Sevgili dostum Lev Nikolayeviç,

​Yaşım ilerledikçe gençlik dönemlerine oranla daha fazla insan seçmeye başladım. Aslında bendeki bu hâl, yaşı 45’i geçen her insanda görülen normal bir durum. Ancak benim bu “normali normalleştirme” sürecim daha bir sancılı geçiyor sanki.

​Ben bu yaşıma kadar binlerce insanla gerek iş, gerekse sosyal ortamlarda çeşitli diyaloglar kurdum. Bu insan tiplemeleri içinde en haz etmediklerim; ukalalar ve boş konuşanlardı. Türlü yalancılar, ikiyüzlüler, karaktersizler de tanıdım. Ancak nedense saydığım ilk iki tip, her zaman listemde zirvede kalmayı başardı.

​Şimdiki ruh hâlim ise ifrit olduğum insan modellerinin sayısını artırdı. Artık daha derinlemesine bir tiksinti ile uzak durmaya çalıştığım yeni “omurgasızlarla” yüzleşiyorum. Bu omurgasızların en belirgin ortak davranış özellikleri ile tahammül sınırlarımı zorlamakta gayet ustalaşmış olduklarına şahitlik ediyorum maalesef.

​Mesela yeni ifrit olma listemde üst sıralarda yer arayan davranış tipi: “Mış gibi görünme.” Yani aslında olmadıkları karakterlere sahip görünürken; temelde çiğ, cahil ve tamamen kendi menfi çıkarlarına itaat eden, asıl yapılarını bir şekilde ortaya koyan insanlar.

​Bir başka sinir olduğum model ise sorumluluktan kaçan, konforuna çok meraklı ve yaptığı hiçbir hata (öküzlük) için kendilerinden veya başkalarından rahatsızlık duymayanlar. Bu türdeki insanların yaptıkları absürt hataları, onların yüzüne ister kibarca ister doğrudan “bodoslama” söyleyin; yüzlerinde en ufak bir rahatsızlık göremezsiniz. Böyle bir durumda ilk yaptıkları şey, kendilerini cansiperane savunma gayretleri olur. Tabii bu savunmalar; temelsiz ve desteksiz bir zeminde kendine yer bulmaya çalışan çapsız savunmalardır. Siz tartışmayı bir adım daha ileri boyuta taşıyıp onlara kaçacak yer bırakmazsanız eğer; bu sefer onlar da garip bir biçimde konuyu ya başka yere taşırlar ya da aslında olmayan kusurları yoktan var edip sizi savunma yapmaya zorlarlar. İşte tam bu noktada sizin de sinirlerinizi kontrol etmeniz ve öfke fırtınalarına yakalanmamanız gerekir. Yoksa iş, daha kötü bir diyalog üzerinde seyretmeye başlar.

​İşte ben bu aralar tam sınırda geziniyorum. Karşımda mal gibi davranan, hem kellik hem de fodulluk etiketini üstünde sanki resmî bir asil üniforma gibi taşıyan bu tipleri gördükçe, enerjimin nasıl yitip gittiğini anlatacak cümleleri inanın kuramam size!

​Hele ki bu insanlarla belli mecburiyetler yüzünden bir arada bulunma zorunluluğu yok mu? İşte burası en can alıcı yer. “Mal” gibi yaşayan, bununla barışık olan bir insanı bu zihniyetten nasıl arındırabilirsiniz? Affedersiniz, dayakla bile düzeltemezsiniz bu yaşam formlarını. Dayakla ancak sindirir ya da korkutabilirsiniz fakat arzu edilen “üst” ya da “olgun insan” hedefine, bırakın yaklaştırmayı, düşündüremezsiniz bile. Bu karakter noksanlığı ile yaşamaya alışık insanları, ancak onların haz etmediği birtakım davranışları kendilerine göstererek düşünmelerini sağlayabilirsiniz. Elbette bu yaklaşım da onların kendilerine dönüp bakmalarını sağlamaz. Ancak belki mallıklarını bir nebze olsun dizginlemelerine sebep olur. E o zaman ne yapmalı diye düşünelim şimdi… Yok sayıp görmezden gelmeye çalışmak bizim ruh hâlimize iyi gelir mi? Belki bunu başarabilecek bazı insanlarda işe yarar bu durum. Ancak benim gibi titiz ve detaycı insanlar için bunu başarmak neredeyse imkânsız! Burnunuzun dibinde, aynı alanda iletişim kurmaya mecbur olduğunuz çeşitli “mallara” karşı sabırla nereye kadar gidebilirsiniz?

​Evet, ben ve benim gibi olanların işi bir hayli zor. Fakat bu süreçte en çok zarar görecek olan bizlerin bir yöntem bulması da şart. Aramaya devam o zaman…

​Huzurla uyu sevgili dostum.

​Görüşmek üzere.

Tavsiye Edilen Yazılar