Küçükken, hem de çok küçükken… Her gece yatağıma yattıktan bir süre sonra, odanın karanlığına gözlerim alışınca eşyaların belli belirsiz suretlerini görürdüm. Belki biraz korkudan belki de çocukluk hayal gücümün etkisiyle, eşyaları bambaşka şeylere benzetirdim. Ne bileyim; odanın bir köşesinde, sandalyenin üzerinde duran kıyafetleri bir insana; ya da karşıdaki çekyatta üst üste dizili duran battaniye ve yastıkları bir yaratığa benzetirdim. 🙂
Aynı zamanda bahçemizdeki ağaçların, dolunayda penceremizin perdesine vuran gölgeleri de beni çok ürkütürdü. Üstelik bu gölgeler hareketliydi; sanki bir cadının uzun parmaklarının ucundaki, en az parmak kadar uzun ve kıvrık tırnaklarına benzerdi. Sanırım herkes bu tip benzetme kaynaklı korkuları çocukluğunda yaşamıştır.
Tabii zamanla büyüdükçe bu korkularımız da sona erdi. Ancak bu benzetme eğilimi hiçbir zaman bitmedi. İlkokul yıllarımda gökyüzündeki bulutlara bakarken, bazılarımızı hayvanlara ya da çeşitli eşyalara benzetmeye devam ettim; tıpkı diğer çocuklar gibi. Sonra yine, köy yolunda otobüsle giderken kara lahana tarlalarına uzaktan bakınca, onları yere konmuş binlerce güvercin sanırdım.
Daha da büyüyor insan ama benzetme olayı hiç bitmiyor. Mesela bir sahilde, denize fırlatıp sektirmek istediğin o taşı bir objeye benzetebiliyorsun ya da bir ormanda, bir ağacın gövdesindeki kabuğun bir insan yüzünü andırdığını düşünüyorsun.
Ve şimdi…
Sosyal medyada gezinirken, yıllarca deneyimleyip gözlemlediğim bu olaya bilimin bir isim verdiğini öğreniyorum. (Bilim zaten her şeye bir isim vermeye bayılır; işi tanımlamaktır ya…)
Bilimin bu olaya verdiği isim: Pareidolia.
Tanımını da şöyle yapmışlar:
“Çevremizde gördüğümüz nesneleri çeşitli canlılara benzetmek; beynimizin, nesneleri tanımlamak için başvurduğu bir yöntemdir. Bulutlarda hayvan, çeşitli cisimlerde insan yüzü görmek gibi birçok çeşidi görülür.” Daha kısa bir tarifle; beynimizin bir nesneyi, aslında olmadığı bir diğer şeye benzetmesi durumu.
”Eee, peki ne olmuş ismi buysa?” diyeceksiniz siz şimdi. 🙂
Valla pek bir şey olmayacak. Günübirlik bir genel kültür bilgisine ulaşıp muhtemelen yarın bunu hiç hatırlamayacaksınız…
Hem hatırlasanız da bu bilgi size ancak katılacağınız bir bilgi yarışmasında sorulur. Siz de o an, “Yav neydi bu olayın adı? Keşke aklımda kalsaydı,” der, geçici bir pişmanlık yaşayıp bir sonraki soruya geçerdiniz. Tabii hâlâ elenmediyseniz! 🙂

