Müzik üzerine biraz nostalji biraz kronoloji

Dünyada müzik ya da ilk şarkı ninni ile başladı bence. Tabi bu benim fikrim. Enstrümansız ilk şarkı eğğ eğğ eğğ huu huu huu idi. ( Tahmini sallıyorum. Ama tarihçi ve bilim adamları şöyle yorumluyor.

Müzik 19.yy da dilden, hayvan sesleri ve özellikle kuş seslerinden, insanların birbirine seslenmesinden ve birbirleriyle kurduğu duygusal ilişkilerden kaynaklanmış ya da esinlenerek doğmuştur. Sonrasında müziğin ne kadar eski olduğunu da Suriye’deki Ugarit’te 3400 yıl öncesine dayanan çivi yazısı ile yazılmış bir şarkı olmasına dayandırılır müzik tarihçileri. Dünyanın bilinen en eski şarkısı literatürde geçen adıyla “Bir Hurri İlahisi”, 1950′li yılların başında Suriye’nin kuzeyine rast gelen Ugarit şehrinde bulunan ve milattan önce 14. yüzyıla dayanan toprak tabletlerden çıkmış.
Yani müziğin tarihi de insanlık tarihiyle eşdeğer sürede bu mantıkla ve verilerle. Dünyanın her coğrafyasında birbirinden farklı binlerce toplum farklı türde müzik yapmış. Ve kültürlerine harika bir katkı yapmışlar. Ki folklor dediğimiz olayda elbette müzikten doğar.
Neyse efendim aradan yüzyıllar geçmiş ve müzikte evrilip daha disipli daha kuralları olan bir sanata dönüşmüş. Notalar sesler tanımlanmış. Beste güfte tanımlanmış akabinde her coğrafyada icat edilen bir enstrüman ile zenginleşip evrenselleşmiş.
Müziğin doğuşundan bu yana milyarlarca beste ve şarkı yapılmış. Sonrasında efendim müzik ticari bir sürece girmiş. Sanatçı kavramı ile gelir kapısı olmuş müzikle uğraşan herkese. Müziğin ülkemde ticarileşmesi ise tabiki Avrupadan sonra bugünkü tabirle o zamanki adıyla şenliklerde ve eğlencelerde ortaya çıkmış. Akabinde taş plaklar, kasetler, CD ler, ve MP3 lerle devam etmiş son olarakta digital devrim ve internet sayesinde MP4 ler olarak cep telefonlarımıza kadar inmiş. Tabi müzik ticari bir sektör olduğu için hep yenilemiş kendini. Bir sürü müzik türü doğmuş. Yanlış bilmiyorsam dünyada şuan 300 den fazla müzik türü var. Müthiş bir sayı kesinlikle..
Türkiye’de ise son 15-20 yıl hariç geride kalan sürede Türk halk, Türk sanat, Türkçe sözlü hafif batı müziği, Arabesk, Fantezi,  Rock müzik ve son olarakta pop müziği başı çekmiş dinlenmede.
 1980 ler ve elbette ki 1990 lar müziğin en hızlı yükseldiği zamanlar olmuş. X kuşağının bir ferdi olarak doksanları tabiki ayrı bir yere koyarım. Ozon Orhon ( bence akımın başıdır. Yarı Elvis yarı Michael Jackson karışımı tarziyla )Yonca Evcimik, rahmetli Harun Kolçak ve Aşkın Nur Yengi’nin başı çektiği bu dönem. Pop müziğin devrimi kabul edilir. İlk dönemler, bugün bile bize “o yıllardaki müzik ve şarkılar başkaydı” dedirtir. Ne kadar dinlesek de bıkmayız. O dönemi yaşayanlar bilir. Top 20 müzik listeleri programlarını bile her hafta sonu oturup izlerdik. Herkes en sevdiği şarkının listede en üst durumda olmasını ister, bu sebeple daha yeni doğan cep telefonu teknolojisinin ( o zamanlar telefonlar akıllı sıfatını alamamıştı tabi ) en büyük olayı olan SMS özelliğini kullanıp oy atardı sevdiği şarkı için. Devamında neredeyse her gün yeni popçu mantar gibi türemiş. İşin ilginç yanı o süreçte sektöre giren bir çok isim almış başını gitmiş ün kazanmada. Tayfun ( Hadi yine iyisin ) Tarkan, Mustafa Sandal, Bendeniz, Sertap, Sibel Alaş, İzel Çelik Ercan, Seden Gürel, Sertap Erener, Levent Yüksel, Grup vitamin, Kenan Doğulu, Kıraç, Funda Arar gibi bugünde ünlü olmayı başaran bir çok isim, 1990-2000 arasına damga vurmuş. Tabi bu çocuklardan önce var olan Sezen Aksular, Nilüferler, Kayahan ve Barış Manço gibi üstadlar da bu yeni pop akımın içinde ustalık ve duayenlik dönemine geçmişler.
Ancak bir süre sonra şansını denemek ve ünlü olmak için sektöre dalan şarkıcılar sebebiyle müziğin kalitesi hatta şarkı sözlerinin kalitesi düşmüş. Kimi şarkıcılar abuk sabuk sözleri olan şarkılarla piyasayı sallarken ve akabinde daha efsane şarkılar yaparken ( Tarkan “kıl oldum abi”. Mustafa Sandal ” bu kız beni görmeli bana kazak örmeli” ) Bazıları da en bomba hit şarkıların sonrasında kaliteyi düşürmüşler. Mesela Hakan Peker “Hey Corç versene borç şarkısını yapmış. Yine Çelik Dongi Dongi isimli eserini sunmuş piyasaya. Tabi o dönem gayet tutmuş şarkılar. Ancak sonrasında ti’ye alınmış ve alay konusu olmuş Y kuşağı tarafından.
Neyse efendim sonra gelinmiş 2000 lere ( Meşhur milenyum dönemi. O dönem her kafenin, pastanenin, kasabın ve dahi birahanelerin adı milenyum konurdu yeni açılan)
Bu süreçten günümüze kadar ününü ve varlığını koruyan çok az şarkıcı ve yorumcu çıkmış. Sonraki on yılda ise Türkiye’deki müziğin türündeki çeşitlilik sayesinde bir sürü isim girmiş piyasaya. Ancak hiç biri 1990 larda meşhur olanlar kadar ünlenememiş.
Günümüze gelindiğinde artık meşhurluğun yerini fenomenlik almış. YouTube da kendine kitle yapan yüzlerce isim, YouTube da ki takipçileri sayesinde 1990 ların meşhur pop starlarindan bile fazla kazanır olmuş. Üstelik televizyonda görünme gibi bir dertleri olmadan. Bugün sosyal platformlarda bir sarkiyla fenomen olan bir isim için radyo programlarına davet edilmek, dizilere konuk olmak ve reklam filmlerinde oynamak o kadar kolay olmuş ki eminim 90 ların popüler yorumcuları bile şöyle diyorlardır içlerinden. ” Biz zamanında bu işin ceremesini çekip kaset ve CD den para kazanmak için harcayıp dururduk kendimizi. Bunlar şanslı ve ballı çocuklar böyle”
Yukarıda bir bölümde 1990 lar da ünlenen bazı şarkıcıların,müziksever kitle tarafından sonradan ti’ye alınan şarkılar yaptığını anlatmıştım. Şimdi anlatacağım mevzu ise bu konuyla benzerlikler taşıyor. Geçen arabada her zamanki gibi radyomu açmış nostaljik radyoları dinleyerek giderken Mustafa Sandal’ın bir şarkısına denk geldim. Şarkının adı “yok gerekçem” idi. Şarkıyı da iyi bilirim severek de dinlemişimdir hep. Ancak bu sefer dinlerken şarkının sözlerine biraz fazla dikkat ettim. Ve bu güne kadar farketmediğim birşey farkettim. Şarkının sözlerinin birbirinden ne kadar kopuk ve anlamsız olduğunu farkedişimdi bu.
Şimdi size şarkının sözlerini vereyim. Bakalım siz ne anlayacaksınız..

