Eee şekerim? Senin adam sana ne almış göster bakalım..

Yine yeni bir Sevgililer gününe daha eriştik Allah’a şükürler olsun!

Ekonomiye can katma temelli,fakat bu temeli gizleme maksadıyla “sevgi” duygusuyla sarıp sarmalanmış,tamamen gereksiz bir kutlama etkinliği..

Sevdiğimiz insana bir değer atfetme niyetiyle çiçekle,pırlantaya, parfümle,binbir çeşit kıyafetle parasal anlamda çok yoğun ilişkiler kurduğumuz bir gün aynı zamanda..

Sevdiğimiz kadına ( ister eşimiz ister sevgilimiz olsun ) jest yapmak ve onu 1 günlüğüne çok değerli hissettirme gayreti ile geçirdiğimiz bugün,bir yönüyle artık bir resmi,hatta dini bayramlar kadar önemli bir gün haline geldi. ( aslından getirildi demek daha doğru )

E hâliyle sevgililer günü için alınabilecek ürün gurupları da bu ürünün imalatçıları ya da tedarikçileri tarafından her türlü medyada bir reklam çığı üstümüze düşüyor.

En çok da Mücevherat firmaları ön planda kendini gösteriyor. Sevdiğiniz kadının değerini bir pırlanta değerine indirmeye başaran bu sektör, yeni kurbanlarına yönelik reklam stratejilerini son bir 1 aydır ivedilikle sergiliyorlar.

 

Mesela bu firmalardan birinin TV reklamına denk geldim geçen gün. Reklamda eşiyle birlikte bir koltukta oturan bir ablamız eşine, tatlı tatlı şöyle bir ricada bulunuyor : ” Kocacım evli olmamız sana halâ sevgili olduğumuzu unutturmasın tamam mı?” 

Yani abla mesajı net veriyor bu cümleyle. Bu cümlenin tam açılımı şu: “Bak evlendik,tamam karı kocayız, tamam anne ve babayız artık. Ama bak sen bana yine gidip bilmem kaç karatlık bir pırlanta almak zorundasın” 🙂

Yani almazsan canını okurum! demek bu.

E kocada napacak seve seve,gücü kuvveti doğrultusunda gösterişli sayılabilecek bir tek taş ( gerçi artık 3 taş,5 taş daha havalı ) alacak.

Yine bir başka reklamda da tüm Türkiye’nin yakından tanıdığı bir oyuncu çiftde,yine çok etkili bir yerden yakalıyor Türk kadınını. Kadın kadına bir muhabbet içinde olan kadın başrol oyuncumuz, ( reklamda da kendini canlandıyor aynı zamanda ) kendisine : “ee? Halit sana ne aldı?” diye soran arkadaşına: ” kolye almış diyerek Halit”in aldığı bilekliği gösteriyor. E tabi arkadaşıda soruyor başrol oyuncumuz: “e bu bileklik?” Bunun üzerine başrol oyuncumuz da gülerek cevap veriyor : Hayır Halit öyle sanıyor. Gidip mağazaya kolyeyle değiştireceğim” ( gülüşmeler gülüşmeler )

Şimdi bir düşünün iki lafın belini kıran o iki kadından birine bir hediye alınmasaydı ne olurdu? Diyalog şöyle gelişirmiydi sizce?

– Bak şekerim kocam bana küpe aldı. Nasıl?

+ Aaa çok güzelmiş

-Teşekkürler şekerim. Ee? Halit sana ne almış? Yoksa içinden gelmemiş mi? 

+ Yok canım bir şey almamış. Çünkü Halit’le bizim sevgimiz 1 güne sığdırılan bir gün değil. Yoksa Halit benden bir pırlantayı mı esirgeyecek? Biz sevgililer gününe karşıyız bir kere.!

– Haklısın şekerim. Çok doğru söyledin. Bende benim adama söyliyimde bir daha ki sevgililer gününe gidip birşey almasın. Ev zaten kuyumcuya döndü ayol! 🙂

İmkansız dediniz di mi? Valla bencede imkansiz.. Günümüz kadınlarının %90 nın böyle bir aydınlığa ulaşmasını beklemek hayalcilik olur sadece..

