Gürültünün Ötesinde Bir Felsefe: İoanna Kuçuradi

İoanna Kuçuradi’yi kaybettik. Arkasından bakınca insan ister istemez düşünüyor: Biz bu kadının kıymetini toplum olarak neden gerçekten bilemedik? ( Kucuradi’yi tanımayanlar ;  “o da kim? ” demiştir )

​Aslında ilk akla gelen, keşke onu televizyon ekranlarında daha çok görseydik, akşam tartışmalarında dinleseydik oluyor. Ama şimdi düşündükçe anlıyorum ki o zaten böyle bir popülerliği hiç istemedi. İlber Ortaylı örneğinde gördük; ekranlara çıkıp, tarih felsefe gibi bilimleri tanıtmak istedi ama medya sadece onun ünlenmesini sağladı. O da popülerleşmeyi seçti ama ömrünün son yıllarını ciddi bir bilim insanı olarak değil, ekranlarda komedi malzemesi yapılarak ya da sözleri sağa sola çekilerek, tarafsız kalma hakkı hiç verilmedi. İktdar ve muhalefet arasında sıkıştı kaldı.

​İoanna Hoca işte bu yüzden o ucuz gürültüden uzak durdu. Temel öğretisi de zaten tam olarak bu duruşunda saklıydı: İnsanı ezbere etiketlerle değil, eylemleriyle değerlendirmek.

​Onun felsefesi karmaşık teorilerden ibaret değildi. Bize çok basit ama hayati bir şey öğretti: Bir insanı partisine, inancına veya kimliğine göre değil, yaptığı somut işe ve insan hakkını koruyup korumadığına bakarak değerlendirmeliyiz. Etik ve insan hakları onun için laf olsun diye konuşulacak şeyler değil, günlük hayatta doğru kararlar verebilmemiz için birer rehber niteliğindeydi.

​İşte bu yüzden Erzurum’dan Hacettepe’ye, oradan Dünya Felsefe Federasyonu Başkanlığı’na uzanan ömrünü gürültüsüz ama dimdik yaşadı. Felsefeyi reyting malzemesi yaptırmadı. ( Teoman Duralı gibi)

​Biz onu ekranlarda izleyerek kolay yoldan tüketemezdik; oturup okumamız, anlamamız gerekirdi ama olmadı.

Mekanı cennet olsun.

Afrika’da su bulunmasının bizde ki karşılığı..

  1. İnstagram’da gezerken Trt Belgesel’in paylaştığı kısa bir videoya denk geldim. Ve çok aşırı hatta feci duygulandım içten. Çünkü videoyu izleyipte etkilenmemek, insan olan birinin kolay kolay yapabileceği bir iş değil. Devlet olarak hizmet anlamında Afrika’da artık ciddi ciddi, ağırlık gösterişimizin belki küçük fakat samimi bir kesitiydi bu.

Video’da afrika’da bir köyde, bizimkilerin bir sondaj makinası başında, bir su kaynağı bulma gayreti ve bu gayret sonucunda tam da suyun bulunup, fışkırdığı anın sevinci ve çoşkusu en güzel haliyle sunuluşu yansıtılıyordu. Teknolojik ve kültürel anlamda tam bir altın çağı olan bu yüzyılda, çok uzak bir cografya’da ; bir toplum,su bulmanın ve bu suya kavuşmanın sevinciyle yaşıyor. Afrika’da suyun bulunma mutluluğu, biz de ancak ev sahibi olduğumuzda ya da piyango’nun büyük ikramiyesine sahip olduğumuzda yaşanır!

Şu denkliğin dengesizliğine bakar mısınız!

Sahip olduğu her şeyin kıymetini zaman içinde sıradanlaştıran, kıymetsizleştiren insandan başka kimdir.

Bizler hayatta kalmayı, bir aşk’a, bir geçime, bir kariyer hedefine bağlamışken, Afrika’nın insanları sadece hayatın kaynağı olan “su” için yaşıyorlar. Su bulmak, yiyecek bulmak ( kuraklık ve kıtlık ) ve hasta olmamak en büyük yaşam planı bu insanların..

İşte şimdi bizimkiler, bu yaşam planını komple değiştirmek için Afrika’da. Atalarımızın ( Osmanlı imparatorluğu ) bir çok uzun zaman önce, hakkı, emeği ve inancı götürdüğü, fakat sonrasında elinden alınan öksüz, yetim ve umursanılmaz olmaya mahkum edilmiş Afrika…

400 yıl önce, Avrupa’nın orada ki yerlilere bir tanrı hediye edip, sonrasında oranın herşeyine el koyduğu, sömürdüğü coğrafyada Afrika..

Renkleri ve ırkları sebebiyle hor görülmüş, itimiş, kakılmış ve iliklerine kadar sömürülmüş, yüzümüze bir kara leke olarak sürülmüş kimsesizler diyarı.

Çeşitli yardım kanallarının, medya ya da Gsm hatları üzerinden yalnızca 5 lira yardım talep ettiği ama bizlerin hiç umursamadığı, görmezden geldiği hayatları ve istikballeri kendi renkleri gibi kara olan bir mazlumlar cumhuriyeti..

Ne mutlu oradayız şimdi. Bir dönem yakın akraba olduğumuz, ekmeği ve emeği paylaştığımız temiz yürekli insanlara tekrar sahip çıkmak, ve onlarında bu dünyada yaşarken, dünyadaki her insanın sahip olduğu hakları, insanca yaşamayı tekrar diriltmek için.

İşte devletimle aramın iyi olmasını olmasını, onu sevmemi, yüceltmeye çalışmamı sağlayan en büyük  sebeplerden biri de bu. Mazlum’a güçsüze güç olması, koruması ve yaşatması..

Allah’ım hem biz Türkler, hem de dünyada ki mazlumların istikbali için her daim güç versin. Muaffakiyetler versin..