kadın hakları meselesi LGBT odaklı tartışmaların tahakkümünden kurtarılacak.
5- Sözleşmenin toplum değerleri ile bağdaşmayan kısımlarının, Türkiye’nin kadına şiddet ile mücadelesine ve kadın hakları konusundaki adımlarına gölge düşürmesinin önüne geçilecek.
6- LGBT’yi işaret eden ifadeler sebebiyle rahatsızlık duyan kesimlerin kadına yönelik şiddete karşı desteğinin konsolide edilmesi sağlanacak.
7- Kadına şiddet ile mücadelede iç hukuka dayalı uygulamaların iyileşmesine odaklanmak için gerekli zihinsel paradigma değişikliğine engel olan ‘cinsel yönelim’ unsuru ortadan kalkacak.

Artık bunda bütün iş, devletin ülkedeki her türlü siddet, tecavüz, taciz cinayetin önüne geçebileceği yeni kuralları uygulamak..

Ama cidden ve en kısa zamanda uygulamak!