“Geçmiş ve eski” meğer ne kıymetli şeylerimizmiş..

0
57

İnsanlık son 30 yıl da, kendini sürekli yenileyen teknoloji,bilgi ve iletişim gelişimleriyle hayatlarımı bambaşka bir gidişata yönlendirdi. Hep yeni,geniş ve gösterişli şeylerin peşinde koşuyoruz. Bu koşuşturma ve akabinde gelen tüketim çılgınlığına,toplumun çok büyük bir bölümünün yenik düştüğü de herkesin ortak fikri.

Gelin görün ki, bunca hızlı gelişime ve yenilenmelere rağmen, bi yanımız hep eskiyi,geçmişi ve o zaman diliminin tadlarını arıyor. Yani bir şeylere ulaşmanın çok kolay olmadığı,ulaşmak için çok özverili bir gayret sarfetmenin mecburi olduğu,başına genelde “eski” sıfatını koyarak özlemle andığımız zamanları anlatıyoruz.

Hızlı tüketim, herşeyi daha ulaşılabilir kılsa da, eskinin doğallığı ve orjinalliği değerini hiç bir zaman kaybetmedi kaybetmeyecek.

Bugün sosyal medyada bir arkadaş paylaşmış. Kıymeti tekrar hatırlanan ve tekrar moda ya da trend olan şeyleri..

Meselâ normal beyaz ekmek yerine, tam buğday ya da ekşi mayalı ekmek alışımızı fırından.

Samanlar içinde simetrisi ve renkleri hiç de nizami olmayan, kirli ve  söz de organik gezen tavuk yumurtası almayı prensip edişlerimizi.

Köy kahvaltırına tekrar meyledişlerimizi.

Hazır yoğurt yerine sütü kendimizce mayalayıp doğal yoğurt yapışlarımızı.

Ot,sebze ve baharatlara olan merakımızı.

Dışarıda, sıkma portakal ya da sıkma meyve suyu satan dükkankarda, bir bardak meyve suyuna 15 lira verişlerimizi.

İçinden kurt çıkan meyveyi iştahla yiyişlerimizi ( doğal mantığı var diye )

Dört duvar arasına sıkışıp yapılan düğünler yerine, kır düğünü yapma heveslerimizi.

Apartman dairesi yerine,bahçe katı daire ya da müstakil ev’de oturma arzularımızı.

Bir zamanların ışık ve aydınlatma için kullanılan bir eşya olan mum’u,doğumgünlerin de ya da romantik yemek masalarında yakma hevesimizi..

Salaş giyinmeyi, dağınık olmayı..

Ve son olarakta, plastikten metalden vazgeçip her eşyamızın deri ya da ahşap olmasına özen gösterişlerimizi irdeliyordu o güzel post.

Gerçekten de öyle değil mi? Herşeyin orjinaline dönme hevesimiz ne kadar da belirgin. Fakat ne yazık ki adı üstünde heves.. Yani gerçekte öze dönüş değil bu. Sadece moda,giyim,inşaat ve gıda sektörünün belli demirbaş firmâlarının, söz de doğal olarak lanse ettiği eski üzerinden yeni bir para kazanma gayreti. Yoksa asıl doğal’a dönüş, bu şekilde olmaz. Her vatandaşın moda’dan, bilişim ve iletişim teknolojilerinden ve marka takıntısından bıkıp samimiyetle eskiyi yaşatma gayretidir.

Bence sektörlerin şuan ki söz de doğala dönüş pazarlamaları, kendi kuyularını kendilerinin kazması haline dönüşünecek çok yakın bir tarihte..

Her şeye çabuk alışan ve hemen tüketmeye alışkın milletimiz, özellikle sağlık ve moda konusunda uğradığı dezenformasyona karşı gösterdiği sabrı yitirecek ümidindeyim ben şahsen..

Yapay ve sahte kurgularla kurgulanan bir dünyanın sonunda,insanlığın varacağı tek nokta, en başına geri dönmek olacaktır..