35 yıl sonra çizgi roman okumaya çalışıyorum

0
208

Benim çocukluk yıllarımda, ne annem ne babam ne de okuduğum okuldaki öğretmenim, kişisel gelişimim için önemli olabilecek okuma kitapları önermezdi. Çünkü onlarda çok okuyan ve kitaplarla arası iyi olan insanlar değildi. ( 1985-1990 ) O dönemde yalnız Ömer Seyfettin ve Kemalettin Tuğcuya ait bir iki eser bilinirdi. Ben şanslı bir çocuk olarak o yaşta, bu iki yazarın eserlerini okuma fırsatı buldum. Hatta Tuğcu’nun “en iyi arkadaşım” hikaye kitabını hâlâ saklarım. Yine o yıllarda bir kitaba ulaşmak için tek şansınız kütüphanelerdi. Ancak orada da sınırlı kaynak olduğu için dar bir araştırma yapabiliyordunuz. İşte bu handikaplar kapitalist sistemin ürünlerinin memlekete rahat girmesine neden oluyordu. Bu ürünlerin başında çizgi romanlar geliyordu. Superman, Zagor, Maskeli adam, Mr No, Teksas Tommiks gibi kahramanlar aklıma ilk gelenlerdi. Bu kitaplara ulaşmak değerli bir yazarın eserlerine ulaşmaktan daha kolaydı. Mahallenin kırtasiyecisinde çizgi romanların konulduğu ayrı bir rafta sergileniyordu. Ben en çok Superman ve Maskeli adam kitaplarını alırdım. Mantıken o yıllarda erkek çocukları, kız çocuklarından okumuş oluyordu. Ha okudukları onlara ne katıyordu derseniz, orası tartışılır. Ancak iyi ve kötü kavramını, iyilerin her zaman en sonunda bir şekilde kazanacağı, iyiliğin savunucularının kahramanlar olduğu gibi bir çok sonuca ulaştıkları kesindi.

Tabi sonra, özellik 90 lı yıllarda gelişen ticaret, yüzümüzü Avrupa’ya dönüşümüz ile birlikte birşeylere ulaşmak daha kolaylaştı. Sonuçta nüfusu sürekli büyüyen bir ülke, Başta Amerika ve diğer Avrupa ülkelerinin iştahla beklediği bir pazar haline gelmişti. Özel radyo ve TV lerin ülkede hızla artmasıyla okumaya ilgi iyice düştü. Çizgi romanlarda artık sadece buna ciddi ilgi duyan kesim tarafından okunur hale geldi.

Ve bugün..

Geçenlerde küçük yeğenimle görüşme fırsatı buldum. Aramızdaki sohbette okuduğu kitapları merak edip sordum. Yeğenim bu konuda yaşına uygun her kitabı merakla okuduğunu anlattı. Sevindim tabi. Kendi küçüklüğümle kıyaslayınca, bu neslin aslında ne kadar şanslı olduğunu düşündüm. Bunların dışında yeğenim’in sevdiği ve okuduğu bir tarz daha vardı. O da Japon anime çizgi romanları. Bu Japonlar gerçekten ilginç insanlar. Benim çocukluğumdaki çizgi filmlerindeki karakterleri zamanla günümüze uyarlayarak anime çizgi romanlara çevirdiler. Evet çizgi romanlar adı üstünde bol resimli ve az yazılı eserler. Ancak duyguyu vermek için yeterli ve doğru cümleler kullanılırsa okuyuyucuya gayet keyifli zamanlar yaşatabiliyorlar. İşte şimdi elimde bir anime çizgi roman var. Adı “Sessizliğin sesi”

Yeğenim kendi aldığı hazzın benzerini benimde yaşayacağımı düşünürek 🙂 ” Dayı bu kitabı mutlaka okumalısın” diyerek kitabı elime tutuşturdu. Kitap yeni ergenlerin birbirleri arasındaki karmakarışık ilişkileri anlatıyor gibi 🙂 E tabi banada okumak farz oldu. Elbetteki kitaptan yeğenim kadar keyif alamayacağım. Ancak hem onun gönlünün olması hem de çocukluk yıllarımda okuduğum çizgi roman anılarını tekrar yaşatacağı için okumaya niyetlendim an itibari ile.

35 senedir çizgi roman okumamış bir adam olarak bakalım okumayı becerebilecek miyim 🙂