Zihinde Yanan Lamba: Edebiyatın Aile Metaforu

Osman Erim Naiboğlu’nun “Edebiyat edeb’in en hayırlı evladı ve diğer kardeşlerinin de en açık sözlüsüdür”

​Bazen kelimeler, arkalarındaki anlam yüküyle birlikte insanın zihninde adeta bir lamba yakar.  “Edebiyat” ve “edeb” kelimelerinin kökteşliği malumumuz; fakat Naiboğlu’nun bunu bir aile metaforuyla, edebiyatı edebin “en hayırlı evladı” ve “en açık sözlüsü” olarak tanımlaması gerçekten çok çarpıcı.

​Bana göre edebiyat; süslü cümlelerin bir araya gelmesinden ibaret değil. Hayatın, insanın, toplumun ve içimizdeki karmaşanın en filtresiz ve cesur aynası. Edeb, sınırları çizerken; edebiyat o sınırları zorlayan, söylenmesi en güç olanı bile sakınmadan yüzümüze çarpan o dürüst ses oluyor. Tıpkı bir ailenin en haşarı ama en doğrucusunu söyleyen, inatçı ama en çok sevilen evladı gibi.

Kalabalığın İçinde Kendini Bulmak: Anti-Tüketim Manifestosu

Züppe etkisi ve Veblen etkisi, tüketim alışkanlıklarını inceleyen önemli sosyo-ekonomik kavramlardır. Züppe etkisi, bir ürünün değeri herkesçe erişilebilir olmaması veya fiyatının çok yüksek olmasıyla alakalıdır; ürün popülerleştikçe üst gelir grubundaki tüketicilerin ona olan ilgisi azalır. Veblen etkisinde ise, fiyat arttıkça malın gösteriş yapma amacıyla daha çok talep görmesi söz konusudur.

​Hayatın her alanında—bir restorandaki lezzette, raftaki teknolojik eşyada, kütüphanemdeki kitapta—ben kalabalığa karışıp herkesleşmek istememişimdir. Mesela yıllar önce Matrix filmini vizyona girdikten yaklaşık beş yıl sonra izlediğimi, ya da Michael Jackson’ın lise yıllarımda çıkardığı albümü yaklaşık iki yıl sonra aldığımı hatırlıyorum. Herkesin aynı yöne aktığı bir nehirde yüzmek yerine, kendi akıntımı yaratmayı seçiyorum bi bakıma.

​Hatta diyorum ki ; insanlar benim gibi davranırsa, aslında fiyat politikaları inanın çok farklı olur. Bir ürün yeni çıktı diye, popüler bir markanın son modeli çıktı diye hemen o modele yönelmek o ürünün otomatikman fiyatını arttırır mesela. Bunun yerine biraz bekleyip satın alarak ya da belli bir süre satın almadığında orada üretici de şunu fark etmiş olacak: toplum artık çok bilinçli, fiyat yüksekken almıyor, ben de bunun fiyatını en son çıktı diye abartarak fahiş fiyatla artık satıp büyük karlar elde edemeyeceğim diye düşündürmek lazım. Bu bakış açısı, tüketici davranışları literatüründe anti-tüketim veya pragmatik tüketicilik olarak bilinir. Statü arayışından ziyade, daha bilinçli ve bağımsız bir tercihi temsil eder. Fiyatı markanın gücüyle değil, gerçek değeriyle ölçen, özgünlüğe ve kaliteye değer veren bir toplum olmayı bir gün be verebilecek miyiz acaba?

Babel’in Listesinde Yakamoz Var, Benim Aklım “Gönül”de

Dünyanın en güzel kelimesi hangisidir? Bu soruya yanıt arayan dil öğrenme platformu Babbel, devasa bir küresel araştırmaya imza attı. Reddit ve TikTok gibi platformlardaki binlerce dil tartışmasını analiz ederek 75 farklı dilden 223 kelimelik dev bir liste oluşturan şirket; dilbilimciler, yazarlar ve kültür uzmanlarından oluşan uluslararası bir jüriyle zirvenin sahibini belirlemiş.

​Jürinin ses yapısı, anlam derinliği, nadirlik ve kültürel önem kriterlerine göre yaptığı değerlendirmede birincilik ipini göğüsleyen kelime, Yeni Zelanda’nın yerli halkı Maori dilinden “kaitiakitanga” olmuş.

​Maori dünya görüşüne dayanan bu güçlü kavram; doğayı korumayı, gelecek nesillere karşı sorumluluk duymayı ve çevreye bir koruyuculuk bilinciyle yaklaşmayı ifade ediyor.

​Türkçeden Gurur Verici Bir An: “Yakamoz”

​Babbel’in hazırladığı ve dünyanın en özel 15 kelimesinin yer aldığı seçkide, Türkçeden de çok sevdiğimiz bir sözcük yer almış: Yakamoz.

​Başka dillere doğrudan çevrilmesi zor olan, ay ışığının su yüzeyinde yarattığı o büyüleyici gümüşü parıltıyı anlatan “yakamoz”, Türkçenin şiirsel yapısını ve doğayla kurduğu zarif bağı bir kez daha global platformda gözler önüne serdi. Listede sıralama yapılmasa da, yakamozun bu 15 seçkin kelime arasında yer alması kültürel açıdan bence gurur verici.

​Azınlık ya da yok olma tehlikesi altındaki dillerin de dahil olduğu listede, insan deneyiminin ne kadar zengin olduğunu gösteren bir çok kelime bulunuyor:

  • Hiraeth (Galce): Kaybedilmiş ya da hiç tam anlamıyla sahip olunamamış bir yuvaya veya zamana duyulan derin, buruk özlem.
  • Ikigai (Japonca): İnsana her sabah yataktan kalkmak için neden veren yaşam amacı.
  • Mamihlapinatapai (Yaghan): İki kişinin de ilk adımı karşı tarafın atmasını istediği anda paylaşılan o sessiz, anlamlı bakış.
  • Ubuntu (Zulu): “Ben, biz olduğumuz için varım” anlayışına dayanan ortak insanlık felsefesi.
  • Saudade (Portekizce): Yokluğuyla acı veren ama aynı zamanda içte güzel duygular uyandıran derin özlem.

​Yakamoz görsel ve şiirsel bir güzelliği anlatsa da, işin aslı şu ki; bu listeyi hazırlayanlar Türkçenin en derin ve en özel hazinelerinden birini dışarıda bırakmışlar bence. Bizim dilimizdeki “gönül” kelimesi, o 223 kelimelik listenin tamamından ve listedeki pek çok kavramdan çok daha üstündür, çok daha derin bir anlam taşır.

​Gönül; sevgi, merhamet, vefa, kırgınlık, neşe ve insanın iç dünyasındaki manevi evreni tek bir kelimede toplayan, Türkçenin belki de en sıcak ve en özel kelimesi. “Gönül almak”, “gönül vermek” veya “gönül koymak” gibi deyimlerle dilimizin köklerine kazınmış olan bu sözcük, doğayı koruma arzusunun da ötesinde, insanın tüm iyiliğini, bağlarını ve ruhunu temsil eder. Günümüz Türkçesinde ne yazık ki eskisi kadar sık kullanılmasa da bence o liste’de ilk 5’te olmalıydı.