Ümmü Gülsüm.. pozitif ayrımcılığın gülen yüzü

 

BU YARIŞMANIN BAŞARISINI GÖRMEZLİKTEN GELEMEYİZ BENCE..

Öncelikle Kim milyoner olmak ister yarışmasının yapımcılarını tebrik etmek lazım. Çünkü yarışmanın duayeni Kenan Işık’ın ( Rabbim şifa versin ) rahatsızlığından sonra,programı sunacak isimleri çok doğru belirledikleri için. Bu yarışma Türkiye’de ki bir kaç kalbur üstü yarışmadan birisi. Özellikle yarışmacı seçimlerinde ki renklilik yarışmaya ayrı bir renk ve seyredilirlik sağlıyor..

****

ÜMMÜ GÜLSÜM SİNERJİSİ

Ümmü Gülsüm..Gencecik  ve tertemiz bir gönüle sahip, kültürlü mütevazi bir kızımız. Yarışma boyunca gösterdiği sempatik ve guleryüzlü tavırlarla herkesin gönlünü fethetti tabiri caizse.

Özellikle son iki soru da aldığı riskler takdire şayandı. Ekran başındaki milyonlar eminim içinden ” kızım riske girme al git 60 bin’i demiştir. Çünkü halkımız çok duygusal ve çabuk ısınan bir millettir çok şükür. Bense 125 binlik soruya doğru cevap vereceğini hissetmiştim. İyi ki de riske girdi. Niyeti güzel olunca ( parayı kardeşlerinin eğitimine harcamayı düşünüyordu ) Allah da yardımını esirgemedi.

****

GEÇ GELEN POZİTİF AYRIMCILIK..

Ümmü Gülsüm evet başarılıydı. Fakat gösterdiği başarıdan daha fazla ilgi gördü ve alkış aldı. Bunun birinci sebebi konuşma engelli oluşuydu. Çünkü toplumumuz özellikle son 10 yıldır ister zihinsel isterse bedensel olsun engelli kardeşlerimize daha bir duyarlı hale geldi. Tabi bu duyarlılık,onların daha fazla farkedilmesini sağlayan sivil toplum örgütleri,medya ve elbette ki zincire son katılan Devletin tanıdığı imkanlar sayesinde gelişti. Bu imkanlar sayesinde kendini gösterme fırsatı bulan engelli vatandaşlarımızın gayretleri ve elde ettikleri başarıları da peşpeşe gelince,toplumun tüm engelli adayı  vatandaşları da ellerinden geldiğince onları destekleme sürecine girdi. Fakat yine de yetersiziz bu konuda. Medyanın göz önüne getirdiği belli bir popülerlik kazanmış engelli isimlere gösterdiğimiz ilgiyi, komşumuzun çocuğuna,sokakta yanımızdan geçen bir görme engelliye, ya da ne bileyim yolculuk yaptığımız otobüste ya da metroda ki yürüme engelli vatandaşa gösteremiyoruz. Ve hatta bakıyor ama görmüyoruz. O zaman aklıma şu geliyor. Acaba biz sadece bu sosyal medyanın güdülemeleri ile mi sosyal sorumluluklarımızın farkına varabiliyoruz? Eğer durum böyleyse durum çok kötü. Hepimiz ellerimizi semaya kaldırıp Allah’tan,sosyal medyanın sosyal sorumluluk duygusunu kaybetmesini engellemesini dileyelim!

****

ÜMMÜ GÜLSÜM’ÜN ŞANŞI ÇİFT POZİTİF AYRIMCILIKTAN FAYDALANMASI..

Evet Ümmü Gülsüm engelli kardeşlerimize son yıllarda uygulanan pozitif ayrımcılıktan destek aldı bu yarışmayla. Fakat Ümmü Gülsüm’ün toplumun tamamından olmasa da muhafazakar ve dindar kesim tarafından yapılan pozitif ayrımcılıktan destek aldığı da çok net bir gerçekti. Öyle ki muhafazakar ve dindar kesimin sosyal ve TV medyası kızımızın hakettiği başarısını göklere çıkardı. Bunun sebebi, ülkede son 10 yıl öncesinde toplumda ki seküler kesimin tesettürlü ve türbanlı kızların yobaz ya da gerici ( bu arada gerici kelimesi çok aptalca bir kelimedir ) görmesinin toplumun bilinçaltına bir kompleks olarak yerleşmesiydi. Sistematik olarak yapılan bir plana göre,kızlarımızın tahsil hayatlarını inancı gereği takmak istediği başörtüsünden uzak sürdürmesi gerekiyordu. Dolayısıyla inançlı kesim eğitim hakkından mahrum ediliyordu. Bunun sonucunda erken evlilik yaparak ev hanımı vazifelerini sürdürüyorlardı. Ya da belki evlendikleri eşleri ticaret erbabı ise onlara destek oluyorlardı. İşte Ümmü Gülsüm ve diğer dindar aile kızları, çeşitli alanlarda gösterdikleri başarılarla seküler anlayışın dayattığı algıyı yıkıyorlar çok şükür. Tabi bunda Cumhurbaşkanımızın büyük emeği ve gayreti var. İnancı gereği örtünen kadınların,toplumda ki hiç bir kadından eksiği olmadığını, tesettürlü olmayan kadınlarımız kadar başarıya ve kariyere istekli olduklarını bize gayet net göstermiş oldu. Bu ülkeyi seven ve samimi bir gönül bağıyla bağlı olan herkesin ( dil,din, ırk,soy, memleket ayrımı olmadan ) tüm toplum tarafından desteklenmesi son derece mühim bir konudur bu noktada.

