Bazen kelimeler, içimdeki o kaotik huzursuzluğu tarif etmekte yetersiz kalır sanırdım. Ama bugün sosyal medyada karşıma bir görsel çıktı ve bam! Nokta atışı yapmış. Görselde “Stresslaxing” diye bir terim tanımlanıyor. Türkçe meali şu: “Stresini atmak için dinlenmek istediğinde, seni strese sokan şeyle ilgilenmediğin için daha çok strese girmek.”
Bu kadar kısa, bu kadar öz ve bu kadar acımasız bir açıklama olamaz.
Hani o “Oh, bugün işler bitti, biraz uzanayım da dizi izleyeyim” dersiniz ya. Tam o sırada beyninizin derinliklerinden bir ses yükselir: “Ama yarın o raporu teslim etmen lazım, şu an dinlenerek vakit kaybediyorsun, başarısız olacaksın!”
Sonuç? Ne dizi izleyebiliyorsunuz ne de raporu yazıyorsunuz. Sadece kıvranıp duruyorsunuz. Bu tam bir kısır döngü. “Dinlenme” denen eylem, suçluluk ve anksiyete dolu bir işkenceye dönüşüyor.
Yani, bir dahaki sefere kanepede uzanırken tavanı izleyip kendimi suçlu hissettiğimde, bunun geçici bir “stresslaksasyon” anı olduğunu bileceğim. En azından artık adını koydum: Stresslaxing. Kulağa biraz havalı da geliyor sanki, değil mi? Yoksa sadece daha çok strese mi girdim? Kafam çok karışık.
Neyse, bu muhabbetin üzerine gidip biraz daha stresslaxing yapayım. En azından verimsizliğim artık resmiyet kazandı.

