Patlayan balon olma, patlayan mısır ol. Başarı denen şey işte bu!”

​Hayatta hep iki tür insan görürüz: Biri şiştikçe şişen, etrafına hava atan, her an “patlayacağım” korkusuyla yaşayan balonlar; diğeri ise potansiyelini sessizce çekirdeğinde saklayıp, doğru anı bekleyen mısır taneleri.

​Balonun olayı bellidir; dışarıdan üflenen havayla şişer, gerilir, en ufak bir iğne ucunda ya da kendi gerginliğinde küt diye patlar. Ortada ne eser kalır ne de bir tat. Koca bir hiç!

​Ama mısır öyle mi? Kuru, sert ve sıradan görünür ilk başta. İçindeki potansiyeli kimse bilmez. Ta ki ateşle, yani hayatın zorluklarıyla, o kızgın tavayla karşılaşana kadar. Isı yükseldiğinde, baskı arttığında mısır pes etmez; aksine içindeki gücü dışarı patlatır, kabuğunu çatlatır ve asıl formuna, o bembeyaz, coşkulu hâline ulaşır.

​Başarı dediğin şey tam olarak bu değil mi zaten?

​Hayat bazen altımızı sonuna kadar açar. Üzerimize baskı kurar, bizi sıkıştırır, köşeye sıkıştırır. İşte o an pes edip balon gibi patlayıp sönmek de var, mısır gibi kabuğunu kırıp büyümek de! Zorluklar seni eritmek için değil, içindeki o lezzetli potansiyeli ortaya çıkarmak için var.

​O yüzden, hayatın ateşi seni korkutmasın. Bırak zorluklar seni sıkıştırsın; sen sadece içindeki gücü serbest bırakmaya odaklan. Kendi tavanı patlatmanın, o mis kokulu başarıya ulaşmanın vakti gelmedi mi sizce de?

Tavsiye Edilen Yazılar