Tavşan Kanı mı, Yemen Kahvesi mi? Bir Tiryakilik Hikayesi

Her sabah ocağı yakıp demliğe sarılmamız, sandığımız gibi bir gelenek değil. Aslında bu millet dört yüz yıl boyunca kahve içmiş, yani çayın tahtı o kadar da eski değil. Yemen’den gelen kahvenin o doyurucu kokusu, tam dört yüzyıl boyunca bu topraklara hükmetmiş, sohbetlerin en lezzetli eşlikçisi olmuştu. Kanıtı dilimizde: kahvaltı, kahverengi, kahvehane… Hepsi kahveden geliyor. Kahve Yemen’den geliyormuş, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Yemen elden çıkınca pahalı bir ithal mala dönüştü. Bizi çaya alıştırdılar, o günden beri de böyle gidiyoruz. Bir de şu soru var: Acaba bugün Yemen bizde olsaydı, kahve ucuz ve bol olsaydı, çay da bu kadar yoğun üretilmeye devam etseydi, yine de ince belli o tavşan kanına mı düşerdik, yoksa kahvenin o doyurucu kokusuna mı teslim olurduk? Cevabı ne olursa olsun, bu tiryakilik damarlarımızdan hiç silinmedi, silineceğe de benzemiyor.