Tavşan Kanı mı, Yemen Kahvesi mi? Bir Tiryakilik Hikayesi

Her sabah ocağı yakıp demliğe sarılmamız, sandığımız gibi bir gelenek değil. Aslında bu millet dört yüz yıl boyunca kahve içmiş, yani çayın tahtı o kadar da eski değil. Yemen’den gelen kahvenin o doyurucu kokusu, tam dört yüzyıl boyunca bu topraklara hükmetmiş, sohbetlerin en lezzetli eşlikçisi olmuştu. Kanıtı dilimizde: kahvaltı, kahverengi, kahvehane… Hepsi kahveden geliyor. Kahve Yemen’den geliyormuş, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Yemen elden çıkınca pahalı bir ithal mala dönüştü. Bizi çaya alıştırdılar, o günden beri de böyle gidiyoruz. Bir de şu soru var: Acaba bugün Yemen bizde olsaydı, kahve ucuz ve bol olsaydı, çay da bu kadar yoğun üretilmeye devam etseydi, yine de ince belli o tavşan kanına mı düşerdik, yoksa kahvenin o doyurucu kokusuna mı teslim olurduk? Cevabı ne olursa olsun, bu tiryakilik damarlarımızdan hiç silinmedi, silineceğe de benzemiyor.

Otobüse binmeden önce körüklenen sigaralar..

Sigara içmeyenlerin en çok karşılaştığı durumlardan biridir bu. Otobüs ya da bir toplu taşıma aracına binmeden sigara yakan birisinin, otobüs gelince yaktığı sigara ziyan olmasın düşüncesiyle sigarayı ard arda körüklemesi, sonrasında da o leş kokan ağızla beraber otobüsün içinde yüz yüze kalış..

O nasıl pis bir kokudur Allahım! Zaten havasız olan otobüsü ya da minibüsü, bir işkence yolculuğuna çevirir. Peki niye otobüs beklerken içilir bu meret? Ortalama geçiş süreleri belli olan otobüsler, tiryaki sigara yakınca daha mı hızlı gelir? Ya da sigara içicisi otobüste geçireceği maksimum 45 dk da sigara krizine gireceği ihtimalini mi hesaplar? Hayır hayır!, bu sebeplerin hiç bir mantığı yok. “Otobüs gelene kadar bir sigara yakayım bari” davranışı tamamen toplumdan göre göre model alınan, uygulanan ve kronik hale gelmiş bir alışkanlık kültüründen ibaret. Yani o kısa süre içinde içilecek sigaranın içiciye hiç bir keyif vermeyeceği de çok açık. Hatta bence, her sigara içicisinin bu konuyla ilgili bir hesap kitap yapması lazım. Bunu niye söyledim? Çünkü otobüs durağağında beklerken yakılan her sigaranın yarısı, o an da gelen otobüs sebebiyle içilemeden yere atılır. Atmadan öncede ne çeksem kârdır mantığıyla o sigaran büyük ve derin fırtlar çekilir peşpeşe. Sonrada bu olayın muhabbeti, farklı ortamlarda “tam sigara yaktım otobüs geldi” şeklinde anlatılır. Bir tiryaki günde iki defa otobüse binse ve iki sigara ziyan etse 10 günde tam bir paket sigarayı ziyan etmiş olur. Yani bu da ayda eder 3 paket.. Rakamsal kayıp ise 30 liradır ( minimum ) Yıla vuruncada 360 TL yi yere atmış olur doğal olarak. Canının kıymetini bilmeyen tiryaki bu israfla cebinin kıymetini de bilememiş olur.

Peki bu yol işkencesinden nasıl kurtulacağız derseniz, elbette kurtulamayacağız. Bu kurtuluş ancak toplumsal empati ve duyarlığın gelişmesi ile gerçekleşebilecek bir şey. O gelişim bir gün elbet yaşanacak. Fakat biz görebilir miyiz hiç sanmıyorum..