Michelle Yeoh ve Jamie Lee Curtis her yerde her zaman

0
665

Gençlik yıllarımdan beri bilirim ki Oscar ödülleri hep sükseli ve görkemli olmuştur. Dünya magazin medyası, ödül töreni günü Amerikaya akar, yüzlerce oyuncu şarkıcı ve ünlü, meşhur kırmızı halı’da yürür ve sonra fotoğrafçılar foto alsın diye belirli bir alanda durup hafif bir tebessümle yaklaşık 2-3 dakika boyunca çevrelerini saran basın mensuplarına ayrı ayrı tatlı bakışlar atarak havalı bir duruş sergilerlerdi.

Kadınlar genelde ya derin bacak yırtmaçlı ya da gögüs veya sırt dekoltesi geniş elbiseler giymeyi tercih ederlerdi. Erkekler ise standart smokin giyerler. Tatışmasız dünya magazinin en sevdiği törendir Oscar ödül töreni.  Amerika bu Oscar ile bu iş hep bizde kıymetli mesajı verir, tüm milletlerin entelektüelleri de ağzı açık bakar ve hayranlıkla takip ederlerdi bu geceyi. Ödül alan yapımlar, yönetmenler ve oyuncular haftalarca konuşulur giderdi.

İşte bu son Oscar ödül töreni de bolca konuşuldu. Temiz bir törendi genel itibariyle. Hatta geçen yıl olan Oscar  töreninde Will Smit’in skandal tokadını hatırlarsak tertemizdi bile denilebilir.

Bu sene takip ettiğim kadarıyla Oscar törenleri artık kendini yeniden baştan yapılandırıyor gibi geldi bana. Yani bir değişim süreci de denebilir buna. Bunun ilk göstergesi son törende meşhur kırmızı halının yere serilmemesiydi. Ki bilirsiniz kırmızı halı bu törenin olmazsa olmaz ritüellerindendir. Organisyondan sorumlu olan bir vatandaş bu durumu kırmızı halının törende kullanılan dekorla uyumlu olmadığını düşündükleri için tercih etmediklerini söylemişler. Bana çok gerçekçi gelmedi işin açıkcası. Bana göre Oscar artık klasik ezberleri bozma niyetinde. Ama eminim  o gece Oscar heykelciğini ilk kez kucaklayanlar o halıda yürüyemedikleri için içlerinde ciddi bir uhde kalmıştır 🙂 Yine bir başka ezber bozan yaklaşım da Parazit filmiyle başlayan farklı kültür ve etnik kökenli yapımların ciddi ödüller almaya başlaması. Artık Oscar global dünyanın sesini duyma gayreti içinde sanırım. Bu sesi duyma nedeni belki de özellikle uzak doğunun son on yılda her anlamda katettikleri yol. Büyüyen ekonomiler artık her alanda kendini daha çok duyurunca, başta uzakdoğu ülkesi Çin ve Hindistan’in bilim ve sanatla olan ilişkiside kuşkusuz dikkat çekiyor.

Bu yıl ki Oscar ödül töreni benim içinde ayrı bir önem taşıyor ayrıca. Sebebi de şu; ödül alan 3 oyuncuyu gençlik yıllarımdan beri takip edip seviyor oluşum. Bu isimler Michelle Yeoh, Brandon Fraser ve elbetteki Jamie lee Curtis…

Önce Brandon Fraser ile başlayayım. Yanılmıyorsam 90’lı yılların sonları, milenyum döneminin başlamasına yakın bir zamanda Brandon, Mumya isimli bir filmde başrol oynamıştı. Film dünyada büyük gişe yapmış Türkiye’de de çok sevilmişti. Adam tabi o zamanlar çok genç ve yakışıklıydı. Fraser’in bu rol için aldığı onlarca kilo kazandığı Oscar’la çok anlamlı hale geldi kuşkusuz..

