Erdal Eren’in son mektubu..

 

Ana!..

Neden mi burdayım? Neden mi evimde değilim? Neden istediğim zaman yatıp kalkamıyorum? Niye istediğim kitabı, evdeki kanepeye oturup okuyamıyorum, düşünemiyorum, yazamıyorum? Ne mi arıyorum dört duvar arasında?

“O sözler ki kalbimizin üstünde dolu bir tabanca gibi ölüp ölesiye taşırız. O sözler ki bir kere çıkmıştır ağzımızdan, uğruna asılırız.”

Baharın, karın altından fışkırdığı bugünlerde içeride olmak, çiçek kokusunu alamamak, geniş yeşilliklerin güzelliğini görememek insanda anlatılması zor bir duyguyu yaratıyor. Ama bu duygu öyle karamsarlığın, yılgınlığın, bitkinliğin ve vazgeçmişliğin bir belirtisi olmuyor.

Aksine, bu duygu beni daha biliyor, daha hırçınlaştırıyor, bir yerlerden uzaklaştırıyor, bir yerlere yakınlaştırıyor. “Ne yapmalı?” “Nasıl savaşmalı?” sorusuna cevaplar arıyorum günlerce.

Sizi de düşünüyorum. İçeriye düşmeden önce anlatmak istediklerimi ama anlatamadıklarımı herhalde şimdi daha iyi anlayacaksınız. Bizi anlamayan analara, babalara, bacılara, eşe, dosta, herkese ama herkese anlatın daha vakit varken.

Henüz geç kalmamışken. Vaktim az da olsa var ve eğer biz değerlendirmesini bilirsek yeter de artar bile. Bu işi hep beraber yürütürsek ancak kazanabiliriz.

Omuz, omuza, bir birinden güç alarak, bir birine güç vererek. Ve anam, bu savaşı ne pahasına olursa olsun kazanmalıyız, kazanacağız. Kazanacağız ki çiçekli, mutlu günleri hep beraber görelim, senin torunların görsün ve torunlarının çocukları görsün.

Biz karşımızdakiler gibi bir avuç değiliz. Biz halkız. Bak sana bizden olanları iyiyi, güzeli, haklarını isteyenleri sayayım. Ben varım, babam var, sen varsın, kardeşlerim var, ablam bacım var, sonra köydeki dayılarım, şehirdeki amcalarım ve onların akrabaları, komşuları var, onların arkadaşları, onların oğulları, kızları, benim okul arkadaşlarım, onların arkadaşları, onların akrabaları, amcaları, dayıları var ve yine onların… saymakla bitiremeyeceğim kadarız biz.

Gördün mü ak saçlı boncuk gözlü anacığım saymakla bitiremiyorum. Yeter ki omuz verelim birbirimize. Yeter ki destek olalım ortak mücadelemizde.

Gelecek görüşte bana özgürlüğü, özgürlüğün tohumlarını getir. Ve demir parmaklıklara bütün bu yazdıklarımı düşünerek gözyaşlarını, mahzun bakışlarını bırakmadan git. Boynun bükük olmasın. Giderken gözün arkada kalmasın. Arkana bakma. Dışarıda da hep öyle ol.

Sana ve soranlara devrimci selamlar.

Anne. Benim anlatmak istediklerimin hemen, hemen hepsi bu mektupta var. Bu da cezaevindeki tüm devrimcilerin düşüncelerinin, yaşamlarının ve mücadelelerinin aynı olduğunu gösterir.

Bu yazdıklarımın yanı sıra sağlığınıza da dikkat edin ki yaşamın zorluklarına göğüs gerebilesiniz.
Size, akrabalara ve tüm arkadaşlara devrimci selamlar. Ellerinizden öperim.

Erdal”

Eş neydi? Evlat neydi? Aile neydi?

Kelimeler boğazımda düğümlendi yemin ediyorum videoyu izlerken. Evet,ortalama 15-20 günde bir,kadına şiddet haberine uyandığımız ülkemizde artık ölüm haberlerini de çok kanıksar oldu. Hatta bir şiddet olayı olduğunda,sonunda bir ölüm gerçekleşmeyen vakalara da üzülmüyoruz bile.

