Tom Cruise’nin Kara Komedi Sınavı: Digger

Digger, küresel sermayenin ve petrol kartellerinin doğa üzerinde yarattığı tahribatı merkeze alırken, bunu sert bir kara komedi sosuyla sunmaya çalışan iddialı bir yapım. Filmi yeni izledim. Ancak film, absürt mizah ile ciddi politik eleştiri arasındaki o hassas dengeyi kurmakta ve gerçek-kurgu geçişlerinde zaman zaman bocalıyor. Tonundaki bu belirsizlik, kara komediye alışkın izleyiciler için bile anlatının içine tam anlamıyla girmeyi zorlaştırıyor.

​Filmin en çok konuşulacak tercihi kuşkusuz Tom Cruise’un üstlendiği radikal karakter. Kariyeri boyunca dinamizm ve aksiyonla özdeşleşen Cruise, ağır yaşlandırma makyajına rağmen yüz mimiklerinde ve beden dilinde o tanıdık genç enerjiyi saklayamıyor. Bu durum karaktere tekinsiz bir tezat katsa da, zaman zaman inandırıcılık zeminini zedeliyor. Yine de Cruise’un konfor alanını tamamen terk edip böylesine cesur ve aykırı bir role soyunması takdire şayan. Alkışlar sana Tom.

​Filmin anlatısını ayakta tutan esas unsur ise zengin sembolik dili. Karakterin yanından ayırmadığı yaşlı kedi, Digger’ın sistemin sunduğu konforlu, sömürüye dayalı ve duyarsız yaşam alanını harika özetleyen bir metafor olarak öne çıkıyor. Duruşma sahnesindeki göz alıcı kırmızı takım elbise ve şapka ise kurumsal adalet mekanizmasının tam ortasında dahi odağı sadece kendi üzerine çekmek isteyen narsist yapıyı ve dikkat çekme arzusunu vurguluyor. Savunma anında mahkeme salonunun yavaş yavaş su alıp deforme olması ise filmin görsel zirvesi; petrol hırsının ve bozulan sistemin eninde sonunda kendi yapısını da yutacağını ve doğanın yıkımıyla geleceğini gösteren son derece etkleyici bir kıyamet sembolü.

​Sonuç olarak Digger, herkesin çok seveceği ya da salondan mutlu ayrılacağı bir ana akım filmi değil. Kara komedi tonundaki pürüzler ve ritim sorunları genel izleyiciyi zorlayabilir. Tom Cruise’un bu radikal denemesini merak edenler ve çevre eleştirisini sembolik bir dille izlemek isteyenler için sinemada şans verilebilir bir iş olsa da, izleyicilerin büyük kısmı için dijital platformlara düşmesini beklemek çok daha rasyonel bir tercih olacaktır. Bence filmi ikinci kere izlemek filmin tadını bir miktar daha artırabilir.

En sevdiğim seslendirme sanatçısıydı. Ve bu hiç bir zaman değişmeyecek

Tom Hanks, John Travolta, Brad Pitt, Tom Cruise, Alec Baldwin, Jean-Claude Van Damme, Nicolas Cage, Sean Penn, Andy Garcia, Bruce Willis, Mel Gibson… Sungun Babacan’ın sesiyle hayat verdiği aktörler ve niceleri…

​Sungun Babacan’ın sesiyle var oldular bu Hollywood yıldızları. İnce ve oldukça akıcı bir sesi vardı Babacan’ın. “İyi adamlar iyi bir sesi hak ediyordu” ve o, büyük bir usta olarak bunun hakkını fazlasıyla veriyordu. Ben çocukluğumda Mavi Ay dizisinde, Bruce Willis’in sesi olarak ilk önce rahmetli Alev Sezer’i tanıdım. Sezer, aramızdan ayrıldıktan hemen sonra Babacan hayat verdi tekrar Bruce’a. Yani Türkiye’de Bruce Willis’i popüler yapan iki önemli ses sanatçısından biridir Sungun Babacan.

​Bence seslendirdiği karakterler içinde sesin ve tipin “cuk diye oturduğu” tek isimdi o. Sonrasında da tabii ki Görevimiz Tehlike serisinin Tom Cruise’u… Bir de elbette Cehennem Silahı serisi ile Mel Gibson…

​Araştırmadan söylüyorum; sanırım Hollywood yıldızlarına onun kadar ses veren başka bir isim yoktur. Vallahi ben TRT’nin yerinde olsaydım, Babacan’ın seslendirdiği tüm aktörlere onun vefatını duyurur; başsağlığı diledikleri küçük videolar çekmelerini isterdim. TRT bunu Babacan yaşarken yapmadı ama umarım vefatından sonra ailesini onurlandırmak için yapar (gerçi hiç sanmıyorum).

​Neyse…

​Babacan, son dönemde reklamlarda da kendini çok duyuruyordu. Özellikle de Denizbank reklamları onunla kulağıma yerleşmişti. Eminim Denizbank da böyle bir sesi kaybetmiş olmanın üzüntüsünü yaşıyordur. TRT’nin ilk 20 yılında yetiştirdiği onca güzel insan tek tek ayrılıyor aramızdan. Ve ne yazık ki TRT, yerlerine bu denli kaliteli isimleri yetiştiremiyor. Çünkü özel kanallar ve internet platformları artık en belirleyici unsur. Türlü fenomenler, şarkıcılar, oyuncular ve yazarlar; herhangi bir eğitim almadan internet üzerinden popüler oluyorlar. Kim ne derse desin, ilkler ve eski olanlar zaman içinde değerini en çok artıranlardır.

​İşte Babacan da o değerlerden biri olarak sevenleri tarafından hep hatırlanacak. Tüm seslendirme sanatçılarının ve camianın başı sağ olsun. Allah geride kalan büyük ustalara (başta Sezai Aydın olmak üzere) ve tüm dublaj emekçilerine selam olsun. Umarım en az Babacan kadar iyi sesleri aramıza katmayı başarırlar.

​Mekânın cennet olsun Sungun Babacan.