Bir diğer isim olan Michelle Yeoh ise yine Mumya filminin hemen akabinde gösterime giren, kadının gücü ve o dönemin feminist ruhuna hitap eden kungfu filmi görünümlü ama aslında çok sanatsal bir film olan Kaplan ve Ejderha’da oynamıştı.

O dönem iyi hatırlıyorum Yeoh’a aşık olma evresine girmiştim az kalsın:) Bakışları duruşu ve özgüveni ile tam evlenilecek kadın izlenimi yaratmıştı bende. Yeoh bir Aslan burcu kadını. Zaten Aslan kadınları böyle dikkat çekicidir.. Yeoh ayrıca bir uzakdoğu döğüş sanatları ustsını ve ayrıca profesyonel dansçı. Yanılmıyorsam 50 den fazla da filmi var. Yani arkadaşlar hayatta hiç bir şey kolay kazanılmıyor. Ya ciddi bir emek ve büyük bir bedel ya da bedellerle zirveye ulaşıyorsunuz. Bu dediklerim Brandon Fraser içinde geçerli. O da 30 yıllık bir birikimin gayretin sonucunda Oscar’ı haketmeyi bildi. Yeoh ve Fraser şuanda 60 lı yaşlardalar. Tüm gayret ve emekleri bu heykelcikle taçlanmış oldu.

Ve son isme geleyim. Jamie Lee Curtis… Curtis’i çocukluğumdan beri biliyorum desem yalan olmaz. Biliş sebebim de Hallowen serisi filmlerinden kaynaklı doğal olarak. Curtis, çok farklı bir güzelliğe sahip çekici bir kadındı her zaman. Her daim kısa saçları, keskin bakışları, uzun boyu,düzgün fiziği ve ciddiyeti ile hatırlanır sinema dünyasında. Oynadığı filmlerde ya korku ya da romantizmi bol oyunculuklar sergilemeşti hep Curtis. Ama Oscar’ı kazandığı film olan “Her şey her yerde aynı anda” filmindeki rolüyle kesinlikle Oscar’ı dibine kadar hakettiğini gösterdi. (Yine bir dip not, Curtis’de 60’lı yaşlarını yaşıyor) Curtis bu filmde oynadığı rolün içine o kadar iyi girmiş ve makyajıda o kadar mükemmel yapılmış ki ben Curtis’in o rolde oynadığını törenden bir gün sonra filmi nette izlerken öğrendim. Öyle ki filmi seyrettiğim süre boyunca hep “nerede bu Curtis” diye sorup durdum ara ara. Ancak filmin ikinci bölümünde çözdüm olayı 🙂 ( Çok şükür )

Son olarak ödülleri silip süpüren meşhur film içinde bir şeyler söyleyeyim. Film, paralel evren var mı? sorusunu sahiplenmiş, uzak doğu savunma sanatlarıyla süslenmiş kara mizah dokulu film diyebiliriz. Aynı zamanda içinde aile ve aile içi dramayı da barındırınca bu kadar dalda ödül kazanması hiç sürpriz değil. Aslında bu filmin anakonusu üzerinden çok film yapıldı bugüne kadar. Ancak kurgu ve oyunculuk buram buram asya kokunca ciddi ilgi çekti. Filmin tek bir dakikasından sıkılmadım. Ancak bazı yerlerde tempo düşünce adapte konusunda kopukluk yaşamadım da değil hani.

Ancak herşey bir yana filmi asıl omuzlayan üç unsur vardı. Birincisi Yeoh’in performansı. Yani paralel evrendeki tüm türevlerinin içine hakkıyla girmiş. İkincisi Curtis’in Yeoh’un iki farklı evrende yaşadıkları birbirine zıt şekilde yaşanmış samimiyet ve kavga dolu sahneleri.. Üçüncüsü de yönetmenin kavga sahneleri ile duygu dolu sahneleri eşitleyerek tam tadında seyirlik hisler vermiş seyirciye.

Bence bu film kesinlikle izlenmeyi hakediyor. Hiç Oscar almamış olsaydı bile..