Ve yine son dönemde medyayı ve kamuoyunu en çok ilgilendiren şey, işlenen cinayetin oluş biçimi. Silahla ile vurulan kadınların ölümleri,kimseyi üzmüyor artık. Vah vah deyip,10 saniye üzülüp sonra unutup işimize devam ediyoruz.

Ama işlenen cinayetlerin gerçekleşmesinde,bir biçiminde, yüksek dosajda bir canilik ve bir vahşet varsa,işte o zaman medya, bu haberin üstüne yatıp yatıp günlerce yayımlıyor. Biz,sosyal medya köleleri de,bu haber ve videoları akşama kadar paylaşarak hem tepkimizi koyuyor,bir nebze de deşarj oluyoruz kendimizce. Tabi devamında idam istiyoruz,küfürler,belâlar anıyoruz bağıra bağıra.

İşte Emine Bulut kardeşimiz de kalbimizi parçalayan cinayet kurbanlarından..

Aciz ve basit,karakteri ise hiç gelişmemiş merhametsiz bir yaratığın bıçak darbeleri ile,kızının gözlerinin önünde canını teslim edip ayrıldı aramızdan Emine Bulut.. Allah rahmet etsin. Allah,başta kızına ve tüm sevenlerine sabırlar versin.

Ölümün her türlüsü acıdır fakat, bu tip aile dramlarında ve katledilen kadın ölümlerinde daha bir dağlanıyor yüreğimiz..

Toplumsa artık kesin,caydırıcı ve etkili kanun ve cezalar istiyor kadın ve çoçuk katilleri için. Şiddet uygulamaya hevesli  kocalara ya da eski kocalara verilen uzaklaştırma cezaları yeterli gelmiyor. Bence bu konuda devletin psikolog ve psikayatristlerden yardım alması gerekiyor.

Erkek şiddetine maruz kalan kadın, gerekli mercilere şikayet ettiği an da erkek hemen gözaltına alınmalı bir psikolog eşliğinde şiddet eşiği değerlendirilmeli. Burada psikoloğun tanısına göre 10 günlük terapi süresine alınmalı. Bu 10 günlük sürede psikolog,adamı dinlemeli ve gösterdiği şiddetin ve baskının, kadını daha da uzaklaştıracağını anlatmalı. Aynı zamanda uyguladığı şiddet sebebiyle alacağı cezai yaptırımlar hakkında da bilgi vermeli.

Tabi uygulama öncesinde,devlet de ceza sisteminin içeriğini de güncellemeli. Daha zor ve ağır bir hapisane koşulları oluşturulmalı. Çok küçük bir koğuşta tek kalma,diğer mahkumlarla az iletişim kurma gibi,yaptırımlar olmalı bunlar.

Ve tabi ki işleniş biçimi bakımından vahşice,ruhsuzca ve işkence ile katledilen kadın vakalarında,hakim zanlıya idam cezası verebilmeli artık. Ki bu ceza emsal teşkil etmesi bakımından önemli. İdam cezasının şiddete meyilli erkeklerde çok ciddi caydırıcılığı olabileceğini düşünüyorum ben.

Fakat dediğim gibi,bu şiddet olaylarında psikolog desteği almalı erkek ve kadın. Çünkü şiddete meyilli bir koca,bir cinayete karışma olasılığı hesaplandığında, tüm erkeklerden daha yüksek bir potansiyele sahiptir.

Ayrıca bir de “kısasa kısas” diye bir cezai sistem var.Bilen bilir.. Yine islam inancında da, “kısasa kısas” çok etkin kullanılan bir ceza sistemidir. Osmanlı da bu kısasa kısas uygulamasını çok uzun bir süre de kullanmıştır. Tabi kişiye karşı işlenen suçlar için geçerliydi. Acı,ancak benzeri ile kıyaslanılıp suçluya yaşatılırsa mağdur ve yakınlarının içi rahatlar. Yoksa bir mahkumun hapiste yaşatılması çoğu mağdur yakınının acısını dindirmez.

Devletimiz bu tip vakalarda, mağdura bu hakkı vermeli bence. Devlet mağdura ya da yakınına “cezasını sen seç ey mağdur” diyeceği günlere kavuştursun Rabbimiz bizleri..