Gökyüzü bir tavan mı sadece?

Uzun zamandır bildiğim bir konudur Gazali’nin “Göğe Bakmanın Faydaları” adlı eserinden almış olduğum bilgi. Hep de uygulamaya çalışırım ama bir şekilde unuturum ya da belli günlerde kafamı gökyüzüne kaldırmak zor gelir, çünkü hep bir şeylerle uğraşırım. Özellikle de son dönem bu cep telefonları ve ekranlar beni çok bağladığı için fırsat bulup da şöyle gökyüzüne kafamızı kaldırıp bir beş dakika bakıp derin düşüncelere dalmak, gezegeni, evreni, dünyayı düşünmek, insanlığı düşünmek bana zul gelir, sanki buna bir vaktim yokmuş gibi hissederim. Aslında Gazali çok derin izahını yapmış zamanında. Ben bildiğim halde unutuyorum ama belki siz şimdi bu yazıyı okuduktan sonra belki her gün gökyüzüne bir beş dakika bakarsınız.

​Bazen hayatın hızı bizi o kadar aşağıya, önümüze veya ekranlarımıza kilitler ki, başımızı kaldırıp o muazzam maviliğe veya karanlığa bakmayı unuturuz. Yukarıdaki görsel, işte o anlardan birini, belki de en önemlisini yakalamış: Gökyüzüne doğru yükselen bir silüet, hayranlık ve belki de bir arayış içinde. Bu yazı, sadece gökyüzünün fiziksel güzelliğini değil; İmam Gazali gibi büyük bir düşünürün penceresinden bakıldığında, yukarıya bakmanın ruhumuza, zihnimize ve kalbimize nasıl şifa verdiğini, nasıl bir tefekkür okulu olduğunu konu alıyor.

​İmam Gazali Hazretleri, İhyau Ulumid-Din adlı eserinde, evrenin yaratılışını ve gökyüzünü incelemenin sıradan bir eylem değil, derin bir ibadet ve bilgi kaynağı olduğunu söyler. Ona göre kâinat yazılmış bir kitabın ta kendisidir ve bu kitabın en parlak sayfalarından biri gökyüzüdür. Gökyüzüne bakmak, Gazali’nin tefekkür dediği derin düşünme eyleminin en doğal kapısıdır. Yıldızların sonsuzluğu, güneşin her sabah doğuşu ve bulutların dansı tesadüfün değil, muazzam bir kudretin ve nizamın delilidir. Gazali, kâinattaki bu nizamı incelemenin insanı Yaratıcı’nın varlığına ve birliğine götüren en kesin yollardan biri olduğunu belirtir. Gökyüzüne baktığımızda sadece gökyüzünü değil, O’nun sanatını görürüz; bu da kalpte hayranlık, tevazu ve yakınlık hissini artırır.

​Psikolojik açıdan modern dünyanın en büyük sorunlarından biri, kendi dertlerimizi ve hırslarımızı dünyanın merkezi sanmamızdır. İşte bu noktada gökyüzüne bakmak, egomuzu inceltmenin en doğal ve etkili yoludur. Başınızı kaldırıp o uçsuz bucaksız evreni düşündüğünüzde, kendi dertleriniz küçülmeye başlar. Görseldeki silüet de tam olarak bunu anlatır; evrenin karşısında ne kadar küçük kaldığımızı ama bu küçülmenin bir değersizlik değil, bütünü idrak etmenin verdiği huzurlu bir teslimiyet olduğunu gösterir. Bilimsel araştırmalar da doğaya ve gökyüzüne bakmanın stres hormonunu azalttığını, zihni rahatlatarak düşünce döngülerini kırdığını doğrular. Gazali’nin bakış açısıyla, dünyevi sıkıntılardan sıyrılıp yaratılışın inceliklerine odaklanmak ruha genişlik kazandırır, dertlerin geçiciliğini hatırlatır.

​Hayat zor ve sorumluluklar ağır, ancak başımızı kaldırıp yukarı bakmak için günde sadece birkaç dakikaya ihtiyacımız var. Görseldeki silüet gibi bir akşamüstü günbatımında veya geceleyin gökyüzüne bi bakın; yıldızların ışıltısında bir huzur arayın. O sessiz manzarayı izlerken kalbinizin nasıl yumuşadığını fark edeceksiniz.( Tabi ruh haliniz de önemli o an da) Çünkü gökyüzü başımızın üzerindeki bir tavan değil, tefekkür edebileceğimiz bir okul ve şifa bulabileceğimiz bir kucaktır. Başınızı kaldırma cesaretini gösterebilir misin? Haydi bi dene!

