“Buraya kadar” dediler / Oğuz Atay

“Ne gördün bütün kapıların birer birer kapandığı bu dünyada? Hangi kusurunu düzeltmene fırsat verdiler? Son durağa gelmeden yolculuğun bitmek üzere olduğunu haber verdiler mi sana? Birdenbire: “Buraya kadar!” dediler. Oysa, bilseydin nasıl dikkatle bakardın istasyonlara; pencereden görünen hiçbir ağacı, hiçbir gökyüzü parçasını kaçırmazdın. Bütün sularda gölgeni seyrederdin. Üstelik, “daha önce haber vermiştik” derler. “Her şeyin bir sonu olduğunu genel olarak belirtmiştik. Yaşarken eskidiğini ve eskittiğini söylemiştik.”

Mutluluk,ufak tefek şeylerin bir araya gelmesi/ Cengiz Aytmatov

“Yeri gelmişken, benim anladığım gerçek mutluluğun da bir rastlantı sonucu olmadığını, yaz yağmuru gibi birden bire başımıza düşmediğini söylemeliyim. Gerçek mutluluk, yavaş yavaş, azar azar gelir ve bu bizim hayata bakış açımızla, çevremizle, Çevremizdekilere karşı davranışımızla doğrudan doğruya ilgili ve orantılıdır. Mutluluk, birbirini tamamlayan ufak tefek şeylerin birikmesinden doğuyor.”

Cengiz Aytmatov – Toprak Ana

Einstein: “Bir saatim olsa bunun 55 dakikasını ” söylemi

Bugun arkadaşlarla bir sohbette çalındı kulağıma. Einstein’ın 5/55 diye bir tekniği varmış. Aklıma takıldı merak ettim nette biraz araştırdım. Mevzunun özü şu;

“Dünyayı kurtarmak için bir saatim olsaydı; ellibeş dakikasını problemi tanımlamaya, kalan beş dakikayı da çözümü bulmaya ayırırdım.”

Bu tekniğin kaynağı, Einstein’ın yukarıdaki cümle ile çözüm odaklı bir tekniğe yönelmesi. Yani mevcut sorunu bütün detayları ile düşünüp genişleterek tam ve net bir tanımlıyorsunuz. Devamında ise sorunu çok net bir şekilde tanıdıktan sonra çözüm yolları ortaya koyuyorsunuz. Sonuç olarak problemi ne kadar iyi anlarsınız alacağınız aksiyon da o kadar doğru olur.

Rilkeden Lou’ya..

”Sen bütün kuşkuların tam karşıtıydın; dokunduğun, uzandığın ve gördüğün her şeyin var olduğuna tanıklık edendin. Dünya bulutlu görünüşünden sıyrıldı, zavallı ilk şiirlerimin belirli özelliği olan o birlikte akış ve çözülüşten kurtuldum; nesneler doğdular, yavaş yavaş ve güçlükle öğrendim her şeyin ne denli yalın olduğunu; ve olgunlaştım, yalın şeyler söylemeyi öğrendim. Bütün bunlar, kendimi şekilsizlik içinde yitirme tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğum bir sırada seni tanımak mutluluğuna erdiğim için oldu.”

Optimus prime da sessiz kaldı

 

Üst üste gidiyor, aramızdan ayrılıyor usta sesler. Bugün dublaj sanatçılarının büyük bir ismi daha vefat etti ve ben yine ciddi derecede üzüldüm; çünkü kulağıma oturan bir ses daha yok oldu.

​Ayhan Kahya; Yüzüklerin Efendisi serisinde “Gamling”, Transformers serisinde “Optimus Prime” ve Galaksinin Koruyucuları filminde ise “Thanos” karakterlerine yaptığı Türkçe seslendirmelerle hafızalara kazınmıştı. Çok doygun, güçlü ve otoriter bir sesi vardı Kahya’nın. Sadece beyaz perdeyle sınırlı kalmayıp, sesini pek çok belgesel ve reklam filminde de duymak mümkündü. 1958 yılında dünyaya gelen sanatçı, 1990’lı yıllardan itibaren dublaj camiasının vazgeçilmez isimlerinden biri haline gelmiş, özellikle “trailer” (fragman) seslendirmelerindeki başarısıyla sektörde “sesin karizması” olarak tanımlanmıştı.

​Çok arayacak kulaklarımız onu…

​Allah rahmet eylesin.

Sanatçı hakkında ek not: Ayhan Kahya, sadece sinema dünyasında değil, televizyon kanallarının tanıtım seslerinde de (ID) çok yoğun bir şekilde yer almıştı. Bir dönem TRT’de de görev alan Kahya, sesindeki o “tok” tınıyı korumak için dublaj tekniklerine büyük bir titizlikle yaklaşır ve genç meslektaşlarına da bu disiplini aşılardı.