Elbet herkes cennete gitmek ister

Öyleyse neden hiç ölmek isteyen yok

Çünkü hayat tatlı ve çok kısa bir tanem

 Anlamadıysan biraz daha açık da olabilirim

Sanki

Ben mahkum, sen kelepçem( Bu bölümden itibaren nakarat)

Al kalemi yaz dilekçem

Sıkı dur yok gerekçem

Tanrı kulu olmaktan başka

Valla ben bu sözleri defalarca kafa yorarak okudum. Ancak şarkının giriş kısmı ile mevzuyu bağlamaya çalıştığı nakaratın arasında hiç bir uyum göremediğim gibi bir sonuca da varamadım.

Şimdi tek tek gidelim sözlerden.

Elbet herkes cennete gitmek ister. Tamam burası anlaşılır.

Sonra devam ediyor;

Öyleyse neden hiç ölmek isteyen yok? Tamam burada bir ironi yapıyor. Yani tezatı ortaya koyuyor. Güzel..

Devam edelim;

Çünkü hayat kısa ve çok tatlı bir tanem.Burada olayın nedenine değiniyor. Yani hayat kısa ama tatlı yanları bize cennetin varlığını ve güzelliğini düşündürmüyor diyor. Çünkü Cennet bize vaadedilen ancak biz burada yaşıyoruz diyor. Burası da güzel.

