Eskiden bizim de kerhaneden gelin çıkarma filmlerimiz vardı.

0
500

Sinema,çok başka bir dünya..

İnsanları sanal bir alemde, bazen çok yaşadıkları, bazen de hiç yaşamadığı bir çok duyguya ve yolculuğa çıkaran bir sanatsal tür..

Süre olarak en az 2 dk en çok da neredeyse 200 dk gibi devasa bir zamana yayılan,bin bir türlü yaşamsal kesitin ve anların videolarıdır bizim için sinema.. Bizi kendine çok hayran bırakan tür’dür aynı zamanda.

İşte Pretty Woman filmi de, gişede büyük ilgi gören ve sıradışı hikayesiyle,romantik komedi türünün sevilen örneklerindendi. Richard Gere ve Julia Roberts’in başrollerini paylaştığı filmin konusu, zengin ve yakışıklı bir iş adamının,cinsel tatmin arayışlarında olduğu anlarda,kendini sokaklara atması ve devamında, ruhu çocuk ama işi fahişelik olan bir kadınla tanışması sonucunda aşık oluşu,o aşkla beraber hayata ve kadınlara bakış açısının değişmesinden ibaret..

Aslına bakarsanız konu gerçekte sıradışı fakat işlenişi çok doğal ve çok basit.Film için seçilen Richard ve Julia gibi oyuncuların popülerliği kadar, yine filmin kurgusu ve duygusal teması,filme zirve yaptırıyor. Şimdi düşünüyorum da,bu filmi Hollywood sineması değil de farklı bir ülke sineması yapıtı olarak izleseydik, aynı etkiyi yaşayamazdık kanımca..

Meselâ bu konuyu, bizim o dönemde ki Türk sinemamız işleseydi, sonuç fiyasko olabilirdi. Çünkü o günün güçlü ahlâki yapısı,genelevde ya da dışarı da orospuluk yapan bir kadını, bu kadar sevimli ve insancıl göremezdi. Gerçi bizim de buna benzer denemelerimiz olmuştu 1980 li yıllarda. Ahu Tuğba ve Banu Alkan’lı yeşilçam’ın son dönemlerinde. Fakat o filmler romantizm de, Pretty Woman fiminin yanından bile geçemezdi. Keza kurgu da hep kötü son üzerine planlanıyordu.

Bizim milletimiz,1980’li yıllarda  Kerhaneden( Genelev ) bir kadını kurtarmayı ve evlenmeyi çok sevabı olan bir erdem olarak görürdü. Fakat bunu yapmak zordu elbette. Toplumdan dışlanmış,ötekileştirilmiş ve namussuz adledilmiş bir kadının duygularını kim önemserdi ki?

Fakat Pretty Woman filminde,Holywood sineması ve  fahişe rolündeki Julia Roberts bunu başardı. Çünkü Julia oynadığı bu rolde hiç arabesk takılmadı. Yani bir peri masalı yaratıldı. Bu peri masalının sonunun mutlu biteceği başından belliydi filmin afişinden.Çoçuk ruhlu bir kadının, bir orospuyu tüm zamanların en sempatik hale getirmesi, seyircinin içindeki “orospu” algısını kırdı. Normalde,yani gerçek hayatta, Julia’nın oynadığı karakterde bir fahişe görme ihtimaliniz nedir orasını siz tasavvur edin artık..

Yani kısaca Holywood sineması, modern dünya algısını, bizim ve Avrupa dışında ki toplumların hiç tasvip etmeyeceği, ahlâken ve kültürel anlamda hiç bir sıcaklık duymayacağı  bir izdivacı, bir an da tüm benliği ile kabul ve benimser hale getirdi.

Bu da sinema türünün sadece,eğlencelik bir vakit geçirme aracı olmadığını, Amerika’nın kültürel emperyalizm ve kapitalizm’in, dünya ya açılmada en önemli silahı gördüğünü göstermiş oldu. Tabi buna siyaseti ve kapitalist metazorileri de eklemek mümkün.

Son tahlilde,orospuluk yapan bir kadının, aşk’ı hiç bilmeyen, para ve başarıdan başka bir düşüncesi olmayan bir adamı etkilemesi hiç mümkün değilken,bir peri masalı kurgusuyla,çok mümkün hale gelebiliyor.