Bu çocuk 17 yaşında böyleyse, bir de geleceğini düşünün..

Bu çocuğun yaptığını yapmak cidden bir cesaret işi.Ülkenizde bir katliam yapılıyor. Ve bu katliamları yapanlar sizin dininizden değil farklı bir dine mensup savunmasız insanları vahşice öldürüyor. Siz de bunu sindiremiyorsunuz ve kendi ülkenizde kendi senatörünüzün kafasında yumurta kırıyorsunuz. Bu hareketiniz sebebiyle tokatlanıyorsunuz. Polisler sizi yere indiriyor. Olay sonu eriyor ve siz hiç bir şekilde özür dilemiyorsunuz..

Üstüne bir de katledilen insanların ailelerine gönderilmek üzere bir yardım hesabı açıyorsunuz. Kefaret ücreti dışındaki tüm parayı, o katledilen insanlara ulaştırıyorsunuz..

Nasıl ama?

Bu insani bir kahramanlık hikayesi değil de nedir?

Evet işte bu kahramanın adı Will Connoly..

Daha 17 yaşında ve bu eylemi tamamen kendi insanlığı duyarlılığı ile planlıyor.

Avustralyalı Senatör Fraser Anning’in kafasına geçirdiği o yumurta ve kendisi, dünya insanlık tarihine altın harflerle yazılıyor.

Connoly geçen akşam bir TV programına katılıyor. Ve olayı ilk defa anlatıyor. “Connoly : “Böyle bir vahşette, suçlu olanın değil de müslüman olan insanlar olduğunu iddia eden Aning’e çok sinirlendiğim için yaptım bu eylemi” diyor. Bu eylemin müslümanlarla kendileri arasında bir köprü oluşturduğunu ve ırkçı ve teröre meyilli insanlara karşı bir ders niteliği taşıdığını da söyleyen Connoly, toplanan yardım paralarının ihtiyaç sahiplerine dağıtıldığınıda eklemiş..

Ne diyelim Allah, böyle karakterli ve insani erdemlere sahip bir nesli bizim millete de daha fazla nasip etsin..

 

 

Teşekkürler Jacinda Ardern.. Teşekkürler Maoriler..

Batı..

Bizim için batı, her türlü gelişimi, teknolojiyi, tekniği ve kültürü kendi vatandaşları için öngören, hristiyan olan tüm hemşehri devletleriyle bir arada duran, fakat kendisi gibi olmayan, kendisi gibi inanmayan, farklı olan millet ve ırklara mesafeli olan, hatta onları sömüren bir devletler topluluğun adıdır.

Bu tanım, İnsanlık tarihi boyunca bu şekilde geçerliliğini korumuştur. Özellikle Rönasans ve Reform devrimleriyle dünya’yı her anlamda tekeline alan batı, Ortadoğu ve Afrika’da milyonlarca insana zulmetmiş, sömürmüş, yerlerinden etmiş ve tüketmiş..

Batı’nın genlerinde, belki de atalarının geninden gelme bir, faşistlik, sömürü ve ezme yetisi var. Ele geçirmek ve köle etmek konusunda Amerikayla denk olan bir toplum. Aynı zamanda sinsilik ve ikiyüzlülük, bünyelerinde barındırdığı ekstra iki ahlâksız huy!

Fakat bu net tanımlama ve tespitlerin çok dışında kalmayı başarmış bir devletle tanıştık İki hafta önce.. Evet, Yeni Zelanda..

50 müslümanın katledildiği iki ayrı cami saldırında ( Hristiyan terörü! ) Dünya bir an da gözünü bu ülkeye çevirdi doğal olarak.

Yeni Zelanda, her ne kadar Avrupa kökenli olsa da ülkenin yerlileri olan Maoriler de ciddi bir nüfusa sahip. İşte bu özellik Yeni Zelanda’yı diğer Avrupa zihniyetinden uzak tutmayı başarıyor. Ülke de birbirinden farklı dil de konuşan ve farklı etnik azınlıkta olan vatandaşlarda gayet huzurlu ve sakin bir yaşam sürüyorlar.Fakat gelin görün ki, bu kalleşçe gerçekleştirilen katliam olayı, Yeni Zelanda’yı hiçte haketmediği bir kara lekeyle, tarihe keçirdi.

