Goodbye old year! Hayrolasın New year..

Yeni bir yıl daha geldi. Yeni bir yıl…

​Yani yeni 365 günlük bir takvime göre, yapılacak kısa ve uzun vadeli planlarımızı uygulamaya çalışacağımız bir zaman dilimi.

​Acı tatlı birçok anıyı biriktirdiğimiz bir yılı yüzlerce özçekim karelerine sığdırıp yeni bir yaşa, daha doğrusu yaş almaya başladığımız zamanın takvimsel olarak ilk günü bugün.

​Umudun ve hayallerin yarım kalanlarının tamamlanacağı, belki de yeni umutların doğumuna şahit olacağımız 2021…

​Gelecek yeni yılı bize güzellikler getirecek umuduyla sevip bekleyip 1 Ocak günü sabahı uyandığımızda, aslında her şeyin, herkesin aynı olduğunu ve hiçbir şeyin değişmediğini fark ettiğimiz o anlara varmak.

​İnsanın yenilenme ve değiştirme arzusunun tavan yaptığı belki de en önemli gece, yılın son gecesi…

​Kutlayanlar ve kutlamayanların her birinin ertesi gün aynı güneşe, aynı geceye ulaşacağı 24 saatlik bir toplumsal heyecan hâli.

​Ben kendi adıma kutlama yapacak bir şey bulamamışımdır yılbaşı geceleri; toplumsal bir etkileşime ayak uydurup herkesleşerek yaptığım ufak tefek etkinlikleri saymazsak eğer…

​Ne olacağı, ne getireceği belli olmayan bir yıllık zaman dilimini neden bu kadar mutlu ve eğlenceli olarak karşılamam gerekir ki?

​Bence tam bir mantıksızlık bu. Büyük umutlarımı ve hayallerimi neden yeni girdiğim yıldan beklemeliyim ki?

​Ya bu yeni yıl öleceğim yılsa? Ya bu yıl ailemde birinin ölüm senesiyse? Bir düşünün lütfen. Belki de geçmişte yaşamadığınız türlü acıyı 1 Ocak günü yaşayacaksınız ve bu, ihtimal dâhilindeki yeni girdiğiniz yılı geldi diye çılgınca kutluyorsunuz. Kusura bakmayın ama bu tam bir delilik 🙂

​Yeni miladi takvim yılını sanki canlı bir varlık gibi şahsileştirirseniz, iyi geçmeyince de kurtulmak istemeniz normaldir. Geçmişe dönüp baktığınızda “En çok sevdiğiniz yıl hangisidir?” diye bir soru sorsalar size, eminim hepinizin çok önem atfettiği bir yıl vardır. Fakat o yıl 365 günü kapsayan bir mutluluk ve keyif getirmemiştir size; ancak belli bir bölümde gerçekleşen bir olayı sevmişsinizdir ya da belli sayıdaki insanla güzel anılara sahip olmuşsunuzdur. Hepsi budur yani. Fakat sizler içinde bulunduğunuz yılı bir canlı varlık gibi algılarsınız.

​Dolayısıyla anlatmak istediğim şey şu: Yeni yılı kutlamak değil, eski yılınız kötü geçtiyse ancak yıl sonunu kurtulma eğlencesi yapmanız evlâdır 🙂

​İşte 2020 yılı için bu yapılabilir. Onunla gelen pandemi musibetinden en azından takvim olarak kurtulduk kutlaması 🙂

​Tabii ki bu kutlama gerçek anlamda bir kurtuluş demek değil koronadan ama en azından psikolojik olarak bir rahatlama aracı ve vesilesi sayılabilir. Yılbaşını kutlamak dinî anlamda doğru değildir malûm, ama yıl sonunu kutlamak caiz değildir diye herhangi bir hüküm yok sonuçta 🙂

​Yıl sonunuz kutlu olsun efendim. Yeni yılınızda ise Allah hakkınızda hayırlı olanı sevdirip versin size…

​— Tevfik Sadi

Çocukken alamadıklarımız ve sonuçları..

Davranış probleminin temelinde çok büyük olasılıkla sevgisizlik yatar. Bu sevgisizlikte iki gurupta toplanır. Birincisinde çocuk, sevgisini göstermeyi bilmeyen bir ebebeynle büyür. İkincisinde ise çocuk, anne ve babasız büyür. Aslına bakarsanız İkinci guruptaki çocuklar, birinci guruptakilerden daha avantajlıdır. Çünkü onlara vekaleten bakan akrabaları ya da devlet kurumları, ihtiyacıları olan ilgiyi ve sevgiyi yerine koymak için çok daha fazla gayret verirler. Anne babayla ama sevgisiz ve ilgisiz büyüyen çocuklarsa, ihtiyaçları olan sevgi ve ilgi açlıklarını. bastıramazlar. Sevilme ve beğenilme arzuları çok yoğun olduğundan, yakın arkadaş, sevgili ve akrabalarından daha yüksek bir ilgi beklerler. Bu ilgi görme arzusu, bireyi hırçın ve baskıcı bir surete büründürür.

İşte bu yüzden sevgilerine karşılık görmediklerinde de, zarar verme davranışları baş gösterir. Eşini dövenler,eski karısını öldürenler, kıskançlık cinayetleri, çocuğuna psikolojik ve fiziksel şiddet uygulayanlar,hayvanlara eziyet çektirenler, ağaca ve doğaya kasten zarar verenler, hep bu guruptan çıkar.

Bence bir insanı tanımak isteyen kişi, önce ona çocukluğunu,ailesinin ne iş yaptığını, doğduğu coğrafyayı sorsun. Karşımızdaki insan “çocukluğum mutlu geçti” diyorsa ve ailesi ile bağları kuvvetliyse %60-70 oranında sağlıklı bir insandır. Kalan oransa, mevcut yaptığı iş, ikametgahı ve eş durumuna bağlı olarak değişir. Küçükken itilip kakılmamış,horlanmamış,hakaret edilmemiş ve yeterince takdir edilmiş bir çocuk, ömrü boyunca özgüvenli ve empati yapan bir karaktere sahip olur. Anlamanın, anlaşılmak kadar önemli olduğunu hiç bir zaman unutmaz. Maddeye, metaya ihtiyacı kadar yaklaşır. Fakat manevi hazlara hiç bir engel ve sınır koymaz. Bu dünyada neden var olduğunu,ne yaparak huzurlu ve mutlu olacağını bilir.

Binnetice, dünyadaki bu hır-gür ve umutsuzluğun kaynağına inmek ve sorunu orada çözmek gerekiyor. O kaynak kesinlikle doğru çocuk yetiştirebilmek.. Bir düşünün şimdi.. Dünyadaki tüm ebeveynler doğru bir çocuk yetiştireceğiz diye düşünüp çocuklarına doğduktan sonraki 5 yıl gerekli sevgi ve ahlak bilgisini verseler, bundan 25-30 sene sonra bu çocuklar, devletlerini yönetecek lideri de en doğru bilinçle seçmezler mi?. Sizce böyle bir neslin,kötü bir lider seçme ihtimalleri ne dir?

Valla sizi bilmiyorum ama bence öyle bir ihtimal yok denecek kadar az..

( En son kadın cinayetine kurban edilen Gamze Pala’ya, rahmet diliyorum bu vesile ile )