 

 

Mutluluğun kaynağını 5 maddeyle açıklamış Jung

 

  1. ​Fiziksel ve mental sağlık
  2. ​Samimi bireysel ilişkiler
  3. ​Sanattaki ve doğadaki güzelliği algılayabilme yeteneği
  4. ​Makul yaşam standartları ve tatmin eden bir meslek
  5. ​Hayatın iniş çıkışlarıyla başa çıkabilmek için felsefi veya dinî bir bakış açısı

​Ve bu maddelerden sonra bir röportajında Jung, şöyle bir açıklamada da yapmış: “Mutsuzluğun nedenleri listesini yapsak elbette çok daha uzun olurdu. Hoşlandığımız ve korktuğumuz şeyler her an yanı başımızda bizi beklerken, aradığımız ve tutkuyla istediğimiz şeyleri hem zor elde ederiz hem de hemen kaçar elimizden. Üstelik onlara sahip olduğumuzda o kadar mükemmel olmadıklarını fark ederiz.”

​Hakikaten de öyle değil mi? Ömrümüzü peşinden koşturarak geçirdiğimiz o dağlar, zirveye vardığımızda bir avuç taştan ibaret kalıyor elimizde. Belki de mesele o hedefe ulaşmak değil; yolda yürürken rüzgarı hissetmek, elindekinin kıymetini bilmek ama insan işte, doymuyor göğsündeki o boşluk dolmayınca…

Yakınlığı samimiyetle bağdaştırma eğilimi/ John Berger

“Yakınlığı “samimiyet”le bağdaştırma eğilimimiz var, belli bir deneyim birikimi ortaklığını içeren “samimiyet”le…Halbuki gerçekte, büsbütün yabancı insanlar, birbirine tek söz etmeden, bir yakınlık paylaşabilir – bir anlık göz göze gelmede, bir baş sallamada, bir tebessümde, bir omuz silkişte saklı yakınlığı… Birkaç dakika ya da beraber dinlenen bir şarkı kadar süren bir samimiyet… Hayatla ilgili bir görüş birliği…Cümleler içermeyen bir mutabakat…Şarkının etrafına üşüşen anlatılmamış hikayelerin paylaşımıyla kendiliğinden varılan bir kanı…”

~John Berger

Şalteri tamamen indirip… / Charles Bukowski

“Bu çok önemli; kendine serbest zaman yaratmak… İşin özü, hızını ayarlamak… Şalteri tamamen indirip uzun süreler boyu hiçbir şey yapmadan durmazsan, her şeyi kaybedeceksin…hiçbir şey yapmadan durmak, çok çok önemli… Ve bunu günümüz toplumunda kaç kişi yapabilir? Çok az… İşte bu yüzden hepimiz toptan çıldırmış vaziyetteyiz, hüsrana ugramış, öfkeli ve nefret dolu…”

Yıldırım nere? Efkar baba nereee?

Teşkilat dizisini, hem kurgusu hem de milli duyguları kabartması bakımından geçtiğimiz sezon keyifle izledim. Ancak bu sezon yapımcıların dizide yaptığı ciddi değişiklikler, diziye olan ilgimi açıkçası aşağı çekti. Dizinin demirbaş oyuncularının %60’ı yapımdan jilet gibi kesilince ve yepyeni bir kadro doğrudan seyircinin önüne konulunca, eminim izleyici de “Neler oluyor?” demiştir. Eski kadrodan yalnızca dört isim bırakan yapımcı, sanırım dizinin reytingi üzerine kumar oynuyor. Tamam, diziye yeni bir yön vermek için kadroda revizyonlar illaki yapılacaktı; ancak bu kadarı biraz abartıya kaçmış. Servet ve Adem karakterleri artık yok. Diziye keyifli bir mizah katan Hulki ve Hakkı Dayı karakterleri de artık yok. Diziye biraz olsun gülümseme katma görevi ise Gürkan ve Uzay’a kaldı anlaşılan. Yine önemli bir eksiklik de Hakan Boyav’ın canlandırdığı Tövbekar karakteri. Usta oyuncu, Tövbekar ile önemli bir yeri dolduruyordu bence.