15 Temmuz, bir milletin vatansız yaşayamayacağını, dost’a düşmana haykırmasıdır..

Bugün 15 Temmuz. Bir milletin kökü yurt dışından olan, sümüklü bir vaizin peşinde bilerek ya da bilmeden bu ülkeyi tekellerine almaya karşın, canlarıyla başlarıyla dim dik durup, bir kahramanlık destanı yazdığı o gecenin 3.yılını anıyoruz.

Yine, bizi dışarıdan teslim alamayan onlarca düşman gücün, bizi kendi içimizde bölme ve parçalama planlarının en güçlüsü olan Fetö yapılanması bizi yoketmek etmeye niyetlenip, bir kamikaze eylemi gibi kendi kendilerini yok ettikleri bir gecenin 3.yılı bugün..

Tüm şehitlerimizi rahmetle anıyorum ben. Bu vatanı bölmenin imkansızlığını bir kere da ispatladıkları için ne kadar müteşekkiriz bu insanlara değil mi?

Verdiğimiz şehitler bir milletin onlarca tabakasını temsil edermişcesine farklı farklı. Askeri, polisi, kadını erkeği, yaşlısı genci, öğretmeni mühendisi, hacısı, sağcısı ve solcusu o gece hepsi aynı amaç için orada ölüme gittiler. Kimi şehit olacağı için seviniyordu. Kimisi demokrasisi için oradaydı. Kimisi çoçukları ve eşi için oradaydı. Ama işte bu amacların hepsi tek bir  amaç üstünde yükseliyordu. Çünkü Türkler vatansız yaşayamazdı. Çünkü Türkler esaret altında yaşayamazdı..

O kara günde ellerinden gelen herşeyi yapıp o kalkışmayı durduran her şehit için anma programı düzenleniyor bugün. Unutmamak ve unutturmamak için tüm bu etkinlikler.

Ama gelin görün ki, siyasi ideolojilerini 15 Temmuz’a karıştıran belki yüzbinlerce insan, bu hain darbeye tiyatro demeye devam ediyorlar. Üstelik bu iddialarını ispatlayacak hiç bir akılcı tespitleri olmadan! Tek bildikleri ve ağızlarına sakız ettikleri iki cümle var. Bunlardan biri “o saatte darbe mi olurmuş” sorgulaması. İkinci si de 2 tank 2 uçak’la darbe mi olur? sorusu. Halbuki bu iki sığ iddia’ya bugüne kadar en az yüz kere cevap verildi. Resmi ağızlardan. Fakat bu grup bu cevaplara rağmen tatmin olmuyordu. Çünkü inanmaktan ısrarla kaçıp, kafalarını kum’a gömüyorlardı!

İşte bu yüzden ben,15 Temmuz’a tiyatro diyenlere bir soru soruyorum ve diyorum ki: TBMM’nin tatilde olduğu dolayısıyla, kapalı olduğu o günün geceyarısında, meclisi açıp tepelerine bombalar yağarken kaçmayanlar Akp’li Chp’li ve Mhp’li milletvekilleri değil miydi? Bu bir senaryo ise orada bulunan ve farklı partilerden olan yüzlerce vekil de bu oyunun oyuncusu olmuyor mu?

Meseleyi, Erdoğan’ı yıkmak isteyenler sananlar ve bu örgütün Erdoğan’ı sevmeyen kitleye zarar vermeyeceğini sananlar bilsinler ki, bu şerefsiz ve onursuz bukelamun örgütünün ne bir dini, ne peygamberi ne de Atatürk’ü yoktur. Hakiki islami hiç bir cemaat, kod adı kullanma olmaz. Gizliliği ve mahremiyeti olmaz, dinler arası diyalog diye bir mantığı olmaz. Masum ve müslüman vatandaşlara silah doğrultma olmaz.

Sümüklü bir vaizin peşinde bu devleti ele geçirmeye çalışmak bir akıl tutulmasıdır. Bu şerefsizler, nabza göre şerbet vermeyi ilke edinmiş, sahte bir millilikle ve imanla, bu iki değere gönül veren her vatandaşı kandırmışlardır. Bu örgüt dünyada yapılandırılmış, tüm örgütlerin üstünde bir stratejiyle yönetilen ve yok edilmesi belki onlarca yıl sürecek bir terör örgütüdür.

Rabbim bize hainle, vatanseveri ayırtedebilecek gözü ve şuuru versin inşallah