Kötülüğün Görünmez, Belki De Önemsizleştirilen Şeffaflığı

Kötülük, nadiren bir surete bürünür. Genellikle bir fısıltıdan azıcık daha fazlasıdır. Bir bakıştır, bir ihanettir. Zamanla hiç kimseye fark ettirmeden kök salar.

​Kötülük dediğimiz şey, öyle filmlerdeki gibi devasa bir canavar falan değil aslında. Genelde bir fısıltıdan azıcık daha fazlası; gözden kaçan bir bakış, ufak bir ihanet belki de. Tarihte gördüğümüz o büyük felaketler bile hep bu küçük ödünlerle başlamadı mı zaten? Mesela Hannah Arendt ne güzel söylemiş; kötülüğün sıradanlığı diye bir şey var. İnsanın sorgulamadan, sanki işini yapıyormuş gibi kötülüğü benimsemesi ya da o en sinsi haline gelmesi işte. C. S. Lewis de farklı düşünmüyor hani; kötülüğün en parlak maskesi o pürüzsüz gidişi, cahilce hırslar veya kibirle beslenen o tehlikeli yakıt.

​Bazen de kötülüğü yumuşatıyoruz, “İnsandır, beşer şaşar” diyerek bahanelere sığınıyoruz. Ama gerçek af, samimi bir pişmanlığı gördüğümüz an devreye girer. Pişmanlık o kökleri söküp atabilir, yoksa af sadece sessiz bir kabulleniş olur. İçimizdeki denge də sabit bir yüzde değil; bazen tamamen karanlıkta kaldığımızı hissettiğimiz o anlarda, her eylemimizle dengeyi yeniden kurmaya çalışıyoruz. Sonuçta iyilik de kötülük də bulaşıcı, önemli olan niyet. Samimi bir duruş, doğru inanç, bizi doğru insanlara götüren tek yol.

Bence Nietzsche bu sözü örtük narsistlere ithaf etmiş

Friedrich Nietzsche’nin bu sözü, psikolojide “gizli narsist” (vulnerable narcissist) olarak tanımlanan kişilik yapısını ve onların dünyaya karşı takındıkları maskeyi şaşırtıcı bir doğrulukla özetler.

​Açık narsistlerin aksine gizli narsistler; dışarıdan oldukça mütevazı, mağdur, hassas, hatta sürekli fedakarlık yapan “iyi insanlar” gibi görünürler.

​Ancak bu sahte alçakgönüllülük ve masumiyet zırhının altında, dünyayı ve insanları sürekli yargılayan, herkesten gizli bir öfke besleyen ve kendilerini her şeyin merkezine koyan derin bir kibir yatar.

​Nietzsche’nin bahsettiği “içinde binlerce kötülük bulunan ama kendisini iyi biri zanneden” profili, tam olarak bu kişilik yapısının ruh halini dışa vurur.

​Gizli narsistler, kendi içlerindeki bencilliği, manipülasyonu ve acımasızlığı asla kabul edemezler çünkü zihinlerindeki kusursuz ve masum benlik algısının zedelenmesinden ödü patlar.

​Bu yüzden kendi karanlık yönleriyle yüzleşmek yerine, en ufak bir eleştiride dahi hemen mağdur rolüne bürünerek karşı tarafı “zayıf” ya da “kötü” ilan ederler.

​Dış dünyaya karşı sergiledikleri o sürekli fedakâr ve anlaşılmış mağdur tavrı, aslında başkaları üzerinden ego tatmini sağlamanın ve kendi içlerindeki kötülüğü gizlemenin en sinsi yoludur.

​Nietzsche bu tespitiyle, dışarıdan bakıldığında en zararsız veya en erdemli görünen insanların bile aslında kendi iç çelişkilerinin kurbanı olabileceğini ve bu durumun derin bir psikolojik savunma mekanizması olduğunu gözler önüne serer.