Olaydan hemen sonra, benim en başta tanımladığım Avrupa profili, yine ikiyüzlü bir tavırla samimiyetsiz bir biçimde kınadı. Kınamayanlar da çıktı tabi, şaşırtmadılar. Ancak Yeni Zelanda benim de içinde olduğum çoğulcu grubu, hayli şaşırttı ve hatta devamında takdirimizi kazandı. Bunu başaran isim ise, en başta Başbakan Jacinda Ardern ve ülkenin demokrasiye inanan ve kardeşlik ortamında yaşayan Yeni Zelanda halkı oldu.

Başbakan Jacinda Ardern, katliamdan hemen sonra yaptığı açıklamalar, faillerin yakalanması, sonrasında şehit ailelerini taziye’ye gitmesi ( ki saygısından başını örtmesi harika bir davranış )Katliamın ismini “isimsiz” olarak nitelemesi ve yine devamında, ülkede ki serbest silahlanma kanununu kaldıracağını açıklamasıyla, müslümanlara olan samimi ve duyarlı tutumunu gözler önüne serdi.

Ardern, son olarak Yeni Zelanda da yaşayan müslüman halka güven vermek, ve yanlarında olduklarını anlatmak için kendi parlemento meclisinde Kuran-ı Kerim dinletisi sundu.( tam alkışlamalık bir davranış ) Başbakan tüm bu takdirlik davranışlarıyla içimizde ki yerleşik “karakteri bozuk Avrupa” algısını törpüleyen isim oldu.

Yine, Zelanda halkının, Camilerde namaz  kılan müslümanların arkasında bir koruma saf’ı tutmaları ise kelimelerle tarif edilmesi zor bir insanı erdem olarak hafızama kazındı benim.

Bu arada Başbakan Jacinda’ya ayrı bir parantez açmak istiyorum. Jacinda, İşçi partisinden 2017 de Başbakan olarak şeçildi, malum biliyorsunuzdur. Yani Kominizm kokusu üzerinde gayet belirgin bir siyasi görüşe sahip. Aynı zamanda seküler bir anlayışla yaşayan bir kadın. İşte bu özellikler Başbakan’ı Kapitalizm’in yıkıcı ve sömüren oyunlarına karşı, sesini yükseltmesine neden oluyor. Bu yönüyle Başbakan, benim kendisine karşı, ayrı bir sempati duymama da neden oluyor. Bu arada Başbakan’ın 2018 in başında bir kız bebek sahibi olduğunu, belki de bu duyarlılığın etkisiyle ( Anne şefkati ) bölgede ki şehit ailelerine daha samimi ve insalcıl yaklaştığıda belirtmekte fayda var. ( bence yani )

Tüm bu yazdıklarımdan sonra şöyle bir mantık kurdum şimdi. Acaba Avrupa’nın kendine medeni, dünyaya faşist tutumunu, onların farklı dünya halklarıyla, bir arada tutulabileceği, kaynaştırılabileceği yeni bir dünya düzeninde mümkün olabilir mi?

Tabi Avrupa’nın kendini ve halklarını dünyadan izole etmesi ve elinde olanı kimseyle paylaşaması yüzünden bu zor. Fakat Yeni Zelanda ya bakınca bunun mümkün olma ihtimali, çok az bir umut dahi olsa sevindirici ..

Teşekkürler Başbakan..

Teşekkürler Yeni Zelanda halkı..

 

Jacinda Ardern’den “Selamun Aleyküm”

Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern, Chirstchurch kentinde 50 kişinin hayatını kaybettiği, iki camiye yönelik terör saldırısını düzenleyen kişinin adını asla anmayacağını belirtmiş, Parlamentoda Müslüman toplum liderleriyle de bir araya gelen Yeni Zelanda Başbakanı’nın, toplantıya katılanları “selamünaleyküm” diyerek selamlaması, islam aleminden övgü almış..

Öfkem, üzüntümü boğuyor, eziyor ve yok ediyor!

Her katliamdan sonra aynı hikaye..

Sanaldan öteye gidemeyen beddualar..

Avrupa’nın çok şiddetli kınamaları..( sözde )

Avrupaya diklenmeye cesareti olmayan, sahte islam aleminin, cılız kınama sesleri..

