Şiddetle içli dışlı hallerimiz ve medya..

Memleket son 2 yıldır sürekli artan şiddet olaylarını konuşuyor. Tv’ler de tartışma programları,stüdyolarında ağırladıkları psikolog,sosyolog ve hukukçularla; şiddetin neden böylesine arttığını tartışıyor,sebeplerini ve şiddetin yıkıcı sonuçlarını masaya yatırıyorlar.

Sonra ne oluyor?

Hiç!

Ne eğitim ne de hukuksal hiç bir adım atılmıyor. Anca lâf.. Anca lâf..

Bence şiddetin asıl kaynağı, popülerite ve raiting..

Bu iki unsur, gerek sinema sektöründe gerekse dizilerde başarıya giden yolun catışma ve şiddetten geçtiğini keşfeden yapımcı ve prodüktörler eliyle bize külliyen zarar olarak dönüyor. Hatta son dönem animasyon ve çizgi film sektörü de şiddeti aksiyonun içine tatlı tatlı yediriyorlar. Elbette ki hayatın içinde ne yazık ki şiddet,kan,cinayet ve türlü zalimlikler ve zulümler var. Fakat bunların varlığını, özendirici, teşvik edici ve suçu normalleştirici bir şekilde sunmak,toplumları asıl dezanformayana iten sebepler oluyor.

Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz ve Çukur gibi dizilerin bu denli raiting almasının temelinde, iyi karakterlerin kötüleri yenmek için silaha ve şiddete başvurması,sonunda da kötüleri alt etmesi yatmıyor mu?

Savaşçı ve Söz gibi dizilerde, terörle mücadele eden askeri kahramanların raiting olarak, Çukur ve Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz gibi yapımların gerisinde kalmasının sebebi ise kuralsızca mücadele edememeleri.. Çünkü ordu,belli bir disiplinle suçu ve şucluyu yok etmeyi millet ve devlet adına gerçekleştiriyor. Dolayısıyla belli sınırları var. Fakat mafya,yeraltı ve çeteci zihniyetin içinde büyüyen iyiler ve kötüler,kendi varlıklarını ve çıkarlarını sürdürmek için olüyor ve öldürüyor.

Bu yukarıda bahsettiklerim şiddetin en net en bilinir sunumu. Bir de toplumda kadına karşı uygulanan baskı ve şiddet var. Genelde aile dramları türünde ki diziler, kadını sürekli aşağılar,ezer ve ağır baskılar altında gösteriyor. Çocuğunun babası belli olmayan kadınlar,zengin koca peşinde türlü entirikalar çeviren rollerde ki kadın tiplemeleri,aşk uğruna her batağa düşen kadın rolleri.. Elbette ki bu rol ve tiplemelerin kadınlar üzerinde bir özendiriciliği yok. Fakat normalleşme yani şiddetin kadın üzerinde hep var olduğunu kanıksamaya, bunun kadının doğasında kaderinde bir şekilde olacağını bilinçaltımıza kazımaya çalışan senaryo ve kurgular..

Çatışma her defasında şiddetin bir başka türünü arkasına takıp geliyor medya da.

Toplum son 15-20 yıldır şiddet eşiğini ve algısını ciddi anlamda yükseltti. Öyle ki bir şiddet haberine haber bülteninde rastladığımızda, çok normal görüyoruz. Fakat eğer bu şiddet,rutin şiddet haberlerinden farklı olarak canice ve despotça işlenirse kınıyor ya da bir takım sert tepkiler ortaya koyuyoruz. Örnek: Emine Bulut cinayeti.. Şuçun işlenme biçimi ve gerçekleşme anında, orada bulunan genç kızımız gibi etkenler olmasa,bu olay bizim için sıradan bir siddet-cinayet haberi olacaktı.

Sadece bunlar mı? Yani Film-dizi ve çizgi filmler mi bizi şiddete normal bir gözle baktıran? Hayır. Bir de bilgisayar oyunları var. Mesela az önce Facebook da denk geldiğim ve sponsorlu reklam veren Mafia City oyunu var. Bence Biz Mavi Balina’ya fazla odaklandığımızdan burnumuzun dibinde ki asıl suç ve şiddet oyunlarını kaçırıyoruz.

