Bu arada zaman çok hızlı akıyor. Bilinmesi, idrak edilmesi ve hayata geçirilmesi gereken; başta toplumumuz, sonrasında da tüm insanlık için temel teşkil eden insani tüm etikleri anlatma zamanımız da daralıyor. Daralan bu zamana rağmen bir takım güçler, tek tip toplum yaratma hedeflerinden bir an olsun geri durmuyor.
Bazen binlerce yıl önce dinozorları vuran, yok olmalarını sağlayan o devasa göktaşları şimdinin dünyasına çarpıp bizleri, her şeye sıfırdan başlatsa diyorum içimden. Böyle bir dönemde umutlanmak, inanmak ve kendini bir gayrete, bir davaya teslim etmekten daha zor ne olabilir? Uluslar, toplumlar, insanlık aynı boşlukların içini dolduran dolgu taşları gibi. Fakat bu doluluk hiçbirine bir şey kazandırmıyor. Ağırlık basan ama hiçbir estetiği olmayan taşlar gibi ruhsuz bir yığına dönmüş insanlık… Kişisel gelişimimizi tamamlama derdinden bizim dışımızda kalan her şeye yabancılaşmamız, yüksek bir ego ve “yalnız ben” felsefesini dibine kadar yediriyor bize. Başkası olmadan başkalarının olduğu şeye dönüşmek sonumuz olacak gibi görünüyor. Sosyal görünümlü kişiselleştirilmiş kültür cinayetleri…


