Müzik üzerine biraz nostalji biraz kronoloji

0
158

Dünyada müzik ya da ilk şarkı ninni ile başladı bence. Tabi bu benim fikrim. Enstrümansız ilk şarkı eğğ eğğ eğğ huu huu huu idi. ( Tahmini sallıyorum. Ama tarihçi ve bilim adamları şöyle yorumluyor.

Müzik 19.yy da dilden, hayvan sesleri ve özellikle kuş seslerinden, insanların birbirine seslenmesinden ve birbirleriyle kurduğu duygusal ilişkilerden kaynaklanmış ya da esinlenerek doğmuştur. Sonrasında müziğin ne kadar eski olduğunu da Suriye’deki Ugarit’te 3400 yıl öncesine dayanan çivi yazısı ile yazılmış bir şarkı olmasına dayandırılır müzik tarihçileri. Dünyanın bilinen en eski şarkısı literatürde geçen adıyla “Bir Hurri İlahisi”, 1950′li yılların başında Suriye’nin kuzeyine rast gelen Ugarit şehrinde bulunan ve milattan önce 14. yüzyıla dayanan toprak tabletlerden çıkmış.
Yani müziğin tarihi de insanlık tarihiyle eşdeğer sürede bu mantıkla ve verilerle. Dünyanın her coğrafyasında birbirinden farklı binlerce toplum farklı türde müzik yapmış. Ve kültürlerine harika bir katkı yapmışlar. Ki folklor dediğimiz olayda elbette müzikten doğar.
Neyse efendim aradan yüzyıllar geçmiş ve müzikte evrilip daha disipli daha kuralları olan bir sanata dönüşmüş. Notalar sesler tanımlanmış. Beste güfte tanımlanmış akabinde her coğrafyada icat edilen bir enstrüman ile zenginleşip evrenselleşmiş.
Müziğin doğuşundan bu yana milyarlarca beste ve şarkı yapılmış. Sonrasında efendim müzik ticari bir sürece girmiş. Sanatçı kavramı ile gelir kapısı olmuş müzikle uğraşan herkese. Müziğin ülkemde ticarileşmesi ise tabiki Avrupadan sonra bugünkü tabirle o zamanki adıyla şenliklerde ve eğlencelerde ortaya çıkmış. Akabinde taş plaklar, kasetler, CD ler, ve MP3 lerle devam etmiş son olarakta digital devrim ve internet sayesinde MP4 ler olarak cep telefonlarımıza kadar inmiş. Tabi müzik ticari bir sektör olduğu için hep yenilemiş kendini. Bir sürü müzik türü doğmuş. Yanlış bilmiyorsam dünyada şuan 300 den fazla müzik türü var. Müthiş bir sayı kesinlikle..
Türkiye’de ise son 15-20 yıl hariç geride kalan sürede Türk halk, Türk sanat, Türkçe sözlü hafif batı müziği, Arabesk, Fantezi,  Rock müzik ve son olarakta pop müziği başı çekmiş dinlenmede.
 1980 ler ve elbette ki 1990 lar müziğin en hızlı yükseldiği zamanlar olmuş. X kuşağının bir ferdi olarak doksanları tabiki ayrı bir yere koyarım. Ozon Orhon ( bence akımın başıdır. Yarı Elvis yarı Michael Jackson karışımı tarziyla )Yonca Evcimik, rahmetli Harun Kolçak ve Aşkın Nur Yengi’nin başı çektiği bu dönem. Pop müziğin devrimi kabul edilir. İlk dönemler, bugün bile bize “o yıllardaki müzik ve şarkılar başkaydı” dedirtir. Ne kadar dinlesek de bıkmayız. O dönemi yaşayanlar bilir. Top 20 müzik listeleri programlarını bile her hafta sonu oturup izlerdik. Herkes en sevdiği şarkının listede en üst durumda olmasını ister, bu sebeple daha yeni doğan cep telefonu teknolojisinin ( o zamanlar telefonlar akıllı sıfatını alamamıştı tabi ) en büyük olayı olan SMS özelliğini kullanıp oy atardı sevdiği şarkı için. Devamında neredeyse her gün yeni popçu mantar gibi türemiş. İşin ilginç yanı o süreçte sektöre giren bir çok isim almış başını gitmiş ün kazanmada. Tayfun ( Hadi yine iyisin ) Tarkan, Mustafa Sandal, Bendeniz, Sertap, Sibel Alaş, İzel Çelik Ercan, Seden Gürel, Sertap Erener, Levent Yüksel, Grup vitamin, Kenan Doğulu, Kıraç, Funda Arar gibi bugünde ünlü olmayı başaran bir çok isim, 1990-2000 arasına damga vurmuş. Tabi bu çocuklardan önce var olan Sezen Aksular, Nilüferler, Kayahan ve Barış Manço gibi üstadlar da bu yeni pop akımın içinde ustalık ve duayenlik dönemine geçmişler.
Ancak bir süre sonra şansını denemek ve ünlü olmak için sektöre dalan şarkıcılar sebebiyle müziğin kalitesi hatta şarkı sözlerinin kalitesi düşmüş. Kimi şarkıcılar abuk sabuk sözleri olan şarkılarla piyasayı sallarken ve akabinde daha efsane şarkılar yaparken ( Tarkan “kıl oldum abi”. Mustafa Sandal ” bu kız beni görmeli bana kazak örmeli” ) Bazıları da en bomba hit şarkıların sonrasında kaliteyi düşürmüşler. Mesela Hakan Peker “Hey Corç versene borç şarkısını yapmış. Yine Çelik Dongi Dongi isimli eserini sunmuş piyasaya. Tabi o dönem gayet tutmuş şarkılar. Ancak sonrasında ti’ye alınmış ve alay konusu olmuş Y kuşağı tarafından.
Neyse efendim sonra gelinmiş 2000 lere ( Meşhur milenyum dönemi. O dönem her kafenin, pastanenin, kasabın ve dahi birahanelerin adı milenyum konurdu yeni açılan)
Bu süreçten günümüze kadar ününü ve varlığını koruyan çok az şarkıcı ve yorumcu çıkmış. Sonraki on yılda ise Türkiye’deki müziğin türündeki çeşitlilik sayesinde bir sürü isim girmiş piyasaya. Ancak hiç biri 1990 larda meşhur olanlar kadar ünlenememiş.
Günümüze gelindiğinde artık meşhurluğun yerini fenomenlik almış. YouTube da kendine kitle yapan yüzlerce isim, YouTube da ki takipçileri sayesinde 1990 ların meşhur pop starlarindan bile fazla kazanır olmuş. Üstelik televizyonda görünme gibi bir dertleri olmadan. Bugün sosyal platformlarda bir sarkiyla fenomen olan bir isim için radyo programlarına davet edilmek, dizilere konuk olmak ve reklam filmlerinde oynamak o kadar kolay olmuş ki eminim 90 ların popüler yorumcuları bile şöyle diyorlardır içlerinden. ” Biz zamanında bu işin ceremesini çekip kaset ve CD den para kazanmak için harcayıp dururduk kendimizi. Bunlar şanslı ve ballı çocuklar böyle”
Yukarıda bir bölümde 1990 lar da ünlenen bazı şarkıcıların,müziksever kitle tarafından sonradan ti’ye alınan şarkılar yaptığını anlatmıştım. Şimdi anlatacağım mevzu ise bu konuyla benzerlikler taşıyor. Geçen arabada her zamanki gibi radyomu açmış nostaljik radyoları dinleyerek giderken Mustafa Sandal’ın bir şarkısına denk geldim. Şarkının adı “yok gerekçem” idi. Şarkıyı da iyi bilirim severek de dinlemişimdir hep. Ancak bu sefer dinlerken şarkının sözlerine biraz fazla dikkat ettim. Ve bu güne kadar farketmediğim birşey farkettim. Şarkının sözlerinin birbirinden ne kadar kopuk ve anlamsız olduğunu farkedişimdi bu.
Şimdi size şarkının sözlerini vereyim. Bakalım siz ne anlayacaksınız..

