
İnsanın dünyaya küsmesi, aslında o devasa gezegene değil, onun üzerinde yaşayan insan kitlesine, topluma ve kurulu sisteme duyulan kırgınlığın bir ifadesidir. Küskünlükle birlikte kişi, o zamana kadar parçası hissettiği bu büyük sahneye aidiyetini yitirir.
Bu noktada dünya, anlamını kaybeder ve bir “ortalık” haline gelir. Tıpkı sahibi olmayan bir meydanda, yine hiçbir yere ait olmadığını hisseden insanların oluşturduğu bir alan gibi…
Ortalıkta olan sahipsizdir, korumasızdır ve her türlü tehlikeye açıktır. Bu sahipsizlik, bireyin sisteme karşı daha da soğumasına ve yabancılaşmasına yol açar. Kuralı, sahibi ve koruyanı olmayan bu alanda başıboşluk hakimdir ve bu durum, her an yeni bir savrulmayı da beraberinde getirebilir.
İşte tam bu noktada, küsen insanın o düzene dahil olması gerekmez. Kişi, dışarıda kendi varlığını ve duruşunu koruyarak da var olabilir. Önemli olan, o karmaşanın bir gün mutlaka düzeleceğine, sahipsiz bir meydanın yerine doğru bir sistemle insanların huzur ve refahını sağlayabilecek bir yaşam alanına dönüşebileceğine olan inancı hiç kaybetmemektir. Yani ortalık değil, ortak payda’da birleşen insanlar.