​Bu arada, yazımda “Yapımcı eski kadroda dört kişi bırakmış” demiştim ya hani? Dizinin geçen sezonunu takip edenler “Hayır, dört değil, beş” diyebilir. Çünkü Gürkan Uygun ile evet, beş oluyor, doğru. Ancak ben yine de dört diyorum ısrarla! Çünkü usta oyuncu Uygun, oynadığı rol ile diziye sıfırdan girmiş gibi! Öyle ya, geçtiğimiz sezon canlandırdığı kötü karakterle gösterdiği müthiş başarılı performansın üstüne, diziye yeni bir karakterle, iyi bir rolde tekrar devam etmesi çok komik. Yapımcı, Uygun’u neden tekrar bambaşka bir karakterle senaryoya kattı, hiçbir fikrim yok. Ayrıca bence bu mantık, seyircinin zekasıyla dalga geçmek gibi bir şey. Bari Gürkan Uygun’un imajında değişikliğe gitseydiniz. Ne bileyim, bolca bir sakal bıraktırıp saçlarının rengini de iki ton koyulaştırsaydınız en azından. (Sanki Efkar Baba rolü için bir iki kilo almış sanırım Uygun.) Ben burada dizinin yapımcısından şöyle bir sürpriz bekliyorum aslında: Uygun’un oynadığı bu karakter, yani Efkar Baba, olağanüstü kötü Yıldırım’ın ikizi çıksın mesela. Bu kurgu, en azından bu saçma mantığı az da olsa toparlar. Ya da şöyle bir hikaye de kurgulanabilir: Yıldırım hapse girip cezasını çeker; sonra itirafçı olduğu için az ceza ile dışarı çıkıp hayatına Efkar Baba olarak devam eder.

​Bu son kurgu, ilkine göre daha zayıf bir ihtimal ama yapımcı bu! Olsun der, oluverir. Yıldırım’ı ne zaman Efkar Baba olarak görürüm bilemiyorum. Son olarak, diziye yeni katılan Murat Yıldırım hakkında da bir şeyler söylemem lazım. Geçtiğimiz sezon dizide Serdar karakteriyle yer alan Çağlar Ertuğrul’un yerini biraz zor dolduracak bence. Çünkü Serdar karakteri daha sempatik ve yakışıklı bir adamdı. Murat Yıldırım’ın oynadığı karakter ise daha soğuk ve duygularını belli etmeyen bir profilde. Dizi bu haliyle, bu sezon final yapar kanaatindeyim. Bakalım, bekleyip görelim.

“Buruk acı” şarkısını bilirsiniz. Ya sözlerinin kime ait olduğunu?

Sonradan bestelenip şarkı haline getirilen yüzlerce şiir vardır. Hatta bu şiirlerin birçoğu, sadece şiir formundayken çok değer görmemişken, şarkı haline gelince çok daha popüler ve bilinir olmuştur.

​”Buruk Acı” isimli şarkı, benim hafızamda Belkıs Özener’in o harika yorumuyla yer etmiştir. Türk sanat müziği formundaki bu şarkı, eski Yeşilçam filmlerinde kendine güzel bir yer edinmiş; hatta başrolünde Türkan Şoray’ın oynadığı bir filme ismini vermiştir. Peki, bu şarkının sözlerinin kime ait olduğunu hiç düşündünüz mü? Bu soruya cevabınız muhtemelen “hayır” olacaktır çünkü çok merak edilen bir mevzu değildir. Diğer sanat dallarında eserin sahibi doğrudan bilinirken, bir müzik eserinde söz yazarı, besteci ve yorumcu farklı isimler olabilir. İşte bu yüzden söz yazarı (belki de şair) adını pek duyuramaz.

​Asıl mevzuya dönecek olursak; “Buruk Acı”nın söz yazarı aslında bir şairdir: Sennur Sezer. İsmini hiç duymadınız değil mi? İnanın ben de daha önce duymamıştım. Bu bilgiyi bir edebiyat sitesinde tesadüfen öğrendim. Oysa kendisi, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının çok kıymetli ve bilinir şairlerinden biriymiş.

​Şimdi bir düşünün; bir şiir yazıyorsunuz ve o şiir öyle seviliyor ki bir şarkının kaynağı oluveriyor. Milyonlar, sizin dizelerinizi bir şarkıyla nesilden nesile beğenip söylemeye devam ediyor. Ancak işin üzüntü verici kısmı, sizi kimse tanımıyor. Hatta bir dost meclisinde bu şarkı çalarken sözlerin size ait olduğunu söylediğinizde, oradakilerin tepkisi anında “Hadi canım sen de!” ya da “Ciddi misin?” oluyor. İnsanları ikna edeceğim diye gerçekten göbeğiniz çatlıyor; zor bir durum!

​Sennur Hanım 2015 yılında aramızdan ayrıldı. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. Eseri ise hâlâ dillerde yaşamaya devam ediyor.

 

Zor bir durum yaa. Sennur hanım 2015 yılında aramızdan ayrılmış. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun.