Aile kurumunun günümüz sureti ve açmazları

Babalık ve Annelik..

Binlerce yıldır süregelen cinsel bir ihtiyacın sonunda kadın ve erkeğin dünyaya yeni bir canlı hediye etmesiyle aldıkları sıfatlar..

Yani daha doğrusu, bu ufacık canlının bu iki cins’e yepyeni anlam ve sorumluluklar yüklemesi, maddi ve manevi bir bütünlüğün adına “aile” dediğimiz kurumun doğmasına neden oluyor.

Aile demek birlik ve beraberliğin temeli olduğu, içinde bir çok mesuliyeti ve dsiplini de kabul etmek demek de oluyor aynı zamanda. Bu kabul, kadın ve erkeğin bir takım kurallara uymaya mecbur kılıyor.

Baba ve anne aynı evin içinde hem bireyselliklerine hem de almış oldukları statüye göre iki ayrı uyum geliştirmeleri gerekiyor.

Kadının annelik sorumluluğunda ortaya koyacağı performans, ailenin sağlıklı yürümesinde en temel faktör. E tabi babanın da kendine düşen ana görevleri istikrarlı sürdürmesi kaçınılmaz bir durum.

Anne ve babanın görev ve sorumluluklarına aykırı davranmaları halinde ortaya çıkan sonuçlarda farklı değerlendiriliyor. Baba böyle bir durumda genelde alttan alınan daha mazur görülürken,( ataerkil anlayışla ) anne’nin hata ve yanlışları daha hayati olarak görülüyor.

Tarihte kadına ve anneliğe olan bakış açısı, kadına daha ağır sorumluluklar yüklemiş. Çalışmayan kadına ev hanımı ismi verilirken, kadının genel anlamda evin hizmetkarı olarak görülmesi yaygın bir anlayışı beraberinde getirmiş. Baba yalnız dısarıda çalışıp akşam eve gelip istirat ederken, annenin böyle bir istirihat vaktinin olmamasını kimse önemsememiş, hatta evde sanki akşama kadar boş boş oturan bir kadın olarak değerlendirilmiş, kücümsenmiş..

Fakat işte bu gidişat yaşadığımız yüzyılın son 30 yılında geniş ailelerin dağılması, daha iyi ekonomik şartlarda yaşama arzusu, kentleşme ve kadının iş hayatına atılmasıyla baştan aşağı değişmiş..

Kadın artık hem ev hem de iş hayatını bir arada sürdürme telaşına kapılmış ve bu zorlanmanın etkisiyle artan stres sürecini daha derinden yaşamaya başlamış. Erkeğine ve çocuklarına ayıracağı zamandan verdiği ödünü, evine bir bakıcı, bir temizlikçi kadın tutarak kapatmaya çalışmış. Kadının bu tutumunun doğruluğu ve yanlışlığı dünyada ki ve ülkemizde uzman sosyologlar tarafından belki binlerce kez sorgulanmış, ortaya çıkan sonucun en büyük zararını yine çocukların gördüğü gerçeği ortaya çıkmış. Bu zararın içeriğine detaylıca bakıldığında, anne sevgi ve ilgisini yeterince görememiş çocukların mutsuz ve özgüvensiz bir geleceğe sürüklendiklerini, huzur, sevgi, saygı, birlik beraberlik gibi kavramlardan uzak yaşamalarının karakterlerinin sağlıklı gelişmediğine şahit olmuşuz.

Çocuk, anne ve babadan alamadığı ilgiyi, maddi ve ticari bir çok tatmin araçlarıyla gidermeye çalışmış, mutlu olmayı sadece elde ettiklerinin fazlalığı sanmış, anne ve babayla ilişkilerinde ben merkezci bir süreç geliştirmiş.

Dsiplin, sorumluluk, merhamet, yardım gibi bir çok insani duygudan mahrum kalan çocuk, artık küçük yaşına rağmen büyük insanlar gibi davranmaya, ceza ve ödül yaptırımlarının avantajını yaşama gayreti içine girmiştir.

Ortaya çıkan bu sıkıntılı tabloda kurtacı olarak öngürülen kurumlarsa, kreşler ve ana okulları olmuş. Aileler çoçuklarının eğitimi ve gelişimi noktasında tüm sorumluluğu bu kurumlara bırakmıştır.

Kreş ve anaokulunda yetişen çocuk, bu kurumlarda bir çok eğitim ve öğretimi almış olsalar da, anne ve baba gözetiminde desteklenmedikleri için kimsenin farketmediği gizli bir iç yalnızlıyla mücadele etmeye başlamıştır.

Anne ve baba işten çıktıktan sonra çoçuğu kreşten alıp eve geldiklerinde ise çoçuklarına ayıracakları zamanı, yorgunlukları ve kendilerine zaman ayırma istekleri sebebiyle en aza indirgemiştir. Böylece çocuk için aile kavramı, herkesin kendini düşündüğü mecburi bir birlikteliğe dönüşmüştür.

Bu arada kadının iş kadını sıfatının yanında ev kadınlığı sorumluğu devam etmiş, yemek yapma, temizlik, bulaşık gibi görevlerinde de aksamalar yaşanır olmuş, erkek bu durum sebebiyle, eşini eleştirmeye başlamış, memnuniyetsizliğini her fırsatta dile getirmeye başlamıştır.

Kadın da bu durumda erkekten, hem erkek hem de baba olgusu konusunda daha fazla sorumluluk alması gerektiği fikrini ortaya koymuştur. Erkekten beklentileri arasında ev işlerine ortak olması, cinsel ilişkiden kaçınması, yemek konusunda kendisinden bir beklenti içinde olmaması, çocukla daha fazla ilgilenmesi gibi bir çok başlıkta yardım görmek istediğini belirtir olmuştur.

Tabi erkek, kadının bu beklentileri karşısında başta ciddi bir itiraz eylemine girmiş, fakat sonradan mecburi bir anlayış gösterme algısına teslim olup, o güne kadar yapmadığı ve yalnızca kadın işi olarak gördüğü bir çok alanda gayret göstermeye başlamıştır.

Yani kısaca erkek, artık sadece bir baba değil babalık yapması gerektiğini anlamıştır. Babalık kavramı çok geniş bir kavramdır. Bu kavram başta coçukla ilgilenmek olarak başlamış, zamanla evde kadının yaptığı her işe ortak oluşuyla devam eder hale gelmiştir.

Kadın, erkeğin ev işlerine ortak olmasıyla rahatlamış, süreçten duyduğu memnuniyeti, başta eşiyle sonra da çevresiyle paylaşır olmuştur. Erkeğin bu yardımı zaman içinde erkeğin ana sorumluluklarına dönüşmüş, görevde gösterdiği rehavet ve hatalar yüzünden eşi tarafından sürekli eleştirilmeye başlamıştır. Bu durum erkeğin de hem baba hem de bir erkek olarak stres ve gerilimini yükseltmiştir. Geçmişinde yapmadığı ev işleri, çoçuk bakıcılık görevi kendi içinde bir çatışmayı doğurmuş, ataerkil anlayış sürecinden muaf kalışı sebebiyle eşiyle ilişkisinde de çeşitli huzursuzluklar yaşamaya başlamıştır.

Günümüz aile kavramı yukarıda ki tabloya bakıldığında hiç iç açıcı bir durum değildir. Aslında bilakis evliliklerin zedelenişi, eşler arasında görev ve rol kavgakarı nedeniyle boşanmaya doğru giden bir çatırdama sürecine girmiştir.

Tüm bu sorunların giderilmesi noktasında tek çözüm aslında kadının çocuğunun bebeklik ve en azından 0-7 yaş aralığındayken çalışmaya ara vermesidir. Tabi bunun gerçekleşmesinde kadının çocugunun gelişimi için onun yanında olması gerektiğinin idrakine varması şarttır. Bu sürece ilave olarak erkeğin de ekonomik anlamda evini ve eşini rahat ettirebilecek bir düzeyde olması olmazsa olmazlardandır.

Kadınlar günümüzde artık her alanda başarı kazanarak adlarını en az erkekler kadar duyurabilmişlerdir. Fakat kadının seçeceği işin ev de eşiyle ortak olduğu görevleri yerine getirmesine mani olmayacak kolaylıkta olması da önemlidir.

Hem beyin hem de bedensel olarak ağır işlerde çalışan kadınların evine gerekli özeni gösteremediği de çok bilinen bir gerçektir.

Bu konuda Nurettin Topçu,( akademisyen fikir adamı ) kadının her işte değil, belli mesleklerde çalışmasının daha iyi olacağı konusunda bir iddia da bulunmuştur. Bu meslekler başta öğretmenlik ve sağlık sektörüdür. Topçu’ya göre bu iki meslek hem çok kutsal hem de kadının itibarıyla uyumlu iki meslektir. Kadının eğitim ve öğretim konusunda ki becerisi erkeklere oranla daha yüksek bir noktadadır.

Günümüzde aile kurumuna ve cocuk gelişimine önem veren bir kadının seçeceği meslekler geçmişte ki her dönemden daha fazla önemlidir.

Anne baba ve çocuk üçgeninde ki aile yapısının sağlıklı bir yol izlemesi için, devlete dolayısıyla da Aile ve sosyal politikalar bakanlığına köklü ekonomik ve aile birliğini koruyup kollkayıcı bir takım yeni reformlar düzenlemeler yapması da mecburidir.

Kadının anne, erkeğin baba sıfatını layıkıyla yerine getirebilmesi için atılacak adımların bir an önce atılması mecburidir. Yoksa gelecekte elimizde bir çekirdek aile kavramı da kalmayacaktır..

 

 

Bireyin “Güvenli bağlanma sorunu” üzerine

Güvenli bağlanma sorunu diye bir şey duydunuz mu siz hiç? Yani bir çeşit psikolojik sorundan bahsediyorum ( İnternet’e bağlanma da sorun aklınıza geldi değil mi ilk önce? Ama değil tabi ki 🙂  )

Ve inanın ben de,  bu rahatsızlığın adını daha yeni duydum. Fakat içerini o kadar iyi biliyor muşum ki anlatamam. Yakın çevremde bir çok insanda gördüğüm, çok değişken ve karışık hayat şekli, meğer bu rahatsızlığın bir göstergesiymiş..

Çocuk yaşlarda ebeveynlerinden yeterli ve istikrarlı ilgi ve güveni alamayan tüm çocuklar, belki de hayatları boyunca yaşayacakları çelişme ve hezeyanların sebebinin bu olduğu bilmeden yaşarlar.

Temel açıdan bakıldığında güvensiz bağlanma, iki kişi arasındaki bağın güvensizlik ve git-gel ler nedeniyle sarsılması anlamına geliyor. Yani kişi iletişim kurduğu çevreye karşı sürekli isteksizlik yaşıyor. Buna “alışılmış bir yaşam da” denilebilir. Daha doğrusu yüzeysel samimiyetler..

Psikologların görüşlerine baktığımda, bu durumun kaynağının çoçukluk dönemi olduğunda birleşmiş olduklarını görüyorum.

Kurduğumuz ilk bağ olan anne ve baba bağı, ömrümüzün seyrini değiştiren en genel unsurmuş meğer..

Eğer çocuk, güvenli bir bağlanma yakalayamışsa, tamamen tatminkar bir duygusal bağ kuruyor hayatla. Yani karşılarındaki kişiye de genel olarak pozitif bakıyor. Hüsnüzan dolu bir gönüle sahip oluyor.

Güvenli bağlanmaya sahip olamayanlar ise kişi terk edilme ya da zarar görme endişesiyle yaşıyorlar her dönem. Sıkıntılı geçen çocukluk dönemlerinde görülen güvenli bağlanma sendromu, kişiyi genellikle yalnız olmaya itiyor. Korku ve kaygı duyguları törpüleniyor bu rahatsızlık sebebiyle. Hatta bu şekilde büyüyen çocukların iki tür şiddetten birini mutlaka gördüğü söylenebilir. ( psikolojik ya da fiziksel )

Bu tip insanlar bu sorunsal sebebiyle, ebeveynlerinin çok sık değişen değişen davranışları nedeniyle anne ve babayı bir model alarak alamıyorlar. Çocuğun ebeveynleri hakkındaki düşüncesi hep oynaktır ve sabitlenemez. Bu tip çocuklar, ileride yetişkin olduğunda bile bu kayma ve oynaklık devam eder.

Davranışları, fikirleri ve ortaya koydukları duygular arasında bütünlük oluşmaz. Teslimiyet duyguları zayıftır. Kendilerinin neden böyle olduğunu bir türlü düzgün yorumlayamazlar.

