Mesele KDV değil insan ve karakter sıkıntısı.

​Öncelikle bugün de başkaları adına utandığımı söylemeden geçemeyeceğim. Evet, utanıyorum. Koca bir milletin sırtından geçindiği hâlde, sözde halka hizmet maksadıyla kapitalist sistemin maşası olmuş ve halkı arkasından vurup milyonlarca lirayı vatandaşın cebinden çalan “zincir soyguncuları” adına utandım.

​Sırf kâr elde etmek için kendi yaşadığı ülkeye ve insanına ihanet eden bu soyguncu çetelerine gösterilen müsamahayı ise aklım almıyor.

​Caydırıcılık konusunda tüm zamanların en zayıf noktasında olan hükümetin sabrı; ne engin, ne yüce!

​Evet, bu soygun ve talana elbette ki bir takım cezalar veriyor iktidar. Ancak bu cezalar o kadar zayıf ve caydırıcılıktan uzak ki; bu zincir çeteleri, son yapılan %7’lik KDV indiriminde bile açgözlülüklerini utanmadan göstermeye cesaret ettiler.

​Peki biz, yani halk olarak, bu rezillik tiyatrosuna seyirci olmaktan başka ne yapıyoruz? Göstermemiz gereken, sonuna kadar haklı olduğumuz tepkimiz nerede?

​Soygunculuğu kendine meslek edinmiş bu güruhtan alışveriş yapmaya devam ediyoruz.

​Peki niye?

​Başka market mi bulamıyoruz memlekette?

​İfşa olmuş şu 4-5 markete verilecek asıl cezanın, ayağımızı buralardan kesmek olduğunu anlamayacak kadar ferasetsiz olamayız, değil mi?

​Bu millet bir araya gelip sadece bir hafta boykot yapsa ve buralardan alışveriş yapmasa, uğrayacakları zararı bir düşünün lütfen. Devletin vereceği ceza, halkın vurduğu darbenin yanında devede kulak kalır.

​Ve işte işin vahim yanına geldik.

​Bu boykotu yapamayışımızın en büyük nedeni, her meseleyi çözecek olanın iktidar olduğuna inanmamız! Tabii ki devlet müdahale edecek; ancak bu süreç içinde halkın suskun kalması, iktidarın hızlı hareket etmesi önünde bir engeldir. Bizim milletimize öğretilen en büyük boykot; dinimize ya da Türklüğümüze yabancı bir devlet hakaret ettiğinde veya dalga geçtiğinde, o ülkenin mallarını almama tepkisiydi. Ancak onu da hiçbir zaman hakkını vererek yapamadık. Maksimum bir hafta süren göstermelik tepkiler, hepsi bu…

​Yalana, yalancıya ve haksızlığa o kadar alıştık, o kadar normalleştirdik ki bu durum bizdeki asıl sıkıntının adının “insan sıkıntısı” olduğunu ortaya koydu. Millet günlük yaşıyor artık. Hızlı değişen gündemler içinde karakterini ve kimliğini giderek kaybedip “herkesleşiyor”. Peki, o “herkesler” kim? Bu sorunun cevabı: Çoğunluk. Daha doğrusu o çoğunluğun karakteri neyse, bu millet ona dönüşüyor. Bugün iyi, yarın kötü! Başıboş, alelacele sloganlarla sürdürdüğümüz bu hayat; bir yaşam biçimi değil, ne yazık ki bir çöküşün resmidir.

​Peki, o zaman geriye üretilecek ne çözüm kaldı?

​Kesinlikle kayyum!

​Ben “reis”in yerinde olsam koyarım tepelerine kayyumu; o tertemiz hizaya gelsinler. Hiçbir özel teşebbüs bu ülkenin olmazsa olmazı değildir. Hiçbir ticari kurum, sektöründe kendini kral ilan edemez. İster 50 yıllık ister 100 yıllık olsun.