Ramazan geldi, hoş geldi.

​Maneviyatı zengin insanlar için bir sevinç kaynağı oldu. Birbirinin aynısı şekilde akıp giden zamanın içinde gönüllere insanlığı, aczi, merhameti ve iyiliği hatırlatan bir Hızır gibi yetişti.

​Peki, dünya telaşına aşırı derecede düşmüş; huzuru ve mutluluğu maddede ve konforda arayan; hayatı yaşamak yerine günübirlik heveslerle tüketenler için durum nedir?

​Elbette ki onlar için sadece mecburi bir ritüelden ibaret. Ramazan’ı sadece market alışverişi ve sonunda yapılacak bir bayram tatili için bekleyen azımsanmayacak bir kitle var artık ülkemde.

​Dini bayramlar son 25-30 senedir tatil anlayışına dönüştü malumunuz. Din artık toplumsal kazanımlarla değil, bireysel menfaatler için kutlanıyor.

​Bu durumun en büyük göstergelerinden biri de TV reklamları. Eskiden gıda firmaları Ramazan’a özel indirim reklamlarına 15 gün önceden başlardı, artık iki gün kala tanıtıma başlıyorlar. Reklamlarda artık bir klişeye dönen, kalabalık bir sofrada dedelerin ve torunların bir arada olduğu görüntülerle sözde manevi bir mesaj veriliyor. Peki, siz bu görüntülerin gerçekliğine ne kadar inanıyorsunuz? Türkiye’de kaç aile böyle kalabalık bir sofra kurup huzurla iftarını yapabiliyor acaba? Ben söyleyeyim: 30 günde ya bir ya da iki gün. O da genellikle yapılan davetlere binaen gerçekleşen iade-i iftar ziyaretleri…

​Hatta Coca-Cola bile artık tabak biriktirenlere ne tabak ne de bardak promosyonu veriyor. 🙂 Artık hiçbir şey topluma tam bir keyif vermiyor. Bu topluma “tüketim toplumu” demek bile yetersiz; belki başına “hiper” kelimesini ekleyebiliriz. Tüketmek artık bir moda; yemeği, eğlenceyi ve tüm duyguları hızlıca yaşayıp tüketmek…

​Sonra yenileyip tekrar tüketmek; sonra bir daha, bir daha… Bu durum, feci bir kısır döngü filmi gibi. Oyuncularla birlikte her şey aniden eritilip yok ediliyor ve birileri tarafından yeniden önümüze koyuluyor. Aklıma Pepsi’nin reklamı geliyor; 20 yıl kadar önce “Hep daha fazlasını iste” algısını beynimize kazımıştı.

​Neden az ile yetinelim ki, değil mi!

​”Daha fazla, çok, en çok” kelimelerinin geçtiği her cümle bizim mottomuz artık. Üstelik bu “fazla” algısı, firmaların indirimlerinde bile yer ediniyor; en yüksek indirimi hangi market yapıyorsa ona koşuyoruz.

​Akşam yine bir TV reklamına takıldı gözüm. Bir market diyor ki: “Bizden 75 liralık alışveriş yapan herkese Ramazan pidesi 1,50 lira.” Aman ne büyük jest! Oysa bu marketler şöyle dese: “Bizden yapacağınız her 75 liralık alışverişte, bir pideyi Çocuk Esirgeme Kurumu’na, kimsesizler yurduna veya benzer yardıma muhtaç ailelere hediye etmiş olacaksınız.” Daha şık olmaz mı? Madem Ramazan yardım ve hasenat ayı, yapsanıza biraz sevaba vesile!

​Bu arada atladığım bir şey var. Hani her şeyin değerini ve gelenekselliğini kaybettiğini söylemiştim ya, işte kaybetmeyen bir şey hatırladım: Sıcak pide yeme derdine düşmüş yüz binlerce vatandaşın oluşturduğu o meşhur pide kuyrukları. Bu, benim çocukluğumdan beri anlamakta zorlandığım bir konudur. 🙂 Sıcak pide yemek için bir kuyrukta onlarca dakika beklemek nasıl bir mantıktır, akıllara ziyan bir davranış! Ramazan pidesi dediğimiz hamur işi ekmeği yemenin inanç anlamında bize nasıl bir katkısı olabilir? Onu da ben söyleyeyim: Koca bir sıfır! Ama işte nefis ve beraberinde getirdiği boğaz sevdası, milleti o kuyruğa sokmak için kâfi geliyor.

​Geçen gün ben de kızımla ekmek almaya çıktım iftara yakın. Kızım bir fırının önündeki kuyruğu görüp sordu: “Baba, bu insanlar ne bekliyorlar?” Ben de kısaca anlattım. Heveslendi o da; “Haydi kuyruğa girelim,” dedi. Kıramadım kızçemi, girdik. Daha iki dakika olmadan benim şalter attı; çünkü kuyruk milim ilerlemedi. “Babacığım gel, ben sana sıcak pide bulacağım,” dedim. Kuyruktan çıkıp 15 metre ilerideki bir markete girip bir pide aldım. Kızım pideyi tuttu ve “Baba, bu pide soğuk!” dedi. “Eve gidince sıcacık olacak o pide,” dedim. Eve geldik, pideyi hemen büyükçe bir tavada 5 dakika ısıttım. On numara oldu! Kızım da afiyetle, bayıla bayıla yedi. Yani diyeceğim o ki; bir hazzı veya keyfi yaşamak için herkesin gittiği uzun yolları tercih etmek zorunda değiliz. Fırından yeni çıkmış pide ile marketten alınmış pidenin ısıtıldıktan sonra birbirinden hiçbir farkı yok.

​İşte yeni gelen Ramazan’ın bendeki halleri bunlardan ibaret. Umarım kalan üç haftada manevi hazları daha fazla yaşayıp sizinle paylaşabilirim. Şimdi herkese, sonunda bayrama varacağımız güzel bir Ramazan ayı diliyorum.

Tavsiye Edilen Yazılar