Şimdi bana sorun bunca yıllık evliliğinde hiç mi kutlamadın Sevgililer gününü? Bende cevap vereyim. Hiç!

Neden mi çünkü karımda bu günün ticari kaygılarla topluma  yerleştirilmiş bir adet olduğunu düşünüyor. Ama yalan olmasın belki arkadaşlarından özenmiştir de söylememiştir ve içinde kalmıştır diye 3-4 sene önce en ekonomik olanından adet yerini bulsun diye hediye etmiştim. Sevindi elbet. Takı ve süs kadının yaradılışına kodlanmış bikere 🙂

Bu arada yazıma başlamadan hemen önce Facebook’da Üstün Dökmen hocamın çok yeni bir paylaşımına denk geldim. Hocam aynen şöyle yazmış bakın. “Sevgililer gününde ben ve eşim birbirimize pırlanta almayacağız. Çünkü sevgimizin pırlantaya, parlatılmaya ihtiyacı yok”

Vallahi mesajı harika ve tam bir ustalıkla vermiş hocam ( bayıldım ) Sizce de haklı değil mi Allah aşkına?

 

 

Kredi kartı sponsorluğunda kutlanan Sevgililer gününe ulaştık elhamdülilah..

Peluş oyuncak bir ayı’nın sevgi sembolü haline gelmesi bile başlı başına bir sevgi erozyonu değil mi? Sevgi dediğimiz içeriği ve zenginliği sınırsız olan üstelik en çok da insanın üretmeyi basardığı kutsal bir erdemi, kapitalizim isimli yıkıcı ve hatta yok edici bir canavarın eline teslim etmek ne acı..

Samimiyetin en yüksek dozdaki hali olan sevgi’nin taşındığı kalpte diğer metalaşan duyguların altında inim inim inlediği günümüzde yeni bir sevgililer gününe daha kavuşmanın hüznü ve eleştirisi içindeyim. Sevgiyi gösterme biçimlerinin en tepesindeki yerini her zaman koruyan çicekler, artık tek başına yeterli gelmiyor. Sevgiyi maddeleştirme arzumuz, dünya hevesimizin azgınlığından beslenmiyor mu sizce de?

Özel günler diye uydurulan ve alım gücü denilen özelliğimizi sömüren bu anlayış, bizi sevdiklerimize olan yoğun duyguları nasıl da maddi bir beklentiye dönüştürüyor böyle..

Üstelik aldığımız hediyelere baktığımızda ömrü hiç te uzun olmayan, gereksiz ve bir sonraki seneye kadar muhafaza etmeye bile lüzum görmediğimiz eşyalara meylettiğimize şahit oluyoruz.

Bir sevgiye sahip olmak ve sevgililer gününde yalnız kalmamak gibi bir kuruntuya sahip olanların günübirlik sevgili arayışları, sevgililer gününde sırf sevgilisine mahçup olmamak için dünya kadar parayı lüzumsuz bir peluş bir oyuncağa harcamaları, En lüks mekanlarda yemek yeme heveslileri, tek taş denilen pahalı, ışıltılı, satın alındıktan sonra etrafa hava atmaya yarayan fakat sonrasında hiç bir manevi değer taşımayan uydurma taş’a olan rağbet, ne kadar da egomuza köle olduğumuzun bir vesikası gibi.

Ben tüm özel günlerin genel anlamda boş olduğuna inanan bir kafadayım. Genel olarak diyorum çünkü varsa sadece bir faydası vardır. O da sevdiklerini ihmal eden insanların böyle günlerde daha insani ve samimi duyguları yaşayabilmesi. Yoksa samimi anlamda sevebilen ve yeterli değeri gösterebildiğiniz yanınız güçlüyse, böyle günleri önemsemiyorsunuz bile..

Şimdi adet yerini bulsun diye her sevenin sevgililer günü kutlu olsun. ( Hediyesiz ve doğal anlamda tabi ki )