Bakın Mafia city tanıtımını nasıl yapıyor.. Diyor ki: “Hemen Gangester hayatına başla,sayısız saygıdeğer mafya babasına dönüş” Yani tamamen şiddeti,kötülüğü ve tehlikeli eylemleri övücü bir şartlandırma bu!

Bu karede polis, gangaster olmuş oyuncu kardeşimize bagajı aç diyor oyunun içinde.

Peki sonra ne oluyor?

 

Oyun, oyunu oynayan yeni ergen belki de 20 li yaşlarda ki gencimize polisi öldürmesi emrini veriyor. E şimdi bana söyleyin bunun Mavi Balina denilen oyundan aşağı kalır bir yanı var mı? Kanuna düzene karşı olup, düzeni koruyan bir polis memurunu öldüren ve bundan haz alan bir gencin, bu topluma ne vereceğini düşünüyorsunuz gerçek hayatta!

Bence Devlet Tv den önce bu bilgisayar ve internet kullanımı psiklog ve sosyologlar desteğiyle denetlemeli ve sınırlandırmalı. İlla bir vatandaşın kalkıp şuç duyurunu beklememeli. Bu konuda ne yazık ki hukuksal yaptırımlar da çok az. Hatırlasanıza.. Evlilik programları denilen çapsız ve hiç bir değeri olmayan yapımlara kaç yıl mahkum edildik? Toplumun çoğunluğu dayanamayıp “bitirin artık şu kepazeliği” dediği an da devlet yumruğunu vuruvermişti.

Bence sanal alemde de bir RTÜK vari oluşuma gidebilmeli. Tabi sanal RTÜK’te bu işte Psikolog,eğitimci ve sosyolog statüsüne sahip değerli isimler üzerinden denetlemeli sosyal medya’yı.

Şiddeti bitirmeyi değil ama en azından teşvik ediliciliğini ortadan kaldıracak bir denetim masası kurulması çok mu zor size göre?

Değil.. Hem de hiç değil.

Bu işkenceci Baba videosu,büyük ihtimal bir kurmaca! Çok yapay gibi geldi bana.

Vallahi billahi ben, bu babası tarafından şiddet gören Tuğba’nın şiddet gördügü ve yatalak annesinin çektiği videoyu izlerken,hafif bir kurmaca hissetmiştim.

Bi kere baba,Tuğbayı sanki öfkeyle değil de,sanki ciddi bir hatası için dövüyor gibiydi. Böyle bir şiddet uygulamanın sebebi, Tuğba’nın iddasında ki ” pencereyi niye açtın” dayağı olamazdı. Bu hissiyat, daha haberi ilk izlediğimde oluşmuştu bende. Fakat tam bir eminlik yaşamadığım için,kendimce yarattığım bir kurgu olduğunu düşünüp geçiştirmiştim.

İşte az önce de Tuğbaya destek olan Haluk Levent’in olayın içinde bir takım kurmacalar olabileceğine dair attığı twit’ini gördüm. Ve hislerimin beni yanıltmadığı anladım. Tabi Haluk Levent bu konuyu detaylı araştırmaya da başlamış. Attiğı twit de şöyle Levent’in ;

“Babası tarafından işkence edilen Tuğba ile ilgili tweetleriniz var. İddialar var. İnceleyeceğiz. Kızımızda da hatalar olabilir. Hiç ama hiç bir şey bir babanın kızına o şekilde davranmasını meşru kılmaz kılamaz. Şiddeti ‘demek ki bir suç işlemiş’ e getirmek şiddete onay vermektir! Kaldı ki biz üstümüze düşeni yaptık. Evine gidip baktık. Hasta anneyi gördük. Emin olun değil yaşanacak 5 dakika durulacak ev değildi. Normalde de biz Ahbap’lar destek oluyoruz zaten böyle durumlarda.

