Sevemedim Karagözlüm. Çünkü…

Bir film vardır Türkan Şoray’ın Kadir inanır ile oynadığı. O filmin bir sahnesinde Şoray, aslında Belkıs Özener’in okuduğu bir şarkıya playback yapar.

O şarkı : “Sevemedim Karagözlüm” isimli şarkıdır.

Sevemedim karagözlüm seni doyunca,
Hep kıskandım seni elden yıllar boyunca,
Kuşlar gibi ikimiz bir yuva kuralım,
Ayırmasın mevlam bizi ömür boyunca
Kuşlar gibi ikimiz bir yuva kuralım,
Ayırmasın mevlam bizi ömür boyunca
 
Yeşilçam döneminin en bilinen aşk şarkılarındandır bu şarkı. İçi de dışı da çeşitli sitem, pişmanlık, dilek ve dua’dan oluşur. Şarkı zaten tek başına vurucu iken, bir de Belkıs Özener’in o muhteşem nağmeleriyle ölümsüzleşir.
Filmde bu şarkını okunacağı sahnenin hemen öncesinde Türkan Soray, şarkıyı şöyle takdim eder:
“Saadeti bu şarkıda tanıdım. Bir şeyi daha öğrendim bu şarkıyla. Herşeye sahip olmak isteyen elindekini de kaybeder”
Buram buram pişmanlık kokan bu cümleler, okunacak şarkının dinleyicilere yapacağı etkinin de habercisidir bir bakıma. İnsan, mutluluk peşinde koştururken o kadar lüzumsuz hazları da tatmak ister ki, bu istekler onu hep daha iyiye, hep daha güzele erdirecekmiş hissiyatı yaşatır. Oysa ki herşeye sahip olma isteği, insanın felaketidir öyle değil mi?
Hangi insan hep daha güzeli hep daha fazlasını hakedecek bir hayatı nasıl yaşar ki, bunları istemeye yüzü olsun? Mutluluk bir sadaka sevabı gibi bir şey değil midir? Sürekli ama az az yaşanması muhtemel bir duygunun adıdır ” mutluluk “
Her duygu doğduğunda insanda bir yerleri ya onarır. Ya da çeşitli sıkıntılar yaşatarak daha iyisine hazırlar. Yaşı 40 ve üstü olanlar bilirler. Bir zamanlar çıtır kızlar diye bir gurup vardı. Onların müzikalitesi olmayan şarkılarının arasından bir şarkı sıyrılır. Güzel mesajlar veren bir şarkıdır o.
O şarkının da nakaratında şöyle der Çıtır kızlar :
Yaşanacaksa yaşanacak
Ayrılıklar, mutsuzluklar
Ölüm yok ya bunun sonunda
Tüm acılar bir yere kadar
Yaşanacaksa yaşanacak
Ayrılıklar, mutsuzluklar
Ölüm yok ya bunun sonunda
Tüm acılar bir yere kadar
Haklısın boşver
Her zaman yaptığın gibi
Bana da boşver unut gitsin
Sevgiden korkmaya devam et
Haklısın boşver
Her zaman yaptığın gibi
Bana da boşver unut gitsin
Sevgiden kaçmaya devam et
 
Özellikle bu “yaşanacaksa yaşanacak” bölümü bana şeyi hatırlatır. ,” Olmuşla ölmüşe çare yok” sözünü. Bu hayat dediğimiz zaman dilimi bize, sanki çok uzun bir ömür yaşayacakmışız hissiyatıyla bir şeyler için sürekli ertelemeyi ve beklemeyi öğretir. Oysa ne mutluluk ne de huzur bekleyerek elde edilmez. Bunlar her anın içinde gizli ve zamansız açan çiçekler gibidir.
Allah karagözlüleri canı gönülden seven kitleyi de, tüm karagözlüleri de her daim huzurlu kılsın. Çünkü bu dünyanın selahiyeti açısından onlara çok ihtiyacımız var. Gelecekte arzu edilecek ve hiç yıkılmadan durabilecek çekirdek toplumun temeli onlar.

Orhan Çoban hep garsonu oynardı. Bir gün bile oynamam diyemeden…

Yeşilçam filmlerinde başrol oyuncuları dışında yan rollerde ve figüran pozisyonunda görev alan oyuncular vardır. Sima olarak hemen hemen hepsini tanırız; ancak isimlerini bilmeyiz ve hiç merak etmeyiz. Oysa bu emekçiler verdikleri emekle, onlarca başrol oyuncusundan daha çok alın teri dökmüştür. Gelin görün ki bu emeklerinin karşılığını alan çok azdır.

​Bu emekçilerden biri de Orhan Çoban’dır. Çoban, 1960 ile 1990 arasında yaklaşık 20 sene hep garson rollerinde oynamış. 1000’i aşkın filmde hep aynı rolü oynamak bir dünya rekoru sayılabilir. 🙂 Garson lazım olan her filmde Orhan Çoban neredeyse alternatifsizdir. Peki, neden hep garson rolü oynar bir insan? Tipi mi müsaittir? Yoksa o yıllarda garsonluk yapan insanların tipi birbirine benzediği için Çoban’ın tipi de bu prototipe cuk oturduğu mudur; bunu kimse bilmez. Ayrıca hiçbir yönetmen, Çoban’ın kamera önü tecrübesini baz alarak onu farklı bir rolde oynatmaz. Çoban belki farklı rollerde oynatılsaydı karakter rollerinde aranan bir oyuncu da olabilirdi. Kim bilir?

​Oyunculuk anlayışı o yıllarda 4 kadın, 5-6 erkek başrol oyuncusu üzerine oturtulmuştu. Yan rollerde ise yaklaşık 30 oyuncu kadrolaşmıştı. Bunların başını Hulusi Kentmen, Cevat Kurtuluş, Adile Naşit, Münir Özkul, Erol Taş ve Nubar Terziyan gibi değerli oyuncular çekiyordu. Bunların bir alt kadrosu ise Orhan Çoban gibi isimlerin olduğu gruptu. En alt kadro ise kavga ve dövüş sahnelerinin başını Yadigar Ejder gibi isimlerin çektiği, 15 kişilik bir oyuncu kadrosundan oluşuyordu.

​Yeşilçam dönemi yerini kayıp yıllara bırakınca; yani 10-15 yıllık erotik filmler döneminden bahsediyorum, işte Çoban ve diğer figüran oyuncular sektörün içinden dağılıp gitti. Hepsi kendi hâlinde, emeklerinin karşılığını alamadan küstü sinemaya. Doksanlı yıllarda yeniden toparlanan yeni Türk sineması ise sahiplenmedi onları. Oysa yeni başlangıçta bu kadar çok kamera tecrübesi olan insana çok ihtiyaç vardı ama olmadı. O dönemin yıldızları da sahip çıkmayınca bu insanlara (çok büyük bir bölümü yardımcı olmadı), haber bültenlerinde yalnız ve sefalet içinde yaşanmışlıkların finalindeki ölüm haberleri ile hatırladık onları tekrar. Ancak hep böyle olmuyor muydu? Her şeyin kıymeti kaybedilince anlaşılmıyor muydu?

​Allah, Çoban gibi kenarda köşede unutulan onlarca oyuncunun yardımcısı olsun. Vefat edenlere Allah rahmet eylesin. Kültür Bakanlığı umarım bu insanların çocuklarına ve torunlarına (sefalet içinde olanlara) sahip çıkar.