Davulun sesi ne yakından ne uzaktan…

Sevgili dostum Lev Nikolayeviç,

​Ramazan ayının yarısını bitirdik artık. Yine bir pandemi gölgesinde geçen tatsız sahurlar ve iftarlar arasında, ruhumuzu arındıracak manevi tatlar arayışındayız…

​Ramazan ayının ritüelleri bile bomboş geliyor bize artık. Ne iftar davetleri var ne de gözümüz bize en yakın caminin mahyasına bile takılıyor. Bir tek sahur vaktine bir saat kala ortaya çıkan ve duygusuzca davula tokmak vuran “sözde” Ramazan davulcuları var. Allah’tan onlar var diyeceğim ama diyesim yok inan. Bir geleneği yaşatmak için açılan ihalelere katılıp sırf âdet yerini bulsun diye ortada gezinen emekçiler bu arkadaşlar. Eski zamanların en keyifli âdetlerinden biriydi bu; davulla ahaliyi sahura kaldırma olayı. O zamanlar çalar saat yok, cep telefonu yok. Yani davulcu bizim her şeyimiz. Ve yalnızca davul çalmayan; çalarken de akıcı, güzel bir ritimle çalan, arada Ramazan ayına yakışır keyifli maniler okuyan davulcular…

​Yani ahaliyi davulla uyandıran davulcunun akabinde, insanlara maniler yoluyla güzel mesajlar veren gönül erleriydi onlar. Şehirde değil ama köylerde yaşayanlar daha iyi bilirlerdi onların kıymetini. Benim çocukluğumda yaşadığım köyde Ramazan davulcusu, özellikle bahşiş alabileceği komşularının kapısında daha bir gür çalardı davulunu. Ev sahibinin ismini okuduğu maninin içine eklerdi.

​Şöyle ki;

Besmele ile çıktım yola,

Selam verdim sağa sola,

Eyy benim Mustafa emmim,

Sahurun bereketli ola.

​Ya da;

Davulcunuzum kapınıza geldim,

Cümlenize selam verdim,

Duydun mu Osman Ağa?

Bahşişimi almaya geldim.

​Hatta yine hiç unutmam, uykusu ağır olan bey amcalar gündüzden davulcuya tembih ederdi: “Bizim kapıda fazla çal!” diye. Davulcu da o evin önünde fazladan çalar, ayrıca “Uyan artık Ahmet amca!” diye bağırır, evin ışıklarının yanmasını beklerdi.

​Şimdi günümüzde bunu yaşatmak elbette imkânsız. Görevlendirilen davulcu, bırakın mani okumayı, bölgesindeki her sokağa sesini duyurmak için bir kamyonetin arkasında canhıraş bir yetişme telaşında…

​Çaldı mı, çaldı. Herkes duydu mu, duydu. Mesele bundan ibaret. Bak şimdi, bu mektubu yazarken geçti davul görevlisi (ben onlara böyle demeyi uygun görüyorum): “Güm be de güm güm! Güm güm be güm!” Tatsız, keyifsiz bir gümbürtü; bir kulaktan girdi, diğerinden çıktı. “E, buna da şükür” diyenler adına daha fazla etmekten kaçınacağım sevgili dostum.

​Şimdi bana müsaade. Acıkmamış midemi biraz su ve bir tane rafadan yumurtayla doldurmaya gidiyorum. Umarım Allah için aç kalışımı bir iki güzel amelle de süslerim.

​Hayırlı Ramazanların olsun sevgili dostum Lev Nikolayeviç…

​Huzur içinde yat.