****

BAŞKAN ERDOĞAN’IN TEBRİĞİ GECİKMEDİ..

Tabi engell ve tesettürlü vatandaşların pozitif ayrımcılıktan faydalanması noktasında ki en büyük isim olan Cumhurbaşkanı Erdoğanın da, Ümmü Gülsüm’ü tebriği gecikmedi. Başkan Erdoğan’ın hem yerel hem de ulusal gündem yoğunluğu içindeyken bile Ümmü Gülsüm’ü arayıp tebrik etmesi büyük bir incelikti bence. Eminim Ümmü Gülsüm de bunu hiç beklemiyordu. İkilinin telefon üzerinden yaptığı görüntülü görüşmeyi izledim az önce. Gayet mutluydu. Düşünsenize, yaşadığınız ülkenin Cumhurbaşkanı sizi arıyor ve size : “benden arzun nedir? diye soruyor. 🙂 Siz ne dersiniz bilmiyorum ama Ümmü Gülsüm’ün cevabı yalnızca “sağlınız” yazmak oldu.

Zaten böyle bir cevabı ancak iyi yetiştirilmiş kalbi güzel bir insan verebilirdi. Şaşırtmadığın için teşekkürler Ümmü Gülsüm..

İyi ki varsın sende..

 

 

 

 

Rahmetli Akif bugünleri göreydi,Arda’yı bağrına basardı..

Öncelikle valla koca bir bravo Arda’ya..

Yıllardır şu yarışmayı hep izler ve her sene,”ya arkadaş, bir gün biri çıksa da, şu büyük ödülü alsa” diye ümit ederdim içimden… Evet, hiç kolay bir şey değildir bunu başarmak. Fakat şöyle bir iki genel kültürü yüksek yarışmacıya denk geldiğimde, bunu temennileri geçirirdim içimizden ister istemez.

Bu arada, büyük ödül sorusunu hazırlayan arkadaşı da tebrik edeyim hemen. Bize ait olan ve değeri hepimizde çok yüksek olan İstiklâl marşımızla ilgili bir soru hazırlamak mühim bir iştir.  Üstelik sosyal medya da,sokak röportajlarında gençlere: “İstiklâl marşının ilk iki kıtasını okur musunuz? sorusu sorulduğunda,bilemeyenlerin sayısını gördükten sonra,Arda’nın 10 kıtasını ezbere bildiği İstiklal şiirinin içinde ki tüm kelimeleri tek tek analiz edip saymasını, “mükemmel bir olay” olarak tanımlamak çok mümkün..

Ki Arda’da gencecik bir arkadaşımız. İstiklâl marşını bilmeyen gençliğimize kapak olsun bu bu yarışma ve sonunda kazanılan ödül..

Heralde Rahmetli Akif, şu yarışmayı izleseydi ve kendi yazdığı şiirin tamamını ezberinde tutan bu genci görse,sevincinden Aynı İmirzalıoğlu gibi bağrına basardı. Ruhun şadolsun Mehmet Akif.. ( Akif’e bir fatiha gönderme zamanıdır )

Bu arada Kenan İmirzalıoğlu’nun da çok nasipli ve hatta ballı olduğunu söylemek lazım. Bu yarışmayı o kadar ünlü insan sundu,fakat ödülü vermek İmirzalıoğluna kısmet oldu..

Yalnız bunların dışında bir şey dikkatimi çekti. O da,Arda’nın soruyu bildiği ve konfetilerin patladığı o an da ki çoşkunun çok zayıf oluşuydu. Belki Arda’nın sakin duruşu,belki stüdyoda ki seyircinin,kimsenin “o son soruyu” bilemeyeceği yönünde ki sabit inancı sebebiyle yaşandı bu eksik çoşku..

Ama ne olursa olsun. Yarışmayı kazananın genç bir yarışmacı olması. Ve kazandığı  büyük ödüle vesile olan kişinin Mehmeh Akif Ersoy olması,beni mutlu ve memnun etmeye yetti.

