Gel! Sıkılsanda işine gelmese de yine gel!

Gel..

Ne olursan ol yine gel.

İster kâfir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel,

Bizim dergâhımız, ümitsizlik dergâhı değildir,

Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…

Yaygın olarak Mevlana’ya atfedilen ancak Ebu Said-i Ebu’l-Hayr’a ait olduğu iddia edilen o harika çağrı ve şiir. İçerik olarak Mevlana’nın felsefesine uygun olduğu ve döneminin en önemli şairi olduğu için onun saymışız.

Mevlana’nın bu çağrısını bilmeyen yoktur. Fakat bu çağrının manasını bir türlü çözememiş çok insan vardır. “Tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkanıdır” atasözü,bu çağrıyı anlatabilecek en güzel atasözüdür. Allah, kulunun kürkünü ( bedenini ) soyacak ve içindeki emaneti sorgulayacak gibi düşünün. İşte Mevlana bu gerçeği insanlara, daha ölmeden vakitleri varken hatırlatmak ister.

Peki güzel hatırlatmayı neden çok ciddiye almayız? Gerçeği bilmenin bizi kurtaracağına dair bir ifadeye bir ayete mi rastlamışızdır kutsal kitapta? Evet, bilmek önemlidir. Fakat yaşanmayan hakikatin kimseye bir faydası yoktur.

Yazının postunda güzel bir ifade var. Mizah amaçlı kurgulanmış bir post. “Gel ama sıkılırsın” ifadesi aslında harika bir mesajda veriyor bize. Oldu ya çağrıya uydun, o zaman arınman da gerekecek. Her türlü kötülükten, fenalıktan, gururdan, kibirden, dünya sevgisinden. Bunları başarmak kolay değildir. Hele insan için..

Dünya sevgisi ile dolu kalplerin, nefsini terbiye etme aşamasına geçmesi ile sıkıcı bir yaşamda başlamış olur. Günahtan kaçan, her adımını bilinçli ve kontrollü atmaya çalışan insan, bir zaman sonra sıkılır. İşte bu sıkılma süreci insanı, eski boş ve anlamsız hayatına geri dönmeye zorlar. İnsanın kendisiyle yüzleşeceği ve Rabbini tanıdıkça kendi acziyetini anlaması, nefsinin hiç hoşuna gidicek bir şey değildir.

O zaman ne demek lazım? ;

Gel, sıkılsanda, işine gelmese de gel! Gel ki sonsuza kadar vaad edilene sahip ol! Azıcık sık dişini ya.. Bak göreceksin sonunda gülen sen ve senin gibi sabradenler olacak”

Bu arada Celaleddin dedeye de bir Fatiha gönderelim buradan. Nurlar içinde yatsın

 

Mesnevi Zamanı..

Derdin ne olursa olsun bir abdest al, nefes gibi…
Ve bir seccade ser odanın bir köşesine, otur ve ağla,
Dilersen hiç konuşma…
O seni ve dertlerini senden daha iyi biliyor unutma…

Dua ederken O’na kırık bir gönülle el kaldır.
Çünkü Allah’ın merhamet ve ihsanı, gönlü kırık kişiye doğru uçar.

Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, tozunu almaktır.
Allah tozunu alıyor diye, niye kederlenirsin EY CAN!?..

Üzülme!

Bir şey olmuyorsa:
Ya daha iyisi olacağı için,
Ya da gerçekten olmaması gerektiği için olmuyordur.

Şu uçan kuşlara bak!
Ne ekerler, ne biçerler…
Onların rızkına kefil olan Allah; seni mi ihmal edecek sanırsın!
Yeter ki sen istemeyi bil…

Belalar sağanak yağmurlar gibi yağar.
Ancak başını ona tutabilenler aşk kaydına geçerler.
Belâ yolunda muayyen bir menzildir âşık.
Her nereden gam kervanı gelse de.
Aşk derdinde olan kişi;
Baş derdinde değildir…

Yapılma, yıkılmadadır;
Topluluk, dağınıklıkta;
Düzeltme, kırılmada;
Murat, muratsızlıktadır;
Varlık, yoklukta gizlidir…

Ne kötüdür insanın aklıyla yüreği arasında çaresiz kalması.
Ne kötüdür zamanın bir an kadar yakın,
Bir asır kadar uzak olması.
Ve bilir misin?
Ne acıdır insanın bildiğini anlatamaması..
“Ben”, deyip susması…
“Sen”, deyip ağlamaklı olması…
Eğer sen Hak yolunda yürürsen, senin yolunu açar, kolaylaştırırlar.
Eğer *HAKK* ”ın varlığında yok olursan, seni gerçek varlığa döndürürler.
Benlikten kurtulursan o kadar büyürsün ki âleme sığmazsın.
İşte o zaman seni sana, sensiz gösterirler.

Sevginin diğer bir adı da sabırdır:

Açlığa sabredersin adı “oruç” olur.
Acıya sabredersin adı “metanet” olur.
İnsanlara sabredersin adı “hoşgörü” olur.
Dileğe sabredersin adı “dua” olur.
Duygulara sabredersin adı “gözyaşı” olur.
Özleme sabredersin adı “hasret” olur.
Sevgiye sabredersin adı “AŞK” olur…

Ne istersem ben Mevlâ’dan isterim.
Verirse yüceliğidir. Vermezse İmtihanımdır…

ALLAH’tan bir şey istersen:
Kapı açılır, sen yeter ki vurmayı bil !…

Ne zaman dersen bilemem ama,
Açılmaz diye umutsuz olma,
Yeter ki O Kapıda Durmayı Bil…!

( Mevlâna Celaleddin-i Rumi )