Valla benim şahsi fikrim, baba olarak görmediği ve saygı duymadığı bir adamdan kurtulma videosu çektirmiş annesine. Tabi o baba normalde de şiddet uygulan bir adam olabilir. Orasına sözüm yok. Fakat bir kurmacaya kurban gitme ihtimali de büyük o dayakçı babanın. Ki Tuğba’nın 17 yaşında ki erkek kardeşi, babasını savunduğunu ifadesinde de belirtmiş. Fakat bence çok başka olaylar dönüyor bu mevzuda. Valla sonucu Levent kadar biz de merak ediyoruz. Bakalım bekleyip göreceğiz..

Ludvigsen bir tacizcidir, dini hristiyanlıktır, o zaman her hristiyan bir tacizcimidir??

 

 

Önce şu alt taraftaki haberi, detaylıca bir okuyun bakalım.

72 yaşındaki Ludvigsen, bölge valiliği görevini kötüye kullanmak ve üç genç erkeğin korunmasız halinden fayda sağlamaktan suçlu bulundu.

Taciz kurbanları, Ludvigsen’in cinsel ilişki taleplerine verdikleri yanıtın, sınırdışı edilmelerine ya da daimi oturum hakkı alabilmeleriyle sonuçlanacağına inandıklarını belirtti.

Ludvigsen ise masum olduğunu savundu ve kararı temyiz edeceğini söyledi.

Tromso bölgesinde 2011 ve 2017 arasında yaşanan olayda, şu anda 25, 26 ve 34 yaşında olan davacılar, Ludvigsen’in ev ve iş karşılığında, cinsel ilişki istediğini anlattı.

Kurbanların ifadelerine göre taciz Ludvigsen’in ikametgahı ve kır evinde, otel odalarında ve ofisinde gerçekleşti.

Bir kurbanın taciz sırasında 17 yaşında olduğu, bir diğerinin de “akıl sağlığının orta derecede bozuk olduğu” iddia edildi.

87 BİN DOLAR TAZMİNAT

Ludvigsen, 87 bin ABD doları tazminat ödemeye de mahkum edildi.

Eski siyasetçi, kurbanlardan biriyle rızaya dayalı cinsel ilişkiye girdiğini ve bu konuda polise yalan söylediğini itiraf etti. Ancak diğer iki kurbanla ilişkiye girmediğini savundu.

Mahkemenin gerekçeli kararında, sanığın bilerek cinsel ilişkiye girmek için makamını kullandığı belirtildi. Ayrıca Ludvigsen’in, bölge valisi olarak bir mültecinin vatandaşlığını geri alma yetkisinin yarattığı bir korku olduğunu bildiği vurgulandı.

Muhafazakâr politikacı, 2001-2005 arasında balıkçılık bakanlığı, daha sonra da Tromsö bölgesinin valiliğini yaptı.

Evet haber bu. Bugün haber ajanslarına düşmüş bu haber. Bu haberi sizle paylaşmamın elbette ki bir nedeni var. Hatta bir kaç nedeni var desem daha doğru olur.

İki gün önce, bulduğu her fırsatta İslam dinini yobazlıkla ilişkilendiren, bunu en çok da sosyal medyada hakkıyla beceren, ( günlük hayatta, dışarıda, insan içinde böyle saldırmaya  kıç yoktur çünkü) sosyal paltformlarda eklediği arkadaşlarının inançla ilgili paylaşımlarını görünce, aynı Matrix filminde Neo’yu gören her gözün sahibinin suretine bürünen ajan Smith gibi kavgaya tutuşan bir ablamızla ciddi bir tartışma yaşamıştım.

Kendisi, benim : “Türklük bir bedense İslam o bedenin ruhudur” söylemime fena bozulup, bunun tersini kendince bulduğu örneklerle ispatlamaya çalışmış, tartışma sonunda da çirkefe yatıp beni arkadaşlıktan çıkarmıştı.

O bulduğu örneklerse, o kadar çürük ve havada kalan tez’ciklerdi ki, minimum inançlı bir ergen bile,o iddiaları hemen oracıkta çürütebilirdi. Ateistliğin bir üst katmanında gezinen ablamız, rütbesini de “Gevur” olarak yükseltmişti. Ateistliklikle gevurluğu çok uzun bir zaman önce ayırabilmiş bir zekaya sahip olduğum için, Rabbim’e her zaman şükretmişimdir. Gevurluğun ateistlikten daha doğrusu eski adıyla gayrimüslimlikten farkın, inançlara saldırmak ve kin gütmek olduğunu her müslümanın bilmesi gerekir.