Katliamı ilistirasyonlarla döken islami kanadın sosyal medyası..

Tüm dünyadaki katliamları yapan Avrupa’ya, bunun adı “Hristiyan terörüdür” diyemeyen dünya..

“Dişe diş, kana kan” diyen ülkücü kardeşlerimizin, Türklük ve islam tarihinden derledikleri sözler ve fotoğraflarla bir sinerji yaratma çabaları..

Kuran-ı Kerim’den kafirler ve yaptıkları ile ilgili ayet paylaşımları yapan, ümmetçi ve dindar kardeşlerimiz..

Peki başka?

Bitti. Bu kadar işte!

Katliamı yapan kansız, vicdansız mahlukların amaçlarına nasıl ulaştikları, müslüman dünyasının çaresizliği, bitmişliği, Avrupaya ve Hristiyan dünyasına bir napıyorsunuz? diyememenin ezikliği, bu hain saldırı ile artık tamamen kabak gibi ortaya dökülmüş oldu artık..

Yalnız bu menfur saldırının diğerlerinden bir farkı var. O da Bu Hristiyan teröristlerin çok ciddi anlamda bir öfkeyle ve eş zamanlı bir saldırı katliamı yapmaları. Yani belli bir kesimin gazlayarak müslümanlara saldıran tipler değil bunlar. Tam bir haçlı askeri mantığıyla yetiştirilmiş, donatılmış ve en acımasızlarından seçilmiş bir grup. Bir islamofobi etkisi altında kalmış bir genç değil bu mahluk!

Fakat bu fark, Arap dünyasının, işlenen her katliam ve saldırılar karşısında sessiz ve yaptırımsız kaldığı gerçeğini değiştirmiyor. islam dünyası, İslamofobi denilen hortlağın iştahını kabartmaktan başka hiç bir boka yaramıyor bu haliyle

Üzülüyorum. Fakat bu üzüntümden doğan öfkem, üzüntümü baskılyor, gölgeliyor ve neredeyse yok ediyor. Öfkemse çift başlı bir yılan gibi, hem Terörist Avrupayı hem de kendini müslümandan sayan Amerika’ya ve İsrail’e köpeklik eden Arap dünyasını sokmak, tüm zehriyle eritmek istiyor.

Dünyada en yaygın kitlesi olan iki inanç sisteminden biri olan ve yaklaşık 2 milyar insandan beslenen islam dünyası, nasıl olur da bu kadar aciz, ezik ve korkak olabilir?

Bence bu katliam artık bir uyanmanın, bir baş kaldırmanın miladı olmalı. Benim devletim dışında tüm bu yaşananlara dur deme cesaretini gösteren bir tane devlet yok mu?

Yoksa 90 senedir başsız ve halifesiz kalmanın sıkıntısı mıdır bunlar? Başsız kalan gövdenin her bir uzvunun sırayla kesilmeye çalışılması mıdır?

Evet evet! Budur..

Aynı, bir elin baş parmağının kesik olması gibi. 4 parmak bir şeyi tutmak ister ama tutamaz. Halbuki diğer parmaklardan ayrı duran baş parmak, o dört parmağı yeri gelir kavramak için yönlendirir. Yeri gelir bir yumruğa çevirir.

Siz buna ister halifelik deyin, ister islam başkanı, isterseniz de başkan, farketmez, tüm dünya müslümanların bağlılık yemini edeceği, dünyanın neresinde bir müslümana zulmedilirse edilsin, anında birleşip tepki koyan bir tek vücut olmak şarttır. Bu vücuda baş olmak da elbette Türkiye Cumhuriyeti devletine düşer..

Yoksa dünyadaki bu islamofobik anlayış sebebiyle, dünyadaki tüm müslümanlar, bu katliamlara maruz kalmaya devam edecekler..

Allah, şehit olan bu müslüman kardeşlerimizin yakınlarına sabır versin. Fakat İslam aleminin de başı sağ falan olmasın! Çünkü o alemin yarısının başı, gövdesinde boşuna duruyor!

Allah başta bizlere ve tüm müslümanlara uyanmayı, birbirimizi koruyup kollayacak kardeşlik duygusunu tekrar kazanmayı nasip etsin..