
Akademik dünyanın o tanıdık, güvenli limanını bırakıp, sosyal medyanın dalgalı sularına atlamak mı? İşte Prof. Dr. Behçet Yalın Özkara’nın izleyicilerine sunduğu o büyük kumar tam olarak bu. Yıllarını harcadığı profesörlük unvanının hemen eşiğindeyken, istifa edip sadece içerik üretmeye odaklanmayı seçmek, gerçekten cesur ve bir o kadar da riskli bir karar. Kendi kaderinizi halkın görüşlerine, yani bir ankete bağlamak kulağa demokratik gelse de, sosyal medyanın ne kadar objektif olabileceği her zaman düşündürücü. Toplumdaki güven algısının ne kadar kırılgan olduğunu çok iyi biliyoruz. Bir dönem zirvedeki isimlerin zamanla gözden düşmesi veya tartışmalı hale gelmesi, sosyal medyanın dinamiklerinin, akademik kariyerin getirdiği o kalıcı saygınlığa ne kadar büyük bir meydan okuma olduğunu gösteriyor. Yarın bir gün o meşhur Nasrettin Hoca hikayesindeki gibi yolda tek başına kalma ihtimali, adınızın haksız yere lekelenmesi ya da siyasi kutuplaşmaların tam ortasında kalma tehlikesi… Bu dengeleri kurmak hiç kolay değil.
Şahsen, ben olsam kesinlikle akademide kalır, güvenli limanı tercih ederdim. Çünkü bilimin ve bilginin getirdiği istikrarın yerini hiçbir sosyal medya popülerliği dolduramaz. Yine də, ürettiği içeriklerin toplumun sosyolojisini ve psikolojisini yakalamadaki başarısı tartışılmaz; hatta daha büyük çalışmalara imza atması da çok olası. Hoca’nın kariyerinin bu noktasında verdiği bu karar, sadece kendi geleceğini değil, dijital yayıncılık ile geleneksel akademi arasındaki o ince çizgiyi de yeniden tanımlayacak gibi duruyor. Umarım bu süreçte çıkan sonuç, hem kendisi hem de sevenleri için en hayırlısı olur.





