
Eylül geldi ya, tamam artık! Her yer Eylül şiiri post’u dolar. Acaba şu Eylül şiirleri olmasa, kim, niye severdi bu Eylül’ü?
Mesela ben olaya gerçekçi bakıyorum. Eylül’de ani hava değişimiyle birlikte, terliysem ve cereyanda kalmışsam hemen boynum tutulur benim.
Eylül’de okullar açılır; veliler masraf eder, öğrencilerin yüzü düşer.
Eylül’de Akdeniz sahilleri dışında denizin keyfi de pek kalmaz.
Nezle durumları başlar yavaş yavaş…
Ağaçların yaprakları sararıp düşer (bu çok romantik gelir herkese, halbuki Ekim’de daha çok yaprak düşer).
Bazı aylar var öyle işte…
Kasım mesela… “Kasım’da aşk başkadır” filmi popüler yapar Kasım ayını. Mayıs’ta bahar bayramı olmasa, Mayıs’ı da sallayan olmaz. Halbuki Nisan, Mayıs’tan kıymetlidir benim gözümde; Nisan, doğalgaz faturalarına vedadır, kışa vedadır.
Yine mesela bazı günler de böyledir. Edebiyatçılar bazı günleri daha öne çıkarır. Cumartesi ile ilgili yazılmış şiirler vardır (edebiyatla ciddi ilgilenenler bilirler). Hakeza Pazar günü de çok edebidir, Nazım’ın “Bugün Pazar” şiirini bilmeyen pek azdır herhalde. Amma velakin Pazartesi’nin, Salı’nın boynu büküktür. Çarşamba ve Perşembe de öyledir; çünkü edebi ağızlarda hayat bulmamış, önemsenmemişlerdir.
Sanırım bu sosyal medyanın verdiği birkaç iyi şeyden biri de edebiyata ve şiire ilgi duyurması oldu milletcek. Okulda edebiyattan nefret eden herkes, şimdilerde edebiyat hocası olmuş kadar bilgilidir (tabii sorsan kaç şiir ezberinde? Belki bir, belki sıfır…).
Ama olsun, yine de en azından şiirle gönüllerimiz yumuşuyor.






