İnsanları ciddiye alın ama hiç birini kafanıza takmayın..

0
176

İNSANLARI CİDDİYE ALIN AMA KAFANIZA HİÇ BİRİNİ TAKMAYIN!

İnsanları ciddiye alın ama kafanıza hiiiiç birini takmayın…
İnsanları hem çok ciddiye almak hem de hiç kafaya takmamak, elbette tam bir bir insani uzmanlık konusu. Bakmayın siz benim bu cümleyi bu kadar rahat kurduğuma. Başta ben ve belki de milyarlarca insanın harcı değil bunu başarabilmek. Çünkü çok uzun bir hayat mücadelesi ya da az bir zamanda çok badire atlatanların edindiği tecrübe ile kazanılıyor bu tavsiye.

İnsanları ciddiye almak, bizim zaten insan olarak sorumlu olduğumuz bir mecburiyet… Yaşadığımız dünya, sosyal ve ekonomik bakımdan tam bir çıkarlar dünyası. Bizlerin hayattaki anahtar statüleri ve yardımcı statüleri, yine bizim tercihlerimiz, gayretimiz, tembelliklerimiz,cesaretimiz,korkaklıklarımız ve bunları takdir eden ya da etmeyen toplulukların bize bakış açıları gibi belli sıfatlardan oluşuyor.

İnsanları bir çok nedenle ciddiye alırken, içlerinden bazılarını farketmeden ya da çok bilinçli bir biçimde kafamıza takıyoruz. Bu bazen bir iş arkadaşı, bazen bir akraba, bazen de doğrudan hiç bir temasımız olmayan bir politikacı ya da siyasetci olabiliyor.

Peki niye takıyoruz bu insanları? Çok değer verdiğimizden mi? Eğer sebep değer ise, bizim için değerli olan birilerinin hatalarına ya da davranışlarına neden bu kadar kızıyoruz?

Ya da tam tersine, değersiz ise neden bu kadar değerliymişcesine sürekli kafamızda büyütüyoruz?

Bu sorulara gayet güzel ve mantıklı cevaplar, çok sevdiğim bir abimden geliyor : “İnsan ancak kendinde olanı (ahlâk) başkasında göremeyince ya da başkasında olanı ( para ve ahlak ) kendinde bulamayınca takar kafasına.”

Yukarıda ki düşünce biçimini bende %90 destekliyorum aslında. İnsan belli bir olgunluğa ulaşıncaya kadar en büyük meşgalesi ve derdi toplum ve insanlık oluyor.
Bu kafaya takma mevzusuna bir çok farklı bakış ve görüşde var elbet. Mesela bu davranışın kaynağında, kıskanma, hırs, korkaklık, özgüvensizlik, gizli rekabet gibi duyguların yattığını edenler oldukça fazla..

Aslında yukarıdaki bu görüş akla ve mantığada çok yakın duruyor. Fakat bu davranış biçiminin sebebi ne olursa olsun, bu rahazlık en çok da, hayatının manasını daha tam olarak bulup tasdik edememiş, fikriyatta olgunlaşamamış, doğru kavramını kendisiyle çok fazla bağdaştırmış, araçlar ile amaçları birbirine karıştırmış ve manevi yönden zayıf düşmüş bireylerde görülüyor.

Demek ki o zaman insan şu başlıkların ve kuralların bilincine mutlaka varmalı. Peki nedir o başlıklar ve kurallar ?

1-İnsanları ciddiye alacağız evet, çünkü ortak çıkarlarımız ve beklentilerimiz var.
2- İnsanları ciddiye alacağız çünkü bizi yaratan Allah, bunu bize yaradılışda kodlamış. ( İçinizde en hayırlınız kendisi için istediğini müslüman kardeşi için isteyendir” hadisini hatırlayın )
3-İnsanları ciddiye alacağız evet. Çünkü insani akıl ve toplumsal yaşam normları, bu düzenekle dengede kalmayı başarıyor.
4- İnsanları ciddiye almalıyız evet.Çünkü bizler birer yansıtıcı, birer aynayız. Dünyada yaratılmış mahlukatlar içinde Etki-tepki kuramının etkilerini ve sonuçlarını en hızlı yaşayan bizleriz.

Peki niye kafaya takmamalıyız?

1- Kafaya takmayacağız evet!. Çünkü bu davranış bizim kendimizden uzaklaşmamızın en büyük nedeni.
2- Kafaya takmayacağız evet!. Çünkü aslında farketmeden gizli ve yogun bir empatinin içinde debeleniyoruz.
3- Kafaya takmayacağız evet! Çünkü suizan ve önyargılar bizim dengemizi bozar.
4- Kafaya takmayacağız evet! Çünkü kafaya taktıklarımız bize bir fayda getirmez. Bilakis değersiz olanlara beynimizde ayırdığımız yerler, aslında orada olmayı gerçekten hakeden insanların yeridir.

-Tevfik Sadi / kırkevinkedisi