Önce cesaret gelir / Osho

“Cesaret” pek ilginç bir kelimedir. Latince kökeni “cor”dur ve “yürek” demektir. Yani cesur olmak yürekli yaşamak demektir. Yüreğin yolu cesaretin yoludur; Emniyetsiz yaşamak, sevgi ve teslimiyet içinde yaşamak, geçmişi bırakmak ve geleceğin getireceklerine izin vermek…Bilinmeyene doğru yol almak… Yürek her zaman risk almaya hazırdır, yürek bir kumarbazdır. Zihin ise bir işadamıdır. Zihin hep hesap yapar, kurnazdır. Yürek hesap kitap yapmaz.

Cesur değilsen, dürüst de olamazsın.

Cesur değilsen, sevemezsin. Cesur değilsen, güvenemezsin.

Cesur değilsen, hakikati keşfedemezsin.

Yani, önce cesaret gelir ve ondan sonra her şey.

Sevgi savurganlığım / Tomris Uyar

“Sevginin yalnızca bir duygu olmadığını, bilgi de gerektirdiğini kendimden biliyorum. Sevgi savurganlığım yüzünden habire su vererek çürüttüğüm kaktüsler hâlâ aklımda. Bir dostum ‘iyi ki akvaryumda balık beslemiyorsun’ demişti; herhalde havasız kalmalarına üzülür sudan çıkarırdın onları.”

Tomris Uyar

“Buraya kadar” dediler / Oğuz Atay

“Ne gördün bütün kapıların birer birer kapandığı bu dünyada? Hangi kusurunu düzeltmene fırsat verdiler? Son durağa gelmeden yolculuğun bitmek üzere olduğunu haber verdiler mi sana? Birdenbire: “Buraya kadar!” dediler. Oysa, bilseydin nasıl dikkatle bakardın istasyonlara; pencereden görünen hiçbir ağacı, hiçbir gökyüzü parçasını kaçırmazdın. Bütün sularda gölgeni seyrederdin. Üstelik, “daha önce haber vermiştik” derler. “Her şeyin bir sonu olduğunu genel olarak belirtmiştik. Yaşarken eskidiğini ve eskittiğini söylemiştik.”

Mutluluk,ufak tefek şeylerin bir araya gelmesi/ Cengiz Aytmatov

“Yeri gelmişken, benim anladığım gerçek mutluluğun da bir rastlantı sonucu olmadığını, yaz yağmuru gibi birden bire başımıza düşmediğini söylemeliyim. Gerçek mutluluk, yavaş yavaş, azar azar gelir ve bu bizim hayata bakış açımızla, çevremizle, Çevremizdekilere karşı davranışımızla doğrudan doğruya ilgili ve orantılıdır. Mutluluk, birbirini tamamlayan ufak tefek şeylerin birikmesinden doğuyor.”

Cengiz Aytmatov – Toprak Ana

Rilkeden Lou’ya..

”Sen bütün kuşkuların tam karşıtıydın; dokunduğun, uzandığın ve gördüğün her şeyin var olduğuna tanıklık edendin. Dünya bulutlu görünüşünden sıyrıldı, zavallı ilk şiirlerimin belirli özelliği olan o birlikte akış ve çözülüşten kurtuldum; nesneler doğdular, yavaş yavaş ve güçlükle öğrendim her şeyin ne denli yalın olduğunu; ve olgunlaştım, yalın şeyler söylemeyi öğrendim. Bütün bunlar, kendimi şekilsizlik içinde yitirme tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğum bir sırada seni tanımak mutluluğuna erdiğim için oldu.”

Yakınlığı samimiyetle bağdaştırma eğilimi/ John Berger

“Yakınlığı “samimiyet”le bağdaştırma eğilimimiz var, belli bir deneyim birikimi ortaklığını içeren “samimiyet”le…Halbuki gerçekte, büsbütün yabancı insanlar, birbirine tek söz etmeden, bir yakınlık paylaşabilir – bir anlık göz göze gelmede, bir baş sallamada, bir tebessümde, bir omuz silkişte saklı yakınlığı… Birkaç dakika ya da beraber dinlenen bir şarkı kadar süren bir samimiyet… Hayatla ilgili bir görüş birliği…Cümleler içermeyen bir mutabakat…Şarkının etrafına üşüşen anlatılmamış hikayelerin paylaşımıyla kendiliğinden varılan bir kanı…”

~John Berger