Tabiri caizse, bir robotik insana dönüşmüştür bu rahatsızlığı yaşayan birey. Hayatta duygu katması gereken bir çok yere, duygu değil mantık ve kural katar. Kuralcı, sürekli tehlikeye açık bir vaziyette yaşarlar.

 Bu sorunun temelinde ciddi bir sorgulama ve yoğun duygu trafiği de vardır aynı zamanda.. Çelişkili bir aileye sahip olan çocuk, ebevynlerinin ne olduğunu ya da ne olmadığını her daim sorgular. Doğru ve yanlış denklemini kurmakta zorlanırlar.

Bu tip çocuklar büyüyünce yakınlık ve sevgi konusunda bir kaynak oluştururlar. Sosyal çevrelerin arasında kendileri hep en başta göze batar. Bağımlılık şeklinde seyreden bağlanma, takdir ve onay ihtiyacıyla sonunda gözden çıkarılma veya reddetmeye ulaşılmış, çok hassas ve titiz bir kişiliğe bürünürler.

Bu tip, aynı zamanda şüphe denilen kaygı şeklini sürekli aktif tutarlar. İnsanların kötü ve olumsuz yanlarına daha çok odaklanırlar. Bu sebeple bencil ve benmerkezci bir karaktere dönüşürler. Zarar görme korkularını bastıramazlar. Çekingen ve uzaktan seyirci olmaları da çok muhtemeldir.

Yine bu bağlanmada görülen en belirgin özelliklerden biri de,  insanlarla samimi ilişkiler kurmayı beceremektir. Tabi bunu başaramayan birey içinde derin bir üzüntü yaşar. Sorumluluktan kaçma, kendini toplumun samimi ve yakın kanallarından ayırma gibi bir takım davranışlar gösterir. Tam bağımsız ve özgür bir yaşam hedefi koyarlar kendilerine. Aile kurmak ve çocuk fikrine alışmaları çok uzun zaman alır.

Bütün duygular, içlerinde yaşanılır. Eğer dışarısı ile paylaşılırsa, belli şekillere dönüşen objeler gibidirler. Bu nesnelleşen duygular, tanım ve muhteviyatını yitirmiştir artık. “Bi seviyorum bi sevmiyorum” git gel leri, bu tip bağlanma yaşayan bireyin içinde bir bunalım ve karmaşa sebebidir. Bazen de hiç yoktan yere ani ve hızlı bir isteğe sahip olur fakat bu seferde bu isteği kelimelere ve jestlere dökemezler.

Bu tip bağlanma görülen bireyler anne ve babalarından insani duygular yerine ihtiyaç fazlası obje ve sahip olma duygusuyla yetiştirilmişlerdir. Ebeveynler ya kendi dertlerine düştüklerinden ya da doğru yetiştirme yetisine sahip olamadıklarından bu tip bireyleri tatmin edememişlerdir.

Anne ve baba, akılları sıra çocuklarına kuralcı disiplinli ve mesafeli davranarak çocuklarının olgunlaşacağını sanırlar. Sonra ileride çocuk anne ve babasını eleştirdiğinde, ebeveynler de doğru olanı yapmaya çalıştıklarını söyleyerek çocuğu bastırmaya çalışırlar. E bu durumda da çocuk sokağa ve diğer insanlara yakınlaşıp onlara alışır. Bu tip’e örnek çocuk, ileride kimseden bir şey ummadan ve hep tek başına uğraşır problemleriyle. Ve gelecek bir yardıma, ya inanmaz ya da güvenmez.

İşte tüm bu bağlanma bozuklukları bireyleri hayatları bir çok açıdan kısıtlar. Evlilik, cinsellik, çoçuk yetiştirme gibi bir çok önemli sorumluktan kaçmasına neden olur. 

Tabi tüm problemler eğer kişi adını koyamadığı fakat sıkıntısını sürekli yaşadığı psikolojik rahatsızlığı tespit eder ve bu konuda başta bir psikologtan akabinde de en yakın olduğu insanlardan destek alabilirse, çözüme ulaşmak pek tabidir. Tabi ilk önce teşhis sonra da gayret şarttır.

Şimdi siz de bir bakın bakalım etrafınıza. Böyle insanlara denk gelecek misiniz? Kim bilir belki sizde bir “güvenli bağlanma sorunu” yaşıyorsunuzdur..