Tükenmişlikten Kurtuluşa: Gregor’un Mirası

Siz buna belki “bardağı taşıran son damla” deyin, ister “geri dönüşü olmayan bir dönüşümün vücut bulmuş hâli”. Ben, Gregor’un bu hâline bariz bir “tükenmişlik” diyorum. Toplumun tüm hallerine, kalıplarına ve yozlaşmasına maruz kalıp “Aslında bu ben değilim!” cümlesini en içten haykıran binlerce, belki milyonlarca özgür ruhun hikâyesi bu. Sürekli “herkesleşen”, kendine ait tek bir doğrusu kalmayan insanın acınacak hâli… “Dayan, dayan nereye kadar?” sorusunun cevabı mahiyetinde bir dönüşüm.

​Ben özellikle bu son dönemde kendimdeki dönüşümün farkına vardım; bazen çaresizlikle, bazen de birileri üzülmesin diye kendimden gidenleri görünce… Pes etmeye doğru giden süreci tersine çevirdim. Siz de benzer bir süreçten geçtiniz mi bilmem ama ben kendi adıma çok büyük bir kalkışmanın başrolündeyim. “Mış gibi” davranmayı minimize ettiğim zamanlarda başladı, itaat etmeye olan direnişim. Bu bir savaşsa, kaybetmeyi -belki de yok olmayı- göze alarak giydim benlik zırhımı. Hatta ben o zırha aslında “Ben buyum” zırhı da derim. Bu manevi zırh, öyle gösterişli ve beni galip kılacak bir zırh değildir; sadece kararlılığımı ve düzene aykırı oluşumu belirgin kılan bir mücadele simgesidir. Bu yolda yalnız olmaktan korkmadığımı bilerek; adımlarımı, sürekli düşmanımın üzerine doğru sıklaştırdığım yolumdur bu. Nefesim ve gücüm yettiğince çarpışmaya devam etme kararlılığımdır.

​Ey Gregor! Sen benim miladımsın. Seni bize anlatan Kafka’ya selam olsun!