Belki bakarsınız Arda, Akif’in Edirnekapı şehitliğine giderek,ruhuna bir fatiha okur. Olur mu olur.. ( Valla ben yarışıp büyük ödülü kazansam,hem kabrini ziyaret eder,hem de Akif adına bir hayır da bulunurdum ufakta olsa.. )

 

 

İnsan profilleri ve yarışma programları üzerine

İnsanları tanımak zor, insanları anlamaksa çok daha zor günümüzde. Samimiyetten giderek uzaklaşan insanlık, kendine her an bir zarar gelecek endişesiyle sürdürüyor hayatını. Bu endişede insanları günlük hayatları içinde, korunma adına bir kaç farklı maskeyle dolaşmasına sebebiyet veriyor. Kendini açıkça ortaya koyduğunda insan, yanlışlarını ve zaaflarınıda herkesin görebilme ihtimalini yükseltiyor bir bakıma.

Yani insan, iç dünyasını (özelini sosyal medyada sonuna sergilemesine rağmen) toplumda ne kadar gizli tutarsam o kadar korunmuş oluyorum gibi bir düşünceye sahip artık.

İnsanları tanımanın (en azında ciddi bir fikir sahibi olmanın)  birbirinden farklı yolları var elbet.. Bu yolların içinde en önde gelenler: Gönül, iş ve para ilişkileri.

Çünkü bu diyaloglarda, ana karakterinizin temel özellikleri belirli bir süreden sonra çok net ortaya konuyor. Bu başlıklardan para ile doğrudan bağlantısı olan yollardan biri de yarışma programları. Günümüz insanını tanımanın en etkin yollarından biri bence..

Evet evet! Tv de yayınlanan bilgi ve eğlence yarışmalarından bahsediyorum. Çerçevesi ve formatı önceden çok titiz ve sıkı bir dsiplinle belirlenmiş bu yarışma programlarına katılan yarışmacılar, bir yandan belli bir kazanç için mücadele ederken, diğer yandan da yarışmanın formatının dışında tamamen kendine has bir takım karakteristlik özelliklerini ifşa etmiş oluyorlar milyonlara.

Fakat eğlence amaçlı yarışmalara katılan karakterlerle, bilgi yarışmalarına katılanları ayrı ayrı değerlendirmek gerekiyor bence.

Mesela Survivor, yetenek sizsiniz, o ses Türkiye, yemekteyiz ve yaparsın aşkım gibi yarışmalarda katılımcıların format gereği kendisi gibi değil de, o formata uygun bir sahte karakter yaratması isteniyor. Katılımcılarda bu kural gereği sahte bir karakterle yarışıyorlar mecburen. Dolayısıyla bu insanların bu yarışmacıların tamamen doğal bir şekilde oldukları gibi davrandıklarına inanmak hemen hemen imkansız.

Bilgi yarışmaları ise yarışmasına katılanlar ise, sadece kendilerini tanıtmaları istenen bölümde kendilerini ifade etmelerine rağmen, konuşma biçimlerinden, mesleklerinden, memleketlerinden ve aile durumlarından bahsederken bizim onları daha iyi tanımamıza olanak sunuyorlar. Akabinde yarışma içindeki heyecan biçimleri, risk alabilme kabiliyetleri, zekaları, espri anlayışları, kültürel birikimleri gibi temel ve sosyal hayatın içinde ki olmazsa olmazlar, doğrudan ve olduğu gibi geçiyor ekran başında ki seyirciye.

Bu yukarıda saydığım insan modellerinin yarıştığı yarışmalara örnek olarak ” kim milyoner olmak ister” ile ” Kelime oyunu” isimli yarışma programlarını sayabilirim. Kenan Işık’la ( Allah şifa versin) başlayan ve bugün Murat Yıldırım’la yoluna devam edip artık efsaneleşen yarışmanın bu kadar sevilme nedeni belki de katılan yarışmacıların profilleri. Yarışmacıların içinde her kesimden, her kültürden karakterler görmek mümkün.. 3 üniversite bitirip ilk soruda elenen tiplerden tutun, ilk okul mezunu olup paraya çok ihtiyacı olan yaşlı bir teyzenin hatrı sayılır bir ödülle evine döndüğüne şahit olmuşluklarımız oldukça fazla. Bu sebeple ben en doğal insan karakterlerinin bu yarışmada olduğunu düşüyorum.

Bir diğer örneğim olan kelime oyunu ise İhsan Varol’un yarışmanın raiting’ine  kattığı %85 lik enerji dışındaki bölümde yarışmacı profillerinin doğallığı.

Bu yarışma, kim milyoner olmak ister formatından farklı olarak belli bir tahsil oranına sahip, daha okur ve kelimelerle arası iyi olan katılımcılardan oluşuyor. Yarışmaçiların kim olduğu ve hayat hikayelerinden çok yarışma içindeki çok yüksek doza ulaşan heyecan ve bu heyecanın yarışmacıların davranışlarına kattığı sempatiklik, bize bu insanlar hakkında doğal bir karakter analizi yaptırabilecek güçte.

Yani sonuç olarak bu tip yarışma programları sayesinde, günlük hayatımızda göremediğimiz samimi ve doğal insan profillerini daha çok görme imkanına sahip oluyoruz.