Söz konusu X ablamız, tartışma sırasında, başta üstü kapalı hakaretlerine bir de örnek almamız gereken toplumların Avrupa devletleri olduğunu da ilave etmeye başlamıştı. Çünkü ona göre Avrupa, seküler anlayışa sahip olduğu için her alanda rol model olmalıydı her doğu ülkesine. Dolayısıyla %80 i doğu medeniyetinden oluşan bizim ülkemize de..

Tabi ben buna da itiraz ettim. Avrupa’nın yalnız kendine müslüman olduğunu ( güzel espri oldu ) Kendi insanlarının refahını ve kültürel gelişimlerini, ancak kan ve zulüm üzerine inşa ettikleri medeniyetlerinin, islamla olan kavgasını falan anlattım. Ablamızsa ısrarla dinsiz toplumların sözde uygarlık hikayelerine anlatıp duruyordu.

Bu devam eden tartışmanın sonunda birinin diğerini arkadaşlıktan çıkaracağı, iki taraf açısından da görülebiliyordu. Ve beklenen son gerçekleşti. Benim : “lütfen bundan sonra benim inancıma ait yorumlarımın, paylaşımlarımın altına öfkeni kusma ve saygı duy” cümlesini kurmamla, kendisinin beni arkadaşlıktan çıkarması bir oldu. Üzüldüm evet. Ama bu üzüntüm arkadaşlığımızın bitmesine değildi. Allah’la arasını bozmuş ve sonrasında huzursuzluk girdaplarında yolunu bulamadığından dini, kendine düşman ilan etmesine üzüldüm. Toplumlarda bu tip, yani aslında insani anlamda çok güzel erdemlere ve meziyetlere sahip olup, inançla kavga edip kendini sekülerize etmek için didinen o kadar çok insan var ki..

İşte en yukarıda ki haber de, Avrupa’nın inançsız yükselişinin ahlak yapısında sağlam bir medeniyet ve üst insan kavramını oturtamadığına en güzel örneklerden. Bu 3 kadını taciz eden herifin yaşadığı ülke Norveç. Herif üstelik o bölgenin valisi. Ve kendilerinden zorda olduklarından yardım talep eden, 3 göçmen kıza bunu yapıyor. Kızların yaşı 17-18. Ludvigsen isimli bu karaktersize şimdi Hangi Ateist ya da Hristiyan düşmanı kalkıp: Sen bir Hristiyansın ve tüm Hristiyanlar pisliktir” diyebilir? Ben söyleyeyim hiç kimse. Çünkü burada cereyan edeyen olayda pisliğe bulanan bir insan, yani bir peygaber değil. Dolayısıyla bu tip örnekleri görüp Hristiyanlıktan soğuyan bir insan varsa inanın gerizekalıdır!

İşte bizim gevur ablamızda, böyle bir gerizekalılığı kendince deneyimlemek isteyenlerdendi heralde. Türkiye’de işlenen kadına şiddet, çoçuğa şiddet gibi suçlarda, suçu işleyeni eleştirmek yerine, islamı hedef alıp, muhafazakarları, dindar insanları karalamaya çalışmak nasıl bir kindarlıktır. Halbuki bu tip sapıklıkların esiri olmuş insanların %80 in’de islamla yakından uzaktan bir alaka yoktur. Tabi kimliğinde islam yazması ve 3 kulhü bir elham okuyabilmesi dışında.

İşte ben şimdi, bu sapık Ludvigsen’in haberini X ablamıza göndermek istiyorum. Sürekli övdüğü, göklere çıkardığı Avrupa kültürlerinin içinde ki, günümüz kokuşmuşluğu görebilmesi adına.

Fakat bu benim ki boş bir gayret, bununda farkındayım.

Çünkü insan şu hayatta en çok, inanmak istediğine inanır..