Devam..

Anlamadıysan biraz daha açık da olabilirim Sandal, burada muhtemelen sevdiği kızın mevzuyu anlamadığını düşünerek konuyu biraz daha etraflıca anlatmaya kalkışıyor. Ancak keşke kalkışmasaymış 🙂

Sanki

Ben mahkum, sen kelepçem ( Burada mevzu cennetten dünyadan çıkıp sonları kafiyeli olan aşk halleri ve durumları tasvir ediliyor.

Al kalemi yaz dilekçem Kafiyeli sözler ile içine düştüğü durumu anlatmaya devam ediyor.

Sıkı dur yok gerekçem Şimdi mevzu tekrar karışık hale gelecek. Hatırlayın buraya kadar Sandal, sevdiği kıza neyi açıklıyordu? Herkesin cennete gitmek istediğini ancak kimsenin ölmek istemediğini değil mi? 🙂 Hatta kızın zeka olarak biraz geride olabileceğini öngörerek konuyu nakaratta detaylıca anlatacaktı.

Ve şimdi finale gidiyoruz..

Tanrı kulu olmaktan başka Şimdi bu kısma “bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” demeyeyim de ne diyeyim siz söyleyin! Ciddi söylüyorum şarkının ana fikrini anlayan ve şarkının girişi ile nakarat bölümünün bağlantısını çözen çıkarsa bana lütfen mail atsın:) Yorumunuzu kirkevinkedisi@gmail.com’a ” yok gerekçem ” konu başlığı ile gönderin bir zahmet:)

Ezcümle; Bazı şarkıları sırf tınısı ya da ritmi sebebiyle dinliyor ama ne anlatmak istediğiyle ilgilenemediğimiz de oluyormuş.

 

 

 

 

Bendeniz’in git-gel’leri..

 

1990 ların hemen başı. Pop-art kültürün doğduğu sene. Ülkemin müzik türü ve çeşitliliği o zamanlarda bu güne kıyasla oldukça az. Aşkın Nur Yengi, Yonca Evcimik, Harun Kolçak ( toprağı bol olsun ), Kader ( Kader de kim demeyin yarı fantezi yarı pop söylerdi. Evcimikle aynı zamanda kaseti elime geçmişti ) ve tabi ki Bendeniz sürecin en başında ki  3-4 isim. Hemen arkasindan, Tayfun, Hakan Peker, Mustafa Sandal, Sertap Erener, Kenan doğulu, Ah canım Ahmet gelir. 1990 ile 1995 arası tabiri caizse sektörün kaymağını yiyen bu isimlerdi.

O isimler arasında ses kalitesi ve vizyon olarak gelen bir kaç isim var sadece. 1990-2000 arası popçu furyasının mısır patlağı gibi patır patır döküldüğü zamanın en iyi yanı söz ve beste kalitesinin çok yüksek değerlerde seyretmesiydi. Günümüzde ise yapılan şarkıların hepsinin bir birbirine benzemesinin temel nedeni de işte bu.

Neyse, işte Bendeniz de ki gerçek adını artık bilmeyen kalmamıştır, ( Deniz Çelik ) farklı sese sahip iyi bir yorumcu olarak çıkmıştı karşımıza. Deniz’in kendini tanıtmak için kullandığı ben deniz, biz de  Bendeniz mantığına dönüşüverdi. O zamanlarda Eldeniz, Güldeniz gibi isimlerde en çok sevilen isimlerde olunca, Deniz’in adı Bendeniz kaldı. İyi de oldu aslında tanıtım manasında. Deniz’in ses rengini Sezen Aksu’ya benzetenler de çıktı, Aksu’nun koltuğuna geçer diyenler de..

Ama hiç biri olmadı Deniz. Olmadı diyorum çünkü böyle bir gayesi yoktu Deniz’in. Ya sen ya hiç, ağlayayım mı?, müjdeler ver, sen kaybettin, ah bir dönsen isimli şarkıları, Harun Kolçak ve Yonca Evcimik şarkıları ile kıyasıya bir rekabetle yarışıyordu müzik listelerinde.

İlk albümden iki sene sonra Bendeniz II yeni albümüyle piyasaya tekrar hızlı bir giriş yaptı. Gönül yareler içinde, neler olacak, elveda dedin, deli yarim, 80 günde devri alem, istemiyorum ve sevme gibi şarkıları Deniz’i ilk albüme göre daha profesyonel bir noktaya taşıdı.

