Her ülkede artık oturmuş bir organizasyondur güzellik yarışmaları. En güzel kız yarışmalarından sonra sıra en yakışıklı erkeği seçme zamanı gelmiştir ve artık erkeklere de medyada ünlenme fırsatı verilmiştir.
Medyadan popüler isimler ve bu tip yarışmalardaki zaman içindeki tecrübeleriyle duayen konumuna gelen belli kişiler, her zaman bu tip yarışmaların demirbaş jürisi olurlar.
Seçilen ilk üç yarışmacı için parlak bir geleceğin kapısı açılır. Bunlar zaman içinde oyunculuk ve diksiyon dersleri alarak TV’de kamera önünde aranan oyuncular olurlar.
Bir zamanlar ülkemde “Mankenden oyuncu ya da şarkıcı olur mu?” tartışmaları olurdu. Eğer yeteneği ve eğitimi varsa olurdu elbet.
Fakat 15 sene bu boş muhabbete halkı da ortak etti magazin medyası. Akabinde en güzel model yarışmaları başladı. Burada yüz hatlarının çok güzel olması gibi bir şart yoktu; vücudun bütününe ve elbiseyi düzgün taşıyışına puan veriliyordu.
Sonra ülke yarışmalarında ilk üçe giren kızlar ve erkekler, dünyanın farklı noktalarında yapılan Avrupa ve Kainat Güzeli yarışmalarına gönderilirdi.
”Bakın, Türkiye’de de ne güzel kızlar ve erkekler varmış!” dedirtmekti amacımız herhalde… Bu tip yarışmalarda yarışmacının çok üstün bir meziyeti olması gerekmiyordu tabiî. Genetik kodlaması güzel oluşmuş ve doğmuş bebeklerin 17 yaşına geldiklerinde seçilmesi ile ilgili bir yarışmaydı bu. Oysa ki burada asıl başarı, bu güzel kızların anne ve babalarına aitti. Doğru iki vücut bir araya gelip güzel bir canlı dünyaya getirmişti 🙂 Ama ödül, hayata yeni atılmaya çalışan bir ergene veriliyordu.
Bir zaman sonra halk bu yarışmalardan soğumaya başladı. Çünkü artık kendi fikrini ortaya koyabileceği yarışmalar arayışındaydı. “Zamanın jürileri Gönül Yazar ve Hıncal Uluç mu seçecek birincileri arkadaş?” diyordu halk.
Medya, halkın sesini duyunca artık dergiler ve gazeteler üzerinden oylamalar yapmaya başladı. Ve işte artık millet, “Bizi birileri ciddiye almaya başladı” dedi.
Bu oylamalar, internetin çok yaygınlaşması öncesinde SMS ile yapılıyordu. Cüzi bir ücrete fikrini söylüyordu millet. Sonuca etki eden binlerce insandan biri olmak, bireysel anlamda vatandaşlara mutluluk veriyordu.
Sonra her sektörde en başarılı insanlara ödül törenleri düzenlenmeye başladı. Artık güzellik dışında farklı beceri meziyetleri olan insanlar da ödül almaya başladılar ama bu yarışmaların hiçbiri güzellik yarışmaları kadar ilgi görmedi.
Ve işte son 15 yılda bu güzellik yarışmalarının bir alt dalı daha üretildi: En seksi şarkıcı veya oyuncu anketleri. İşte burada bir duralım. Sizce “en seksi oyuncu” ne demek diye sormam gerekiyor size.
Seksi bir oyuncu nasıl olur mesela?
Oynadığı filmde erotizm sahneleri olan bölümlerde mi gösterir kendini?
Yoksa fiziğini ortaya koyan elbiseler mi giyer?
Yoksa cinsel bölgelerinin güzelliği mi onu seksi yapar?
Bitmedi sorular…
Yoksa bu adaylarla seks yapan birilerinin söylemleri mi baz alınır bu anketi düzenleyenlerce?
Yoksa seksle ilgili hiçbir veriye gerek olmadan dergilere yarı çıplak poz veren, düzgün vücutlu bir kadın veya erkek olmak yeterli midir?
