Zaman zaman hepimizin başından geçer; çok stres altındayken, kaygıdayken ya da gün içinde yaşadığınız bir travmayı veya bir problemi kafanızda çok büyüttüyseniz, bunu çözmek için beyniniz bunu sürekli düşünür. Sabahlara kadar düşünür, akşamlara kadar düşünür, bir türlü kaçamazsınız bu düşünceden. Zihninizi dağıtacak şeyler ararsınız, bulursunuz da ama bir zaman sonra tekrar tekrar girince  o düşünce bi bakarsınız on dakikadır aynı şeyi düşünüyorsunuz yine

​İşte bu, beyninizi saran bu stres, kaygı düşüncelerine “ruminasyon” diyorlar. Ruminasyon, psikolojiden gelen bir terim ama bununla başa çıkmanın bir kaç yöntemini bulmuş bilim insanları. Bu yöntemlerden birincisi, beş duyuyu aktif olarak kullanmak. Etrafınızda gördüğünüz beş şeyi saymak, duyduğunuz dört sesi dinlemek, dokunduğunuz üç şeyi hissetmek gibi şeyler.

​İkinci bir teknik ise, endişelerinizi düşünmek için kendinize her gün kısa ve belirli bir zaman aralığı ayırmaktır. Bu saat dışında bu konuları düşünmemeye çalışmak, zihninize dinlenme alanı yaratacaktır.

​Erkekler için uzun yola çıkmak, trafikte araç kullanırken beyni birçok şeyi aynı anda yapmaya zorladığı için bir rahatlatma aracı olabilir. Evdeyseniz, bulaşıkları elde yıkamak da rahatlatıcı bir etken olabilir, çünkü yine tüm kontrol sizdedir ve temizleme hissi size rahatlık kazandırabilir. Ama bence takıp kulaklıkları açıp güzel bir şarkıya eşlik etmek en kolay yöntem.

Tabi ​bu tekniklerin hemen işe yarayacağını düşünmek yanıltıcı olabilir; başta zorlanmak çok normaldir, sonuçta bilim ve tavsiyeler önemlidir. Problemin asıl kaynağı çözülmeden bu düşünceler tamamen kafanızdan gitmez, ancak gün içinde sürekli beynimizi yormanın bir anlamı olmadığı için bu teknikleri denemekte her zaman fayda var.

Bak sen şu işe! Şimdi felaket bir cağrışım yaptı bu Ruminasyon tanımı. Rumi-nasyon 🙂

“Rüminasyon” dediğimiz o kafada sürekli aynı diski çevirip durma hali, meğer kelime oyunlarıyla tam da bizim Mevlana Celaleddin-i Rumi’ye bağlanmış!

​Hani şu “Rüminasyon” kelimesindeki ses benzerliğinden yola çıkarsak, durum tam olarak şöyle: Normalde zihnimiz bu kısır döngüye girip sabah akşam aynı dertleri çiğneyip durduğunda bizi deliye döndürür, değil mi? Ama olaya mizahi ve felsefi bir boyuttan, yani “Mevlana” kelimesi üzerinden bakarsak, bu zihinsel geviş getirme işi bir anda ruhani bir aydınlanmaya ya da “içsel bir ney dinletisine” dönüşüyor gibi.

​Yani, gün boyu kafada kurup durduğumuz o stresli düşünceler girdabından çıkamamak aslında zihnimizin kendi kendine attığı bir ney taksimiymiş de bizim haberimiz yokmuş! Zihnin o durmak bilmeyen çarkları arasında kaybolduğumuzda, “Rüminasyon” kelimesi kulağa artık bir kaygı bozukluğu gibi değil de, Mevlana’nın “Ne olursan ol gel, yine gel” felsefesine nazire yaparcasına, “Ey sürekli düşünen beyin, yine de gel, gel de şu dertleri biraz daha çiğneyelim” diyen neşeli bir ermiş fısıltısı gibi gelmeye başlıyor.

Neyse, aklıma gelmişken bunu da eklemiş oldum yazıya..

Tavsiye Edilen Yazılar