Hemen sonrası zamanın pop kralı Harun kolçakla bir kaç başarılı düette adını neredeyse popun kraliçesi olarak yazdıracaktı. Ve sonrasında zamana yayılan gerileme süreci başladı. Sektörün genişlemesi, yeni kaliteli isimlerin adını duyurmaya başlaması Deniz’i biraz gözden düşürdü.Özellikle yeni pop kültürünün cıstak cıstak ve manasız uyduruk şarkı sözlerine olan hevesi Denizi de bu bu furyaya uymaya zorladı. Deniz akabinde 8 albüm daha yaptı. Fakat artık her albümde hit olan şarkı sayısı iki ve 3 ü geçemedi. Zaten Single dediğimiz olayda bu zamanlarda başladı. Yalnız deniz değil diğer önemli isimlerde de etkilendi bu süreçten. İcinde  10-12 şarkı barındıran albümler yerini 5-6 şarkılık hit olma ihtimali yüksek olan albümlere bıraktı. 5-6 şarkı dediğime bakmayın. Bu şarkıların iki taneside remix denilen farklı versiyonla tekrar ekleniyordu albüme. Yani aslında yeni 4 şarkı dinliyordunuz.

Neyse tekrar Deniz’e dönelim. Deniz 2000 lerden sonra bence müzikten koptu. Her ne kadar iki-üç yılda bir albüm yapsada, fanlarının büyük bölümünü kaybetti. Açık söylemek gerekirse bende 2000 lerden sonra takip etmeyi bıraktım. Sadece yeni çıkan her albümde müzik listelerinin anca yarısına kadar yükselip bir hafta sonra kaybolan tınılarına denk geldim. Deniz belki bu süreçte zamanın beste fabrikası isimlerinden destek alsaydı popülerliğini ve kalıcılığını sürdürebilirdi.

Bugüne gelince deniz’i yine medyada duymaya başladık. Fakat yeni bir albümle değil best of vol 1 adını verdiği eskilerinin yeniden düzenlenilip sunulduğu bir albümle. Deniz bunu sanki 2000 yılında da yapmıştı diye hatırlıyorum.

Niye yeni bir albüm değil de eskileri ısıtıp geri geldi anlamak zor. Halbuki yeni ve slow ağırlıklı bir albüm yapsa daha etkili olurdu diye düşünüyorum. Çünkü deniz’in en popüler dönemin yaş grubu bugün 35-40 yaş aralığında. Yani müzik kulağı son derece tecrübeli ve nostaljiyi seven bir kitle. Denizin nostalji albümü yapma mantığını kendi adıma şöyle yorumluyorum. Yeni jenerasyona eski müzikaliteyi tattırıp, devamında yeni bomba bir albümle bu kuşak gençleri fanları arasına katmak. İnşallah deniz bunu yapmaya çalışır. Yoksa yine antin kuntin şarkıların peşine düşerse işi yine zora sokar.

Best of albümüne geri dönelim. Albümden 3-4 şarkıyı dinledim. Şarkılar zaten hit orasına diyecek bir şey yok. Fakat yeni aranjeler güzel.Hiç te sıkıcı değil. Dinlerken yorulmuyorsunuz. Hareketlileri yumuşatıp slowları özgünleştirmesi de iyi olmuş. Kesinlikle alınıp dinlenilebilecek bir albüm.

Yalnız burda denizin bu albümü iyi tanıtmasıda çok önemli. Bir iki hafta kadar önce bir gazete röportajında deniz’in müzik kanallarının yayınlayacağı klipler için çok yüksek rakamlar istediğini okumuştum. Deniz gereksiz bir kıyas içine girip, yeni çıkan popçularla aynı sınıfta görülüp aynı sınıfta görülmesine çok içerlemiş. Dediğim gibi çok lüzumsuz bir kıyas. Bu faturayı bence ödemesi lazım deniz’in. Çünkü piyasadan uzak,  boşa geçirdiği zamanlar oldukça fazla. Yeni nesil bi haber doğal olarak deniz’den.

Ve yine Tv ve radyoları çok etkin kullanması gereken bir dönem bu dönem. Sadece youtube’den istedigi performansı alması zor. Tv lerin müzik programlarına. Halk konserlerine, dizi müziklerine ve hatta mümkünse reklam müziklerine kadar çok yerde görülmesi ve duyulması gerekiyor.

Denizin insancıllığını karakteristlik yanlarınıda geçirmesi gerekiyor izleyiciye. Bunlar elbette bir an da olmayacak. Fakat zamana düzgün bir şekilde yayarsa bu süre çok uzun sürmez.

Umarım başta deniz ve 1990 ların tüm tüm nostaljik isimleri bunu başarmaya çalışır.