Doğal afet mi? Doğal intikam mı?

Sevgili dostum Lev Nikolayeviç,

​Çok uzun bir aradan sonra tekrar merhaba.

​Başta ülkem olmak üzere, tüm dünyada yaşanan doğal afetlerle boğuşuyoruz son iki aydır. Eskiden haber bültenlerinde farklı coğrafyalarda seyrettiğimiz korkutucu yıkımlar, artık “yeşil vatanımı” da tehdit eder oldu. Kimine göre küresel ısınma, kimine göreyse iklim değişikliği denilen bu felaketler, geleceğimizin en büyük tehdidi hâline geldi.

​Sen şimdi, “Abartma canım! Dünya demek her zaman afet demektir,” diyeceksin, biliyorum. Fakat inan olay bu kadar basit değil. Senin yaşadığın dönemdeki afetlerden çok daha uzun süren ve birbirini zincirleme takip eden bir hâl aldı gidişat. İşin maddi boyutu bir yana, verdiğimiz can kayıpları da ürkütücü.

​Doğayı bozan da düzeltecek olan da biz insanlar iken; sadece onu kirletmeye odaklanarak yaşamaya başladık. Kimse yaşadığı evin ortasına yapmazken, evin dışına çıktığı an her yeri kirletir oldu. Bu yaşlı dünyanın artık kendi kendini onarması da olanaksız görünüyor. Çünkü nüfus sürekli artıyor ve dünyaya gelen her bireyin en birinci vazifesi “tüketmek” oluyor. Toplumun %90’ı sınırsızca, aptalca ve durdurulamaz bir tüketim manyağına dönüştü.

​Sanırım artık bu dünya bizi taşıyamayacak dostum. Belki de Jeff Bezos ve Elon Musk gibi isimlerin uzayda kolonileşmek için bu kadar çabalaması bundandır. İçine edilecek yeni dünyalar bulmayı ve arkalarında bıraktıkları gezegeni bir çöplük olarak kullanmayı planlıyorlar belki de…

​Ağacı, ormanı, havayı ve denizi hunharca yok eden insanı durduracak güç nerededir acaba? İşte tam bu anda aklıma Keanu Reeves’in bir filmi geliyor. O filmde dünyaya uzaylı olarak inen Reeves, asıl niyetinin dünyayı insanlardan kurtarmak olduğunu söylüyordu. Bizim düşünmediğimizi elin uzaylısı düşünüyor ve yerküreyi bizden devralmayı planlıyordu. Ne trajik bir senaryo değil mi? İnsanlığın sonunun, kâinatın dengesini kurmasını sağlayacak olması… Vay be, müthiş!

​Ama bakarsın film falan derken hikâye gerçek olur; elin uzaylısı gelir ve şöyle der: “Ey insanoğlu! Ya bu dünyayı terk edip size gösterdiğimiz daha küçük bir gezegene gidersiniz ya da bu güzel dünyayı sizin elinizden alıp kökünüzü kazırız.” E biz de seve seve kabul ederiz tabii. “Elimiz mahkûm, kıçımız gardiyan” misali…

​Evet, biraz argo ve sert bir mektup oldu, kabul ediyorum. Ancak işin ciddiyetini anlatmak için bundan daha iyi kelimeler seçemedim dostum, bağışla beni.

​Bu moralle yazabildiklerim şimdilik bunlar. Umarım bir sonraki mektubumda umut var gelişmelerden haber veririm dostum. Sen istirahatine devam et, bizden size selamlar.

​Huzurla kal sevgili Nikolayeviç…

Bu kıza alışamadım ben..

İsveçli iklim aktivisti 16 yaşındaki Greta Thunberg,( 16 yaşında da aktivist olanı ilk defa gördüm ) BM Zirvesi’nde iklim değişikliği hakkında yaptığı konuşma ile dünyanın gündemine oturmuş. Öyle diyor sosyal medya efendimiz!

GretaThunberg kızımız ne demiş: “Benim burada olmamam gerek, okyanusun ötesinde okulda olmam gerek. Sizler ne cesaretle bizden umut bekliyorsunuz. Boş sözlerinizle çocukluğumu ve hayallerimi çaldınız. Ben yine de şanslı çocuklardan biriyim. İnsanlar ölüyor, ekosistemimiz çöküyor, kitlesel yok oluşla karşı karşıyayız ama siz sadece para ve ekonomik büyümelerinizden bahsediyorsunuz. BU NE CESARET!”

Valla dediklerinin altına imzamı atıyorum bende. Her sene yapılan iklim zirvelerine onlarca devlet,siyasetçi ve politikacı katılır. İşte onu yaparsak dünyamız kurtulur. Bunu yaparsak dünyayı kurtarırız edebiyatı yaparlar. Sonrada bir sene sonra ki zirveye kadar dişe dokunur hiç bir icraat yapmadan yeniden katılırlardı. Tabi bu sene ben,benim ülkemi,ve çevreye yönelik yaptığı bir çok pozitif uygulamalar sebebiyle diğer Avrupa ülkelerinden ayrı bir yere koyuyorum.

Başta, sıfır atık projesi,poşet kullanımı azaltmak amacıyla naylon poşete getirilen ücret ve dikilen milyonlarca fidan,çevre adına yaptığımız bu zamana kadar ki en iyi icraatlar..

Gelelim küçük kız kardeşimiz Greta’ya. Bence etkinliğe muazzam bir hava kattı. ,yüz hatları, kullandığı mimikler, çok iyi kullandığı derin ve keskin ses tonu ve öfke,acı,kin karışmı duygularla salondakilere seslenişi gerçekten yüz üzerinden 100 puan oldu benden..

Hatta korktum bile diyebilirim:) Sanki o an eline bir bıçak geçse, tüm devlet başkanlarını doğrayacakmış gibi oturuyor ve konuşuyordu. Hatta filmlerde olur ya hani. İyi karakter, kötü adamı ya da katili,son sahnede öldürmek üzereyken. Kötüye, onu öldürmeden önce bir deşarj konuşması yapar. Hani işte “şimdi tüm yaptıklarının bedelini ödeyeceksin şimdi” gibi..:) Greta hakkında hakkında ufak bir araştırma yapınca,kendisinin 9 yaşından beri iklim değişikliği konusuna dikkat çekmek için eylemler yaptığını ögrendim. Ayrıca Greta’da Asperger sendromu olduğunu da okudum. Konuşması sırasında ki ciddiliğini,bu rahatsızlığın sonucuna bağladım doğal olarak..

Tabi şimdi kalkıp Greta’nın bu konuşma tarzında ki samimiyetini sorgulayamam ( aslında sorgularım da tam %100 emin olmadan olmaz ) Fakat,çevreye dikkat çekmek adına,bence biraz abartı katarak yaptı bu sunumunu.Ama amacına da ulaştı.

Yalnız şunuda düşünmeden duramadım Greta’yı izlerken; “Bu kız 16 sında böyleyse,30-40 lı yaşlara geldiğinde kimbilir hangi ülkelere kâbus olur”. ( Aman bize olmasın da 🙂

Şaka bir yana zaman daralıyor. Dünyanın şakası da yok. Böyle giderse dünya, ona bu kadar kötü davranan insanlığa,”evlatlarım” demeyi bırakıp,akabinde çektiği tüm acıların hesabını topumuza sorabilir!

Umarım önümüzde ki seneye yapılacak  iklim zirvesine,konunun ciddiyetini cidden kavramış,ve işe yarar bir iki icraat yapmış olarak gelirler..