Bence tabii ki sonuncusu…
Bir şarkıcı ya da oyuncuya “Sen çok seksisin, halk seni seçti” dendiğinde o oyuncunun halet-i ruhiyesi nasıl olur, çok merak etmişimdir.
Oyuncu bu gazla sabah aynanın karşısına feci mutlu bir hâlde geçip, “Hey seksi şey, günaydın!” der mi acep? Ya da bu unvanla gidip gözüne kestirdiği bir adaya yanaşmak için mi kullanır?
Dünyada People dergisi bu seksilik anketini 36 yıldır yapıyor mesela. Bu anketin doğuşu People ile olmuş. Sonra her ülke kendi magazin dergilerinin birinde bu oylamayı yaptırır olmuş fakat People bir yana, diğerleri bir yana.
Bizim coğrafyada da yanılmıyorsam son 5-6 yıldır en seksi adam/kadın anketleri yapılıyor fakat pek bir prestiji yok açıkçası. Çünkü bizim millet seksiliği kafada tam oturtamadı. Yani bir Avrupalı gibi değiliz, çok önemsemiyoruz. Belki seks ismi yabancı gelendir bize…
Bugün haberlerde Amerikan People dergisinin 2020’nin “yaşayan en seksi erkek” seçtiği Michael B. Jordan’ı gördüm. Haberlerde derken, başta NTV, CNN Türk ve Habertürk’te… Bu bizi hiçbir şekilde ilgilendirmeyen haber, tüm haber sitelerinde kendine yer bulmuştu.
İşte yaşayan en seksi erkek, Michael kardeşimiz 🙂 Ve yine Amerika’dan 🙂 (People Amerikan olunca en seksi erkek de oradan çıkıyor tabiî). Kardeşimiz, son üç yıldır seksiliği beyazlara kaptırmayan üç oyuncu kardeşimizden biri. Ne oldu da son üç ankette siyahi kardeşlerimiz seksi seçilmeye başladı acaba? Biraz düşününce, bunun arkasında Amerika’da zencilere yapılan ırkçı saldırılar ve polis şiddetinin olduğunu bulmak hiç zor değil. Amerika bu tip olayları kendince bastırmak için böyle güzellemeler yapar her daim…
Michael kardeşimiz, Black Panther ve bizim Rocky filmlerinin serisini ısrarla devam ettiren Sylvester Stallone dedenin yatırım yaptığı genç bir delikanlı.
Kabul edelim ki hepimizin kafasında, bilmeden de olsa bir seksi isim imajı vardır. İçinizde “Bu çocuğun neresi seksi Allah aşkına” diyenler olacağı gibi, “Harbi seksi çocukmuş” diyen bir grup da vardır illaki.
Gerçi zenci kardeşlerimize Amerika tarafından bundan 30 sene öncesinde erotik ve seksi sıfatları, çektiği porno filmler ile ilişkilendirilmişti. Kaslı vücut yapıları ile ister kadın ister erkek olsun, porno filmler için en ideal ırk seçilmiştir Amerika’da.
İşte Amerika bu düzgün vücutları keyfine göre istediği gibi kullanır. NBA’deki oyuncuların yüzde 80’i siyasidir. Porno filmlerinde en çok kullanılan yine zencilerdir. Güzel bir gırtlağa sahip olduklarından müziğin her türünde ön plana çıkarılırlar ama sonunda yine ikinci sınıf halk olmaktan kurtulamazlar. Amerika yarattığı starlara dokunmaz fakat sıradan Afro-Amerikan vatandaşlarını pek önemsemez. Amerika’daki 30 milyon işsiz ve sokakta yaşayan insanın 25 milyonu zencidir mesela. Bu, şöyle bir sonuç ortaya koyar: Amerika için hem etinden hem sütünden faydalandığı tek canlı siyahlardır.
Varsın Michael kardeşimiz en seksi erkek seçilsin ve kıçı tavana vursun; siyahi ırka Amerika’da her zaman ikinci sınıf muamelesi yapılacak!
Sözde sadece People dergisinin anketine yorum yapacaktım, yine aldı gitti konu bambaşka yerlere 🙂
Neyse, bitireyim artık…
— Tevfik Sadi



