Otoparkın Sonu: Lunaparkta Fazla Mesai Yapanlara Notlar

Kardeşim, altı üstü bir lunapraktayız; ama öyle bir kaptırıyoruz ki kendimizi, sanırsın parkın tapusunu üzerimize yapmışlar.

​Sabah kalkıyorsun, koşturmaca başlıyor. Biri seni sollamış, öbürünün bilet sırasını kapmış; elinde pamuk şekeriyle ağlayan çocuk gibi dünyayı başına yıkıyorsun. Sanki o dönme dolap hiç durmayacak, sanki biletin süresi dolmayacak! Halbuki oyunun kuralları baştan belli: Çıkışta herkes aynı kapıdan çıkacak. Duvar ne güzelle özetlemiş: “FAZLA DA KAPTIRMA KENDİNİ, YOLUN SONU BELLİ…”

​Hayat dediğin, limana uğramadan geçen üç günlük bir gemi yolculuğu. Kimi güvertede en lüks şezlongu kapacağım diye saç baş yoluyor, kimi kompartımandaki yerini beğenmeyip camı çerçeveyi indiriyor. Biri sana yamuk yaptı diye okyanusun ortasında birbirinizi denize atmaya çalışıyorsunuz. Ya, gülüm, alt tarafı biletli yolcusun! Gemi battıktan sonra VIP kabinde kalmışsın ya da ambarın dibinde yatmışsın, ne fark eder? Son liman aynı: Toprak!

​Bak şu saksılara; adam ayçiçeği tenekesini kesip içine sardunya dikmiş. Teneke paslı, toprak kıt ama çiçek yine de açmış. Biz ise ömrümüzü “acaba marka ayakkabım göründü mü, acaba caka satabildim mi?” diye parlatmaya çalışarak harcıyoruz.

​Ölüm dediğin o soluk, keskin viraj gelip çatınca, ofisteki o çok “hayati” Excel tablonun da, trafikte kornaya basmaktan moraran yüzünün de bir hükmü kalmıyor. O yüzden, rölantiye al biraz. Direksiyonu ölümüne sıkma. Nasıl olsa herkes aynı son durağa varacak; bari yol üstündeki manzaraya bak, tenekedeki çiçeğin kokusunu içine çek, çok da gaza gelme!