Elbet herkes cennete gitmek ister

Öyleyse neden hiç ölmek isteyen yok

Çünkü hayat tatlı ve çok kısa bir tanem

 Anlamadıysan biraz daha açık da olabilirim

Sanki

Ben mahkum, sen kelepçem( Bu bölümden itibaren nakarat)

Al kalemi yaz dilekçem

Sıkı dur yok gerekçem

Tanrı kulu olmaktan başka

Valla ben bu sözleri defalarca kafa yorarak okudum. Ancak şarkının giriş kısmı ile mevzuyu bağlamaya çalıştığı nakaratın arasında hiç bir uyum göremediğim gibi bir sonuca da varamadım.

Şimdi tek tek gidelim sözlerden.

Elbet herkes cennete gitmek ister. Tamam burası anlaşılır.

Sonra devam ediyor;

Öyleyse neden hiç ölmek isteyen yok? Tamam burada bir ironi yapıyor. Yani tezatı ortaya koyuyor. Güzel..

Devam edelim;

Çünkü hayat kısa ve çok tatlı bir tanem.Burada olayın nedenine değiniyor. Yani hayat kısa ama tatlı yanları bize cennetin varlığını ve güzelliğini düşündürmüyor diyor. Çünkü Cennet bize vaadedilen ancak biz burada yaşıyoruz diyor. Burası da güzel.

Devam..

Anlamadıysan biraz daha açık da olabilirim Sandal, burada muhtemelen sevdiği kızın mevzuyu anlamadığını düşünerek konuyu biraz daha etraflıca anlatmaya kalkışıyor. Ancak keşke kalkışmasaymış 🙂

Sanki

Ben mahkum, sen kelepçem ( Burada mevzu cennetten dünyadan çıkıp sonları kafiyeli olan aşk halleri ve durumları tasvir ediliyor.

Al kalemi yaz dilekçem Kafiyeli sözler ile içine düştüğü durumu anlatmaya devam ediyor.

Sıkı dur yok gerekçem Şimdi mevzu tekrar karışık hale gelecek. Hatırlayın buraya kadar Sandal, sevdiği kıza neyi açıklıyordu? Herkesin cennete gitmek istediğini ancak kimsenin ölmek istemediğini değil mi? 🙂 Hatta kızın zeka olarak biraz geride olabileceğini öngörerek konuyu nakaratta detaylıca anlatacaktı.

Ve şimdi finale gidiyoruz..

Tanrı kulu olmaktan başka Şimdi bu kısma “bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” demeyeyim de ne diyeyim siz söyleyin! Ciddi söylüyorum şarkının ana fikrini anlayan ve şarkının girişi ile nakarat bölümünün bağlantısını çözen çıkarsa bana lütfen mail atsın:) Yorumunuzu kirkevinkedisi@gmail.com’a ” yok gerekçem ” konu başlığı ile gönderin bir zahmet:)

Ezcümle; Bazı şarkıları sırf tınısı ya da ritmi sebebiyle dinliyor ama ne anlatmak istediğiyle ilgilenemediğimiz de oluyormuş.